Abdullah bin Zeyd Ensari duası makbul bir insandı. Ellerini kaldırdı. “Allahım Resulünün cemalini görmeyen göz bana lazım değildir gözlerimin nurunu al” diye dua etti. O anda ama oldu. Bazı sahabeler ondan ayrı Medine’de kalamayacaklarını anlayınca başka beldelere göç ettiler. Bilal bunlardandı. Şam tarafına gitmek istiyordu, Ebu Bekir Bilal’den Hz. Peygamber zamanındaki gibi müezzinliğe devam etmesini rica etti. Bilal Hz. Peygamberi görmeden bu şehirde durmaya takatim yoktur, eğer beni dünyada faydalanmak için azat etti isen emret işlerini göreyim, yok Allah’tan sevap umarak azat etmişsen beni kendi halime bırak dedi. Hz. Ebu Bekir bu söz üzerine onu serbest bıraktı. Bilal Şam’a gitti.[1]
Bir müddet orada kaldı. Bir gece rüyasında Hz. Peygamberi gördü. Efendimiz Bilal’e “Ey Bilal bize cefa ettin. Bizim komşuluğumuzu bıraktın, bizi ziyaretten geri durdun” diyordu. Bilal uyanır uyanmaz Medine yollarına düştü. Medine’ye geldiği günlerde Hz. Fatıma dünyadan göçmüştü. Bilal doğruca Hasan ve Hüseyin’in huzuruna gitti. Hürmetle hatırlarını sordu, sonra anneleri Fatıma’yı sordu. Onlar anne hasreti ile ağladılar ve o dünyadan göçtü dediler. “Ey Rasulullah’ın ciğerparesi ne çabuk babana kavuştun” diyen Bilal hıçkırıklara boğuldu. Vakit öyle namazı vakti idi. Bazı dostları Bilal’den ezan okumasını istediler. Israrlara karşı koyamadı Ezan okumak için Peygamber mescidinin damına çıktı. Bilal’in geldiğini işiten Medine halkının bir kısmı mescidi doldurmuştu. Bilal “Allah u Ekber” dediğinde Medine evlerinden bir feryat yükseldi. Bilal Şehadetin ikinci kısmında “Eşhedü enla ilahe illallah” dediğinde feryat ve figan çoğaldı. Genç kızlar, çocuklar ihtiyarlar sokaklara döküldü. Medine Hz. Peygamberin vefat ettiği güne döndü. Bilal ezanı tamamladığında “Ey Dostlar sizlere müjdeler olsun Hz. Peygambere ağlayan göz cehenneme girmez” dedi..
Bu fazilet Rasulullah’ın zamanı saadetine mahsus değildi. Kıyamete kadar onun davetini kabul eden Müminlerden her kim onun vefatı ayrılığına dayanamayıp ağlarsa bu sevabı alır denildi. Çünkü onun vefatı bütün ümmetin musibetidir.[2]
İbn-i Abbas anlattı: Ben Resulullah Aleyhisselamdan işittim. Buyurdu ki; ümmetinden her kimin iki çocuğu kendisinden evvel vefat etse Allah-ü Teala o kayıplarından dolayı o şahsı cennetine koyar.
Hz. Aişe sordu: Ya Rasulallah ya hiç önden gideni olmayanın hali nice olur? Hz. Peygamber “Ben bütün ümmetin (önden gideniyim) kayıbıyım. Onlara benim vefatımdan daha büyük musibet erişmez” buyurdu.
Bilal tekrar Şam’a döndü. Yılda bir Hz. Peygamberi ziyaret ederdi, Şam’da vefat etti.
Sahabelerin bir kısmı ise Medine’de kalmaya devam etti. Ona olan iştiyakları artınca kabri huzuruna giderler aradıklarını bulurlardı.
Hz. Aişe’den anlatıldı:
Hz. Peygamber defin olunduktan üç gün sonra çöl Araplarından biri geldi. Kabre yaklaştı, bir avuç toprak aldı. Bir yandan toprağı başına saçıyor, bir yandan da – “Ya Rasulallah sen Allah’tan almış bize tebliğ etmiştin. Biz de işitmiştik (Onlar, kendilerine yazık ettiklerinde, sana gelip Allah'tan mağfiret dileseler ve Peygamber de onlara mağfiret dileseydi, Allah'ın tövbeleri daima kabul ve merhamet eden olduğunu görürlerdi.[3] buyurmuştun. Ben nefsime zulmettim günahlara batmış bir şekilde huzuruna geldim. Ta benim için Allah’tan af dileyiverirsin” diye inledi sızladı. Nihayet Hz. Peygamberin kabrinden “seni bağışladılar” sesi işitildi.
O Gittikten Sonra
O müminleri kardeş bırakmıştı, biz ırklara ayırdık!
O bize bir izzet bırakmıştı, biz esaretle bağlandık!
O kalbimizi almış Allah’a bağlamıştı biz kopardık!
İslam alemi kan gölüne dönmüş durumda, her yerden acı feryatlar yükseliyor!
Bu feryadı dindirecek, bu kanı durduracak yine O’nun sünneti, yine O’nun bıraktığı emanet, Ehl-i beyti ve Kur’an!
Çünkü O
Ummü’l-kura da, Şehirlerin anasında, kanarlığın tam ortasında, yokluğun tam ortasında;
Düşmanlığın zulmün ve şiddetin tam ortasında, feryatların, yetimlerin, canlı gömülen kızların tam ortasında, kölelerin esirlerin, firavunların, putların, zalimlerin, fuhşun, kumarın, faizin tam ortasında doğmuştu.
23 yılda insanlığa bir saadet asrı bırakıp gitti.
Yesrib medeniyetin anası oldu O geldi diye!
Okuduğu Kur’an güneş, O bedirdi gecelerde
Tam denildiği gibiydi
“Bir yetim başı okşadın, öksüzlüğü öğrendik seninle
Bir kız çocuğunu omzuna aldın, gülleri andık seninle
Bir mazlumun yanına durdun, bir kölenin ekmeğini paylaştın
Bir putu kırdın kendi elinle
Temizledin arzın yarısını kelime-i tevhidinle
Kendi elinle kardeş ettin Evsi, Hazreci
Yüz yıllık savaştan sonra
Kalbe düşürdüğün ateş, ayırdı madenleri
Temizledi öz cevherden bütün pislikleri
Bir ırmak akıttın kalplerde
Bir çiçek açtın, yeryüzü çiçeklendi seninle…”
Bize hiçbir bahane bırakmadı. Her birimiz o günkü Müslümanların sahip olduğu imkanlardan yüz defa daha fazla imkana sahibiz!
Yapılacak şey o kadar zor değil aslında “ Allah mü’minleri kardeş yaptı” kalbimizden mü’minlere karşı kin ve nefreti kaldırıp sevmeyi öğrendiğimiz gün işin bize düşen kısmı tamamlanmış demektir.
Kutlu doğumunuz kutlu olsun efendim!
[1] Tabakatü’l Kübra, 3/238
[2] Hasaisü’l Kübra, 4/491, Taberanî, Evsat’ta nakletti.
[3] Nisa Suresi, 64


