1374 yıl önceydi…
Bir yiğit çıktı zalime baş kaldırdı…
Biliyordu ki zalime, haksızlığa birisi “dur” demeliydi…
Ve 72 kişi “dur” dedi…
Tefrikalar çok önceleri başlamıştı Müslümanlar arasında, ayrılıklar çok önceleri başlamıştı…
Fakat bugün yas, bugün elem, bugün acı günüydü, günlerden…
Ona, ne olursun gitme, kurbanın olayım gitme demişlerdi. Kimisi mektup yazdı. Mektubu dinlenmedi bizzat geldi; amacı durdurmaktı. Cevap şu:
“Dedem beni çağırıyor, ben rüyamda onu gördüm” der ve rüyayı kimseye anlatmaz.
Ölüme bile bile yürümeyi rasyonellikle anlayamayız, izah edemeyiz; ancak “aşk” ile anlaya biliriz.
Aşk diye bir şey olmasaydı tarih, bu kadar kahraman, bu kadar önder, bu kadar fedakâr, bu kadar kendisine hayranlık toplayabilen insanlar çıkarabilir miydi hiç?
Aşkına bağlı olan insanlar tarihte örnek olarak kalırlar/kaldılarda.
Gitmeliydi, çünkü Müslümanlara bir “baş” gerekiyordu. Gitmeliydi, çünkü Müslümanların başına zalim geçmiş/zalim geçirilmişti. Gitmeliydi, çünkü o bir “âşık”tı. Gitmeliydi, çünkü hak ayaklar altına alınmıştı. Gitmeliydi, çünkü zalim halka zulmediyordu. Gitmeliydi, çünkü zalim yöneticiler halkın hakkını yiyorlardı. Gitmeliydi, çünkü dedesi çağırıyordu…
Ve 72 kişilik kafile yola çıktı. Kufe’ye gidecekti. Ona “Kufe’ye gitme, zira onların kalbi seninle kılıçları Yezid’le” demişlerdi. Ama o hakkın yerini bulması için gitmeliydi.
İmam Hüseyn’in yola çıktığını haber alan Yezit, Kufe’ye emir gönderir; onların yollarını kesin…
İmam ve 71 kişi Kerbela’ya[1] gelince karşılarında 3 bin kişilik bir “İslam” ordusu yollarını keserler. Yanlarında Fırat Nehri, çevrelerinde 3 bin asker.
Ve gün, insanlık tarihinin kendisinde özetleneceği gün idi.
Habil ve Kabilin temsil ettikleri “müstekbir” ve “mustazaf” rolünün oynanacağı gün idi.
Yine kanın kılıca “galebe çalacağı” gün gelmişti.
Zalim pes etmiyordu. Zalim kanın kılıcı yendiğini hazmedemiyordu. Zalim buna inanmak istemiyordu. Nede olsa yenilen pehlivan güreşe doymazdı.
Gün hakkın en parlak, en muhteşem olacağı, bâtılın ise en karanlık olacağı gün idi.
3 bin kişilik bir ordu, yarısı kadın ve çocuk; yarısının yarısı da çocuk hatta altı aylık, bir yıllık bebeklerden oluşan 72 kişiye karşı savaş açmışlardı. Kimlerle kimlere karşı savaşıyorsun? “Savaşın da bir namusu olmalıydı.”
O gün, matem günü idi. 72 kişi bir yudum suya hasret gitmişlerdi. Arkalarında kocaman Fırat nehri varken bir yudum suya hasret gitmişlerdi. Suya gideni vuruyorlardı. Çadırda daha altı aylık olan Ali’nin benzi solmuştu susuzluktan. “Savaşın da bir namusu olmalıydı.”
Bir yiğit nehre kadar gidip su doldurmuş ve dönüyordu; ama onu da şehit ettiler. “Öldürmenin de namusu olduğunu öğretmişti oysa İslam.”
İmam Hüseyn öldü! Eğer Hüseyn bize bir model sunabilmişse o zaman boşuna ölmemiştir, değmiştir, onun mücadelesi hedefine ulaşabilmiştir.
Tarih boyunca yapılan ve kıyamete kadar da sürecek olan bütün savaşları (mücadeleleri) üç başlık halinde özetleyebiliriz:
1)Akide; iman için, din için, maneviyat için, ahiret için yapılan savaş (mücadele).
2)Kabile; üstünlük için, soy için, ırk için, milliyetçilik için yapılan savaş (mücadele).
3)Ganime; ganimet için, para için, servet için, mal için, makam için, lüks için yapılan savaş (mücadele).
Hz. Hüseyn “akide”yi temsil eder, Yezid ise kabileyi temsil eder ki; Emevî Devletinin temelleri kabilecilikle atılmış olan temellerdir.
Ve şunu da söyleyelim ki; doğruya karşı üç tavır vardır:
1)Bu doğru doğru; ama öyle söylemeyeyim. Söylersem bizim kabile, bizim sülale bozulur.
2)Söylersem ticaretime kesat girer, müşteri azalır.
3)Söylersem Allah razı olur.
Eğer tercihinizi hakikatten yana yaparsanız, sizinde Hüseyn’in şahadetinden bir payınız olur. Yok, eğer bâtıldan yana yaparsanız, nasibiniz Yezidîlerin nasiplerinden olacaktır elbet.
Tercihini bâtıldan yana yapanların nasiplerini Hüseynî nasiplerden beklemeleri adalete zulüm olmaz mı, hakka haksızlık olmaz mı?
Yezid tarihte kaldı, Hüseyn tarihte kaldı; ama Yezidlik tarihte kalmadı, yiğitlik tarihte kalmadı. Yezid ölür ama Yezidlik ölmez; yiğit ölür ama yiğitlik ölmez.
Ebu Cehil ölür ama Ebu Cehillik ölmez; Firavun ölür ama Firavunluk ölmez; Musa ölür ama Musalık ölmez; Nemrut ölür ama Nemrutluk ölmez; İbrahim ölür ama İbrahimî duruş hiçbir zaman ölmez…
Tüm Müslümanların ve Mustazafların Aşûre gününü bu vesile ile kutluyor ve yeni uyanışlara kapılar aralamasını Rabbimden niyaz ediyorum…
Başta ve sonda hamdı Allah’a has kılmayı bir borç biliriz.
Ebu Bekir DİLLİ


