21 Nisan 2026, Salı
13:59
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Taşın sert ateşin yakıcı olduğunu öğrenmek için bazen ellili yaşları geçmeniz gerekebilir. Bir rüyadan uyanırsınız çoğu zaman vakit geçmiş olur oysa! Bu günlerde özlü söz söyleme merakım beni zorluyor! Güzel fikirler faydalı ilaçlar gibidir zamanında hayata geçme imkanı bulamazlar  ise faydaları görülmez!

Türkiye’de açıktan ezan okunuyor mu?

Bazı meslek erbabı vardır ki halkın nabzını tutarlar! Siyaset ekonomi, uluslar arası ilişkiler, futbol vs. Onlara sorun kısa zamanda size net bir fotoğraf çekerler! Bildiğim kadarıyla berberler ve taksi şöferleri bu meslekler arasındadır. Konuşmam  çok kötü alıştırma yapmalıyım! Hal hatırdan sonra Türkiye’den geldiğimizi öğrenen taksi şöförü soruyor!

“Türkiye’de ezanı açıktan okuyabiliyormusunuz!” benim verdiğim cevabın önemi yok ama sual önemli!

Bir diğeri okul kapılarında başörtülü öğrenciler joplanırken  polislerin ellerinde tuttuğu köpekleri görmüş olmalı  “anayasanızda din var mı?” diyor!

Başka bir seferdeyiz! “Racülün hadid” diyor başbakanımız için!

“Seviyor musun!”

“Evet!”

“Niçin?”

“O Netanyahu’ya bir dakika siz öldürmeyi iyi bilirsiniz! Çocukları öldürmeyi iyi bilirsiniz!” demişti.

Bir başkası uzak bir eyaletten “ben Türkleri Allah’a inanmıyorlar diye biliyordum! Bir Yahudi öğretmenimiz vardı, “bize Türkiye’ye bakmayın orada gençleri kesiyorlar!” demişti. Bir iki yıl önce Konya’ya gittim ! Aman Allah’ım o neydi öyle!  “mescid beynel mescid hüna mescid” (iki mescid arasında yine bir mescid var!) Ben Medine’ye de gittim! Şimdi yer yüzünde Medine’den sonra en çok Konya’yı seviyorum!

Bu konuşma örneklerine dünyanın herhangi bir yerinde rastlamanız mümkündür. Esasen hac  günlerinden bu yana vicdanımı rahatsız eden cümleleri yeniden hatırladım!

Bilirsiniz birinci cihan harbinin ardından son hilafet devleti yıkılmış, sancak yere düşmüştü. İmam Bediüzzaman o günlerin bir değerlendirmesini yaptı: bu yenilginin asıl sebebi haccın himetinin ihmal edilmesiydi.

“İşte Hind düşman zannederek halbuki pederini öldürmüş. Başında oturmuş bağırıyor.  İşte Tatar,  Kafkas öldürülmesine yardım ettiği biçare valideleri olduğunu ‘ba’de harabi’l. Basra’ anlıyor. Ayak ucunda ağlıyor. İşte Arap yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp hayretinden ağlamayı da bilmiyor

İşte Afrika biraderini tanımayarak öldürdü. Şimdi vaveyla ediyor. İşte alem-i İslam bayraktar oğlunu gafletle bilmeyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip ah u fizar ediyor.’

 Bir cihan devletini tarihin çöplüğüne atan bir içitamî günah için bu gün tevbe edilmiş midir!

Alemin gidişatına bakılırsa bunu söylemek zor! Haccın en anlamlı vakti olan arafat vakfesi bu açıdan önemli! Ne varki arafat günü her kavim ayrı bir tel örgü içinde akşama kadar adeta hapsediliyor! (ben on sene önce gittiğimde uygulama böyleydi şimdi değiştiyse bilmiyorum) arafatta dua kadar tanışmakta önemli! Hatta bizzat arafat kelimesi  arafe = tanışma kelimesinden geliyormuş -itiraf edeyim bunu yeni öğrendim!- Yani yevmül arafa = tanışma günü diye dilimize çevrilebilir! Haccın hikmeti tanışma olunca bu tanışmanın derecesi nisbetinde haccın makbuliyetinden söz edilebilir!

Üstad’ın ifadelerinden Türkiye’nin vahdet ve ittihadına özel bir önem atfedildiğini çıkarmamak mümkün değil, hak aramak ile vahdeti bozmak aynı şey olmamalı! İttihad-ı İslam’a çalışmanın her müslümana farz bir görev olduğu şu günlerde mü’minler tavırlarını daha dikkatli bilirlemeli!

Mealen hatırladığım bir hadiste Alemin Efendisi garipleri sayarken  “kavmi içinde anlaşılamayan alimi ... “ de saymıştı. İmam Bediüzzaman’ın eski eserlerinde zaman zaman imzasını Garibüzzaman diye atması acaba bir tesadüf mü?

 

Gurbet Nidası

 Neredeyse bir ay oldu dostlardan ayrılalı. Dostlarım hep hasret dolu satırlar beklediler. İfadler inceden inceye bu imalarla dolu. Bir sevdiğime kalbin hasret kapısını açmayacağımı söyledim. Yoksa buralarda duramam dedim!

Ancak gurbete düşen sadece biz değiliz! Ademoğlu olmak zor zanaat! Şöyle diyorum; insanlar Adem as zamanından beri aynı acıyı, aynı sevinci yaşarlar. Ancak ifade tarzları ve dilleri farklı farklı olur! İşte zamanın kahrına uğramış Kurtubalı bir şair Ebu Velid b. Abdullah ibn-i Zeytun (h. 441) sürgün yaşadığı yıllarda acı ve hasret dolu şiirler yazmış dostlarına. Nasibi varmış belki bir fatiha okursunuz garibe!

Bu şiiri dostlarımın beklentisini karşılamak için tercüme etmeye çalıştım:

Gurbet Nidası

Bir garip vardı hatırlıyor musunuz

Sizi anmaktan uykusuz, göz çukurları acıyla doldu

Hüznünü gizlese de iştiyak ve hasret söz dinlemiyor

Ateşin gizlisi ve açığı arasında bir fark yokmuş meğer

 

Va hasreta! Onun kalbi hala göğsünde mi?

Sevgilinin konak yerinde bıraktığı

Hatıraların esiri iken!

Gece zulmetli, gözler uykusuz

Ve yuvasından ayrı düşmüş bir kuş

O anlattı ben anlattım hüzün ve hasreti

Bir fark var aramızda lakin

Onun ayrı düştüğü yuvanın

bir kalbi yok!

 

Birdaha aynı sofraya oturacak mıyız

Sevgi ve dostluk yeminleri ettiğimiz!

Hala sözünüzde misiniz dostlar!

Ben ahdimi bozmadım hala

Kerim olanlar sözleri ile imtihan olurlar

Bayram size şevk ve saadetle gelsin

Hatıranız hüzün getirir ona

Karanlık geceler var dostlarla arasında

Bir de zamanın suçu olan şiirleri

Nasıl yaşadığını sorma birde

Evsiz, dostsuz, çaysız, vatansız

Çoluk çocuksuz, nasıl yaşanırsa öyle

Kurtubalı Şair  Ebu Velid b. Abdullah ibn-i Zeytun

 

 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı