İnsan vatanından ayrıldığında ekseriyetle büyük bir hüznün içine düşer. Hasret dolu satırlar dökülür kaleminden. Sonra da kelimelerin hasretini ifade etmedeki yetersizliğinden şikayet eder! Ben de öyle yapacağımı sanıyordum. Bu korkuyla bir iki gün elimi klavyeye sürmedim. (Zaman ne çabuk değişiyor, bu deyimin aslı elime kalem almadım idi değil mi?)
Ne var ki böyle olmadı. Arabadan indiğimizde (bizi hava alanından alan görevli, sürekli moralimizi bozacak şeyler anlatmasına rağmen ) ‘bu şehir Kütahya’ya benziyor’ demiştim. Her geçen gün içim biraz daha ısınmaya başladı. İlk defa evimden bu kadar uzak kalıyorum. Hatırlıyorum sempozyum için gittiğim son iki yolculuğumdan henüz program bitmeden yarıda kesip geri dönmüştüm!
Bunun sırrı neydi? Niye sıkılmıyorum? Niye seviyorum bu toprakları?
Evet anlatılan onca olumsuzluğa rağmen ruhum bu topraklarda insan olmanın özgürlüğünü doya doya yaşıyor?
Niçin? Burada kimse kimseyi yargılamıyor! Kimse kimseyi ayıplamıyor! Adını bilip bilmediğim, onlarca tip, öyle mecz olmuş ki birini diğerinden ayıramıyorsunuz. Kıvırcık saçlı, simsiyah tenli, pırıl pırıl gözleri yanıyor. Resepsiyonda gençlere takılıyorum! Be ‘Amazing’im bu Türk asıllı’ diyor. ‘Sizi seviyorum’ diyorum. Ama bu bir iltifat değil! Seviyorum gerçekten!
Bir televizyon programına takılıyorum. Özğür Cezayir radyosunun kuruluş yıldönümü! Kutlamalar yapılıyor. Aynı kurumda çalışan insanlar röportaja katılıyorlar dört ayrı dil saydım! Yadırganmıyor. Biri gayet tabii bir işmiş gibi Fransızca konuşuyor. Diğeri fasih Arapça onu anlıyorum! Öbürü Fransızca Arapça karşımı Cezayirce daha öbürü Berberice konuşuyor. Kimse bu durumu yadırgamıyor.
Kırsala dağılmış banliyöler arasında özel halk otobüsleri çalışıyor. İnsanlar kapı açılır açılmaz içeri doluyorlar. Mauvin ücret toplamak için geliyor. Parası olan veriyor. Olmayan ezilip büzülmeden param yok diyor, Muavin hiç sorgulamadan diğer yolcuya dönüyor! ‘Sen bizi kandırıyorsun, in aşağı’ denilmiyor ona!
Sokağa baktığınızda zaman zaman kendinizi festivalde sanırsınız. O kadar farklı giyimler var ki! Entarili, poşulu, çarşaflı, peçeli, abiyeli, modern Müslüman giyiminin bütün tarzları ve Fransız modasını takip eden dekolte hanımlar, öylece karışmışlar birbirlerine!
Edebiyat Fakültesini ziyaret ettik! Dekan bizi kapıda karşıladı ama gördüğüm bunca şeyden sonra şaşırmıyorum! Türbanlı modern bir bayan! Resmî hoş beşten sonra bizi ikram odasına alıyor, koltuğunun üzerinde seccade duruyor, rahat hareketlerinden pantolon etek giydiği anlaşılıyor! Cezayir çocukları adına ülkesine geldiğimiz için teşekkür ediyor, ‘kendi ülkemize geldiğimi söylüyorum!’
Kaleminde her türden insan görev yapıyor!
Perşembe günü mecliste bakanlar millet vekillerinin soru önergelerine cevap verdiler. Dikkat ettim, hiç kimse çarşaflı peçeli kadınları gösterip bunlar cumhuriyeti yıkacaklar diye bağırmadı. Bir buçuk milyon şehid vererek kazandıkları milli mücadeleden sonra kimsenin heykelini dikmemişler! Her halde değiştirilemez inkılap yasaları falan da yok!
100 yıldan fazla süren sömürge hayatı, onu takip eden 40 yıllık inkarcı istibdat rejimi ve 20 yıl süren kardeş kavgası hiçbir şey Cezayir halkının kardeşliğini ve hoşgörüsünü bozamamış, insanın bu güzelliğe hayran olmaması mümkün değil!
Sora beni bu gurbet ellerinde bu kadar rahatlatan şeyleri araştırdım! Oh be! Meğer ne kadar ağır yüklerden kurtulmuşum!
Mahallede komşuların gözetimi altındayım! Belediye otobüsünde herkesin gözü üstümde! Okulda müdürün süzgecinden geçersin, birileri evraklarını aşırır. Fişleme konusunda uzman elemanlar vardır. Aman yazıp çizdiklerine dikkat, yoksa topun ağzındasın!
Caddede, sokakta görüntüyü bozarsan anında sana doğru çevrilmiş onlarca sorgulayan bakışla karşılaşırsın! Çarşaf giyersen rejimi yıkarsın. Farklı dil istersen ülkeyi bölersin! Dedeyin kanıyla kazanılan milli nücadele için inkılap liderlerine ebediyyen bitmeyen bir minnet borcu ödersin! Sabahtan akşama vatan haini olman işten bile değildir. Hemen yaftayı yersin! Polise jandarmaya işin düşerse Allah’a emanet ol!
Halkın dediği daha yazsan destan olur. Aziz dostlar hayatı bir açık hapishaneye çeviren bizleriz! Belki izah edemedim bir üçüncü dünya ülkesinden bahsediyorum!
Bir söz vardır! ‘’lem yezuk bilmez yazuk’’ derler. Tadmayan bilmez ve anlatılması imkansızdır. Benim üzüntüm işte burada insanımız gerçek hürriyetin lezzetini tadamadan göçüp gidecekler bu dünyadan!
Hayatı zindana çeviren korkuların hiç birinin aslı esası yok, bunu canlı olarak yaşayıp hissedebilmek için acaba Cezair’e gelmeniz mi gerekecek!
uç asır geçti aradan nerde kaldınız
mihrabım sökülürken ahımı aldınız
uç kıtada sizi beklerken yetimler
Niçin kavmiyet kavgasına daldınız
Önümüzdeki günlerde bu caminin öyküsünü yazmak dileğiyle, aşağıda fes/te paylaştığım resim altı kıtalarını okuyan dostlara selam olsun!
CEZAYIR KITALARI
Son yeniçeriyi gördüm denizde
Dedi ferman mı var padişahımdan
Dedim frenk oturdu payitahtına
Titredi bahr-i sefid heman ahından
Bu sefer de donmezse Barbaros seferinden
Bahr-i sefid üzre siyah ferman yazsunlar
Yavuklusu bir gun ölürse kederinden
Şehid-i kerbala meşhedine koysunlar
Seydi Ali reisi görünce birden
İçim titredi sevincimden
Sordum yatlarında leventlere
Yok tanıyan öldüm kederimden
Şu salınan Elif şu Ayşe olmalı
Bu eller kendi elim gibi
Kollarını ruhuma sımsıkı sarmalı
Cezayir sanki bir gelin gibi


