22 Nisan 2026, Çarşamba
06:27
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

İnsan düşünebilen sosyal bir varlıktır. Onu diğer canlılardan ayıran bu özeliği sayesinde çevresine hükmedip ister kişiler arası isterse doğal çevreyle ilgili olarak var olduğu günden beri bir etkileşimin ve arayışın içinde olmuştur. Bu nedenle dünyada yaşadığı mekâna bağlı olarak hep bir değişim içindedir. Fiziksel olarak gelişen insanoğlu sosyal bir varlık olarak bulunduğu kültürün etkileri içine girerek o kültüre ait öğeleri besler ve kuşaklar arası aktarımı da bu sayede yerine getirmektedir. Bu toplumsal işlevini yerine getirirken bireysel gelişmişlik düzeyi  ve özgür düşünme gücü gibi özellikleri ön plana çıkan insanoğlunun değişeme ayak uydurabilmesi için gelişmeye açık, eleştirel düşünebilen ve oluşan sosyal duruma ayak uydurabilen bir bakış açısına sahip olması gerekir.

            Toplumu oluşturan farklı kökene sahip insanların birbirlerini ötekileştirmeden kabul edebilmeleri ve birlikte yaşama kültürünü edinebilmeleri için eğitim çok önem arz etmektedir. Farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesi bireysel gelişmişlik düzeyi ile yakından ilgilidir. Bu nedenle kişileri etnik köken, inanç ve bireysel özellikleri nedeniyle yargılamadan kabul edebilmek ortak yaşam kültürü oluşturma açısından çok ama çok önemlidir. Çünkü kişi bu özelliklerini bireysel tercihleri doğrultusunda seçmeyip bulunduğu kültürün ona kattığı değerler sisteminden edinmektedir. Bu nedenle insanı etnik kökeni, inancı ve bireysel özellikleri nedeniyle yargılamak ve bu nedenle ötekileştirmek son derece tehlikeli sonuçlar doğurarak birlikte yaşama bilincini de ortadan kaldıracak tehlikeli hareketlere zemin hazırlar.

            Bu nedenle ortak yaşam kültürünü oluşturmanın yolu ancak birbirimiz olduğumuz gibi kabul etmekten geçer. Çok uluslu ve çok kültürlü Osmanlı İmparatorluğu bu sayede ayakta kalmış ve 620 yıl İslam’ın bayraktarlığını yapmıştır. Yaşadığımız bu cennet vatanda yüz yıl önce kimse etnik kökeninden, inancından dolayı horlanmamış aksine insanlar birbirlerine hoşgörü ile yaklaşarak birlikte yaşama kültürünü oluşturmuşlardır. Emperyalist sömürgeci devletler işgal ettikleri her devlete zorla kültür emperyalizmi içeren politikaları hayata geçirirken Osmanlı İmparatorluğu fet ettiği topraklarda kimsenin dini inançlarına ve kültürel dokusuna karışmamıştır. Bu hoşgörü anlayışını topluma hâkim kılan bizim ecdadımız değil miydi? Yunus Emre “ Yaratılmışı hoş gördük, Yaradan’dan ötürü” demiyor muydu? Yüzyıllar önce. Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri, “Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, mecusi olsan veya puta tapsan da gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da gel” diye seslemedi mi tüm insanlığa. Allahu Teala Hucurat süresinin 13. Ayetinde  bizlere “Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvâda en ileri olanınızdır”” diye öğüt vermedi mi bize.

        O O zaman birlik ve beraberliğimizi sonuna kadar savunacağımız bu günlerde bize neler oluyor. Hepimiz din kardeşi değil miyiz? Neden her şeye öfkelenip önünü arkasını düşünmeden etrafı kırıp geçiriyoruz. Pişman olacağımız hareketleri neden sergileyip toplumu huzursuz ediyoruz. Kendi bireysel çıkarımızı neden toplumsal çıkarların önüne geçirmekte yarışıyoruz. Neden birbirimizi şucu bucu diye kategorilere ayırıp çatışma ve ayrışma kültürünün temellerini atıyoruz.Bu tür sorular ve bu sorulara verilecek cevaplar  umarım ortak yaşama kültürünü oluşturma kapasitesi olan bizleri tekrar tekrar düşündürür.Bu ülkede yaşayan herkes et ve tırnak gibidir.Bu güzel ülkeyi kimse bölemez zaten bizde bölünmeyiz.Bu coğrafyada yaşamak bedel ister.Bu bedeli bu millet Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında Lozan’da fazlasıyla ödemiştir.Bu nedenle hiçbir güç tekrardan bir bedel ödetmeye kalkışamaz  biz birlik ve beraberliğimizi muhafaza ettiğimiz müddetçe.Gelin dostlar Hazreti Yunus Emre’nin ifadesiyle “Gelin tanış olalım,İşi kolay kılalım , Sevelim sevilelim ,Bu dünya kimseye kalmaz.” mısralarını yaşamımıza düstur edinelim.

        Eğitimde değişimi gelişerek biz yakalayacağız. Teknolojinin baş döndürücü bir şekilde gelişmesini takip edebilmek için enerjimizi boşa harcamamız gerekir. Eğitim müfredatımızı günün gelişen şartlarına uyarlamak için bize çok ama çok önemli görevler düşmektedir. Bu görevleri yerine getirirken resmin bütününü görmek, sorunların çözümüne odaklanmak bizi başarıya götürecektir. Güçlü ülke olabilmek ve bunu devam ettirebilmek genç neslin iyi eğitilmesine katkı vermek hepimizin vatan borcudur.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı