Eğitim öğretimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Eğitim Bilimciler eğitimi; bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla istedik davranış değişikliği meydana getirebilme süreci olarak tanımlamaktadırlar. Öğretim ise “bir öğretmeler, öğrenmeye dönük faaliyetler manzumesi veya kurumsallaşmış öğretmeler topluluğudur.” Başka bir deyişle öğretim, öğretme ve öğrenme faaliyetlerinin bileşkesidir. Yani öğretim, öğretme ve öğrenmeyi birlikte kapsamaktadır.(1) diye tanımlanmaktadır. Hem eğitim hem de öğretimin tanımların bileşkesi bireydir. Birey kavramı ile bazen bir öğrenci, bazen bir genç, bazen de bir yetişkin kast edilmektedir. Çünkü öğrenme dediğimiz olgu bir ömür boyu sürer. Öğrenen birey öğrendiği olguyu illaki okulda öğrenecek diye bir durum söz konusu değildir. Yaşamımızın ilk yıllarında ilk öğretmenlerimiz anne ve babalarımızdı. Bu nedenle ilk çocukluk devresi birey için çok ama çok önemlidir. Bu dönem de çocuklar sevgiyi, saygıyı, paylaşmayı, dayanışmayı, kavga etmeyi, hoşgörüyü öğrenmektedirler. Okulun ve öğretmenin yaşamlarına olmadığı bu dönemde bireyi şekillendiren ailesidir. Bireyin ihtiyaçlarının diğerleri tarafından karşılandığı bu dönem de ana ve babalar bazen kendi rahatları için küçük küçük rüşvetler verirler çocuklarına. Hatta bazı ebeveynler o küçücük çocuklara sinkaf kelimeler telaffuz ettirerek hep birlikte gülerler. Bazen de o küçücük çocuk onu dünyaya getiren annesine fiziksel şiddet uygular. Bunların hepsi belki küçük küçük davranış kalıplarıdır. Bu davranışlara gülüp geçeriz. İşte bu küçücük verilen rüşvetler o küçücük çocukların ileriki yaşantılarında farklı olumsuz davranış kalıpları olarak karşımıza çıkmaktadır. Annesine kendi isteği yapılmadığı için vuran, vurarak kendi isteğinin karşılanması isteyen çocuk bilinçaltına büyüyünce kadına vurulabileceğini kodlamaktadır. Bu kadın bazen annesi olur bazen dünyalara değişmediği yârim diye seslendiği bir kadın olur. Bilinçaltındaki kodlama kaldırılmadan, tedavi edilmeden o bireyin kadına saygı duyması mümkün değildir. Sokakta veya alışveriş merkezlerinde annesinin yanında ağlayan çocuklar görürüsünüz. İşte onlarda rüşvetin peşindedirler. İstediği şeyi annesi ya da babası alırsa ağlamayı keser. İstediği şey olmazsa ya da alınmazsa feryat figan ağlanmaya devam eder. O yaş grubu çocuklar çok uyanık olurlar. Ebeveyn olarak ayaklarınız yere iyi basarsa onun sizi yönetmesini engelleyebilirsiniz. Ama ağlamasıyla onun isteklerini yerine getirirseniz iş işten geçmiştir. Bu nedenle çocuklarımızın gösterdiği davranışların temellerini iyi atmalıyız. Olumsuz davranışlarını mutlaka düzelmesini sağlamalıyız. Olumsuz örnekler doğurabilecek davranış kalıplarını bilinçaltına kodlamasını engellemeliyiz.
Çocuklarımızla iletişim kurarken onların gözlerin içine bakmalıyız. “Gözler kalbin aynasıdır yalan nedir bilmez onlar” mısraları durum çok iyi özetlemektedir. İletişim konusu çok önemli olmakla birlikte çoğumuzun önemsemediği bir konudur. O nedenle insanlar iletişim aracı olarak dili kullanırken çoğu zaman iletememe, iletişimsizlik sorunu yaşayabilmektedirler. Biraz anlayış, hoşgörü yada empati iletişim önündeki engelleri bir çırpıda ortadan kaldırabilecek güçte kavramlardır.
- Doğduğunda çocuklar gibi şen olduğumuz yavrumuz, bir parçamız, sonradan bizimle neden anlaşamıyor?
- Yavrumuzla duygularımız, davranışlarımız neden çatışıyor?
- O doğduğunda sessiz olan evimiz onun büyümesiyle birlikte neden yaşanamaz bir hal alıyor?
- Birbirimizle neden anlaşamıyor ve neyi paylaşamıyoruz?
Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Bir arada yaşayan insanlar birbirlerine hoşgörülü olmak ve birbirlerini anlamak zorundadırlar. Sizin sorununuzu siz çözeceksiniz. Bir reklamda “ Çaresizseniz çare Sizsiniz !” derler ya gerçekten bu işin çözümü insanın pozitif düşünme becerisini geliştirmesine bağlıdır. Olumsuz düşünerek, olaylara şüphe ile bakarak çözülebilecek sorunları içinden çıkılamaz ve çözülemez problem haline yine biz getiririz. Bu nedenle çözüm odaklı düşünmek hem bizi hem de etrafımızda yaşayan insanları mutlu eder. Zaten amacımız bize verilen kısıtlı yaşam sürecinde mutlu olmak değil midir? Hayatımızda olumsuz davranış kalıplarına gösterdiğimiz anlık tepkilere sonradan güldüğümüz, hatta suçluluk duygusuna kapılarak pişman olduğumuz durumlar olabilmektedir. Ama “Öfke ile kalkan zararla oturur.” atasözünü unutmamak öfkemizi kontrol edebilme yollarını yine kendi kendimize bulmalıyız. Bu konularda birilerinden yardım almak, görüş alışverişinde bulunmak insanları rahatlatır, yanlış tepki vermesini engeller. Olumsuz davranışa karşı verilen tepkiler ikna edici ve seçenekli olmalıdır. Bireye emir vermek onun tepkisini azaltacağı yer de karşı duruş sergileme ve savunma durumuna geçmesini sağlar. Bu durum ise kişilerin telafisi zor duygusal travmalar geçirmelerine neden olur. Bu gibi durumlarda hayatımıza empati kavramı devreye girmelidir. “Empati veya eşduyum, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir.” (2) Size göre yanlış olan olumsuz davranış kalıbını söndürmek çaba ister. Bu çabanın yeterli olmadığı dönemler de olabilir. Bu dönemlerde yapılacak en önemli iş bir psikolog ya da bir psikiyatri sten yardım almaktır.Ama işin özünün birbirimizi anlamaktan geçtiğini unutmamamız gerekir.07/03/2013


