Türkçede ki "bayram"ın aslı, Farsça "bezm-i râm" dan bozma "bezrâm" imiş. "Sevinç ve eğlence günü" demek. Farsçaya Eski Türkçeden geçtiğini söyleyenler bile var.
Arapçada bayramın karşılığı ‘ıyd’. Bu "tekrar dönmek, dönüp dönüp gelmek" anlamındaki ‘avd’ kökünden geliyor. İlginç bir tevafuktur ki hacc kelimesi de aynı anlama geliyor: Tekrar gitmek/gelmek, dönüp dönüp gitmek/gelmek.
Evet, bu yılda bayram tekrar döndü, tekrar geldi. İçlerimizi huzur, sevinç, heyecan sardı. Herkes heyecanlanıyor; çünkü bayram geldi! Bayramda ne yapacağım, nasıl geçireceğim, kimleri ziyaret edeceğim gibi bir sürü sorularla/meraklarla geliyor bu yılda bayram.
Ee ne de olsa senede iki defa geliyor bu bayramda güzel anılarımız olmaz ise güzel bir bayram anısı için önümüzde koskocaman bir sene var. Aklımızdakini hayatımıza ve anılarımıza kaydetmek istediğimiz şeyleri birkaç günlük bayram süresinde adeta bir anımızı bile boşa geçirmeden yapmalıyız. Yoksa istediğimiz şeyleri bu bayramda yapmaz isek diğer bayrama koskocaman bir yıl var. (ona da çıkabileceğimiz meçhul)
Sevgili dostlar! Siz bu bayram ne yapmak istiyorsunuz hiç düşündünüz mü? Nasıl geçirmek istiyorsunuz bu bayramı?
Kim o!.. “Ben bu bayram kurbanı keseceğim sonrada etin güzel tarafından tam da mangallık bir parça alacağım, bayramın ilk günü kurbanlıkla uğraşırsam eğer ikinci günü güzel bir manzaralı yere gidip orada güzel bir mangal yapacağım; üçüncü gün ise başka bir yerde mangal, dördüncü gün ise daha başka bir yerde mangal yapıp harika bir bayram/tatil geçireceğim” diyen, kim?
Kim o!.. “Ben bu bayramı uyuyup dinlenerek geçireceğim, kimseye bayramlaşmaya gitmeyeceğim, bu bayramda/tatilde şöyle güzeeelce dinleneceğim” diyen, kim?
Ve kim o!.. “Ben bu bayram Allahın rızasını kazanmanın derdinde olacağım. Allahın rızasını bu müstesna günde “nasıl kazanırım?” sorusuna cevap bulup, bulduğum o cevapla bu bayram ben amel edeceğim. Akrabalığımızın unutulmaya yüz tutmuş olan eski, uzak akrabalarımı dahi herkesi ben bu bayram ziyaret edeceğim; o incelen, kopmak üzere olan o akrabalık ipine bir düğüm atıp anı değil akrabalığımızın geleceğini yeşerteceğim. Keseceğim kurbandan kurban kesemeyen evlere de göndereceğim; hatta dinin belirlemiş olduğu tam asgari sınırda tartıp onu vermek yerine biraz daha fazlasını kurban kesemeyen hanelere göndereceğim. Onlar da anlasınlar ki boynunda kapitalizmin tasmasını taşıyan bu umum dünyada hala o tasmayı takmamaya direten ve bizleri de düşünen insanlar var diye düşünürse, onlar için ne kadar da güzel olacak umuduyla ben kurban kesemeyen evlere de kestiğim kurbandan ikram edeceğim. Hatta Müslüman olmasa dahi çevremdeki insanlara da ikram edeceğim, belki o beyinlerine nakşedilmiş olan İslamofobi’nin etkisinden kurtulurlar; ama ben bu yapacaklarımı aslında sadece Allah’ı razı edebilmek için yapacağım” diyen, kim?
Peki, siz kimsiniz?
Istılahı anlamı olarak kurban; yaklaşmak anlamına gelmektedir. Terim anlamı olarak ise Kurban; Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek niyetiyle kesilen hayvan demektir. Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakk’a hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunarak halka yaklaşmaktadır.
Kurban insanların beyninde ve hayatında olması gereken konumu bu iken neden bazı insanlar “kurban” denince “et-tatil-sakin kafa” üçlüsünü anlıyorlar ki direk?
Evet, kurban denince “et” aklımıza elbette gelecek yalnız “infak edilecek olan et” ile birlikte gelecek. Evet, kurban bayramı denince akla “tatil” gelecek ama otelde ve plaj da tatil değil “dost ve akrabalarının yanında tatil” akla gelecek. Evet, bayram denilince akla sakin kafa gelecek ama “bayrama hak ettiği değeri verdikten sonraki sakin kafa” akla gelecek.
Namazda zamanımızla, oruçta midemizle, hacda rahatımızla göstermiş olduğumuz teslimiyeti kurbanda ise malımızla gösteriyoruz. Mal insanın en çok sevdirildiği dünyeviyetlerden birisidir. Nitekim Hz. Peygamber (as) “bana evlat ve mal sevdirildi” diyordu. Kurban bir insanın en sevdiği şeyi bile Allah yolunda harcaya bilmesinin eğitimidir Müslümanlar için.
Kurban ve teslimiyet kelimeleri yan yana kullanıldıkları zaman bir buçuk milyar insanın aklına hep Hz. İbrahim hep Hz. İsmail gelir. Allahtan gelen emre boyun eğen iki eşsiz insan, hayatlarında İslam’a şahitliğini teslimiyetleriyle göstermiş olan o babayla oğul bizlere kurban bayramlarında Allah’a nasıl teslim olacağımızı öğretmişlerdir.
Umuyoruz ki bizim teslimiyetimizde onların teslimiyetinden ders çıkartan bir “teslimiyet” olur.
Dünyadaki savaş meydanlarına da bayramın ulaşa bilmesini en çok istediğim günlerdendir bugün, yarın ve gelecek…
Hepinizin ömrü teslimiyet dolu bir ömür, ahreti ise bayram olan bir esenlik yurdu olması duası ile…
Hayırlarla dolu nice bayramlarınız olsun inşallah…