Konumuzu aydınlatmak için anne karnındaki bebek konuşarak giriş yapacağız!
Soru:
-Anne karnındaki bebekle konuşulur mu?
Cevap:
-Yunus’un çiçekle konuştuğu gibi bizde bebekle konuşacağız. Yunus Emre çiçeğe sormuş:
-Annen baban var mıdır?
Çiçek demiş:
-Ey derviş baba! Annem babam topraktır. Şimdi biz de bebeğe soruyoruz:
Bu hortumu bana satar mısın?
-Amca sen ne diyorsun, o hortum benim her şeyim. Ben onu sana verirsem hayatım söner, çünkü ben onunla besleniyorum.
Pekiyi şu eller ne işe yarıyor?
Amca bunları buraya takmışlar, doğrusu ben de bilmiyorum.
Ya şu ayaklar ne işe yarıyor?
Gerçekten onları da bilmiyorum.
Şu iki tane göz, iki tane kulak, ağız, burun ve sair cihazlar sana niçin takılmış?
Doğrusu senin sorularına verecek hiçbir cevabım yoktur.
Şimdilik bunların hiçbirine ihtiyacım da yok. Zaten bunları ben takmadım, birisi bana bunları takmış.
O halde sözümü iyi dinle, bunları sana takan rast gele takmamış. Sen kısa bir müddet sonra buradan çıkıp bir başka âleme gideceksin ki; burada ‘her şeyim’ dediğin o hortumun, orada hiçbir işe yaramayacak ve kesilip atılacaktır. Lüzumsuz sandığın ağız, burun, göz, kulak, el, ayak dil, dudak gibi şeyler de en lüzumlu âletler olduğunu göreceksin.
O çocuk şu anlatılan gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse, hakikaten hortumun hiçbir işe yaramadığını, ebenin onu kesip attığını görse ve lüzumsuz sandığı âletlerin en lüzumlu şeyler olduğunu ve onlarsız hayatın bir değeri olmayacağını görse, kendisine bu tavsiyeleri yapana karşı mahcup olur mu, olmaz mı? Vay be inanmadığımız bu şerler, nasılda gerçekmiş diye dizlerini döver mi, dövmez mi?
Tıpkı o çocuğun anne karnından çıkıp, şu dünyaya geldiği gibi, insanlar da anne karnı hükmünde olan şu dünyadan, kısa bir zaman sonra çıkı çıkarılıyor. Fakat bu çıkış, bir başka âleme doğuştur, o âlemin adı da ahirettir.
Biz şu anda dünya anamıza maddi hortumlarla, midemiz ile bağlı durumdayız. Eğer biz o çocuğun dediği gibi; işte geçinip gidiyoruz. Şu dinin, imanın, İslam’ın namazın, orucun, haccın ve zekâtın, ne gereği vardır dersek?
Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkaktır!
“Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir âleme götürüleceksiniz ki; burada ‘her şeyim’ dediğiniz o maddi hortumlarınız, orada hiçbiri işe yaramayacaktır.
Lüzumsuz sandığınız din, iman, namaz, zekât ve hac gibi ibadetlerin en lüzumlu şeyler olduğunu göreceksiniz.
Orada insanların arabasına, parasına, servetine ve suretine göre değil; ameline ve ibadetine göre değer verilecektir.
Yani namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayır hasenatınız, ahirette sizin için bir servet olacaktır.
Altından ırmaklar akan saraylara dönüşecektir. Kevser havuzu olacaktır.
Sırat köprüsünde Burak, sonu gelmeyen bir saadet, kısacası cennet olacaktır.”
Eğer biz bilgiçlik taslayarak, eskidendi öyle şeylere. Şimdi yirmi birinci asırda yaşıyoruz. Fen ve teknik asrında bulunuyoruz. Öyle şeyleri düşünmeye bile vaktimiz yoktur dersek, Rabbimizin peygamberler vasıtasıyla bize bildirdiği bu gerçekleri kabul etmez, tembellik edip ibadetsiz kalırsak veya inkârcı olarak ahirete gider, gerçekleri orada görürsek, pişman olur muyuz olmaz mıyız? Peygamberler karşısında mahcup olur muyuz olmaz mıyız? Hakikaten “her şeyim” dediğimiz hortumlarımızın, yani arabamızın, atımızın apartmanımızın, paramız ve servetimizin hiçbir işe yaramadığını müşahede ederek, ibadetlerin her şey olduğunu anlarız. O vakit anne karnında iken kendisinde takılı bulunan âletleri, lüzumsuz gören çocuk gibi olmaz mıyız? Dizlerimizi dövmez miyiz? Keşke inansaydık, keşke namazımızı kılsaydık, orucumuzu tutsaydık, zekâtımızı tam olarak verseydik, Allah için yaşasaydık, iki cihan güneşi, emsalsiz insan, şanlı Peygamber, Hz. Muhammed’in (sav) yolunda yürüseydik demez miyiz?
Ey insan! Pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al...
Kalbine kut (gıda) ve gına, Kabrinde gıda ve ziya (ışık), Mahşer ’de senet ve berat, Sırat Köprüsü’nde nur ve Burak.
Namazsız adam böyle bir serveti kaybettiğini keşke bir anlaya bilseydi!
Üstad Bediüzzaman, namazla ilgili olarak, şu müjdeyi veriyor: “Acaba bu misafirhane-i dünyada aciz ve fakir bir insanın, kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan, kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan mahşer ’de senet ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek olan sırat Köprüsü’nde nur ve Burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?” (1)
Kaynaklar:
(1). Sözler, Sayfa No. 271, Bediüzzaman Said Nursi, Envar Neşriyat,
İstanbul.


