Sitemizin müdürü Sayın Fahri Bey, bu kadar gürültü dershaneler için mi başlıklı yazısının sonunu şöyle tamamlamış. “Gerçekler hiç bir zaman gizli kalmaz, bunun ne olduğunu yakın zamanda hep birlikte göreceğiz.
Evvela: İslam âlemi ve Türkiye tam bir buçuk asırdır, şu anda Türkiye'nin yaşadığı İslami inkişafı ve maddi refahı yaşamamıştır. III. Selim'den beri arzulanan hedefler, bugün birebir gerçekleşmektedir. Ne hizmet erlerine, ne Işık evlere, ne medreseler, ne Kur'an kurslarına ve ne de hiçbir İslami hizmete engeller çıkarılmak şurada dursun, kapıları aralanmakta ve destekler yağmaktadır. Abdülhamd’den beri yapılmamış dini eserler ve vakıf eserleri tamirleri yapılmıştır.
Üstad Bediüzzaman şımarıklığı değil tevazu ve mahviyet içinde olmamızı tavsiye ediyor ve şöyle diyor:!
-Şu muzafferiyetteki hârikulâde nimet-i İlahiye bir şükür ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa nimet böyle şükür görmezse, gider. (1)
28 Şubatçıların yaptıkları ortada. Henüz unutulmuş değildir. Onlara “siz bilirsiniz ağabey” diyenler, bugün memleketin tekerini düze çıkarmaya çalışanlara baş kaldırıyorlar. Kendilerine de faydası dokunan bu hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar. Hele işe bakın! Acaba birilerinin oyununa mı geliyorlar, Sayın Fahri Bey istifhamlarında haklı mıdır?
Bu yapılan gürültünün sunucunu düşünmek bile istemiyorum.
Bu münasebetle Almanya’nın Augsburg kentinde şahit olduğum bir hatıra aklıma geldi. Meselemizle münasebeti olduğu için o hatıramı nakl ediyorum.
Kısmen meczup birisinin anası ölmüş, babası bir daha evlenmiş. Gelen öğeyi ana buna çok eziyet etmiş. Bu adamı konuşturuyorlar, oda babasının avratına sövüyor. Ona diyorlar ki “Sen ne yapıyorsun, anana sövüyorsun.” Oda “Hayır ben anama sövmüyorum, babamın avratına sövüyorum” diyor. 28 Şubatçılar hayatta iken çıtları çıkmayanlar, şimdi 28 Şubatçıların hakkından gelmeye çalışan ve bir ana şefkatiyle vatandaşını kucaklamaya gayret eden hükümete doludizgin giriyorlar. Acaba bunların o meczuptan farkları nedir? Kimin hesabına çalışıyorlar?
Bu hizmetin uğrayacağı itibar kaybı kimin işine yarar? Her gün evime gelen gazeteye yine dershane meselesini yazacaklar diye bakamaz oldum. Aboneliğimi iptal ettim. Buradan herkese çağırı yapıyorum. Bunlar kendi hizmetlerinin başına dönene kadar kapıları yüzlerine kapatın.
Birde sıkılmadan “Özgürce kimseye zarar vermeden sosyal medyayı kullanmak diyorlar. Kendilerini de hesaba katarsak yetmiş altı milyon vatandaşa zarar verdiklerinin farkında değiller.
Dershane meselesine gelince: Eğitim sisteminin devam eden şu anki şekliyle dershanelerin kapatılması ne kadar yanlışsa, bu günkü şartlarda mevcut hükümeti yıpratmaya çalışmakta ondan daha büyük bir yanlıştır.
Bu konuda Üstad Bediüzzaman’dan bir örnek vereceğim!
Hz. Üstaddan sormuşlar:
-Sen İttihatçılara şiddetle karşı çıkıyordun. Neden şimdi sükût ediyorsun?
Hz. Üstad şöyle diyor:
-Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan. Düşmanın hedef-i hücumu, onların iyilikleri olan azmü sebatdır ve İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatidir. (düşmanların insanlarımızı zehirlemelerine engel olmalarıdır)
Bence yol ikidir: Mizanın iki kefesi gibi; birinin hafifliği diğerinin ağırlığını sağlar. Ben tokadımı, Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halîm’e vurmam. Nazarımda, vuran da sefildir. (2)
Benim yaşım altmış sekiz. Cumhuriyet tarihinde memleketimiz için bu hükümetten daha faydalı bir hükümet gelmedi. Böyle başarılı bir hükümete iç ve dış düşmanların hücumu zamanında onların işini kolaylaştıracak faaliyette bulunanların adını Üstad Bediüzzaman koymuş.
Ben hükümetin her yaptığına katılmıyorum, onlarda yanlış yapıyorlar. Pazarda peynir alıyordum, baktım peynir pahalanmış. Dedim ki neden peyniri pahalattınız? Peynirci dedi ki “Ne yapalım hükümet keçiler ormana zarar veriyor diye dağa çıkmasını yasakladı. Biz de keçileri otlatacak yer bulamayınca verdik kasaba peynirde pahalandı.”
Hükümet keçilerin dağa çıkmasını yasaklamadan önce çobanlara keçilerini otlatacakları bir yer göstermesi lazımdı. Hükümetin böyle yanlışları vardır.
Yine Bediuzzaman’dan bir örnek vereceğim.
Hz. Üstad şöyle diyor:
-İnsanlığın sosyal bünyesini tarumar eden şeytanın bir aldatmacası şudur: Bir mü’minin bir tek günahıyla, bütün iyiliklerini örter. Şeytanın bu oyununa gelen insafsızlar, mü’mine düşmanlık ederler. Hâlbuki Cenab-ı Hak haşirde adalet-i mutlaka ile o büyük mizanında insanları tarttığı zaman, hasenatı seyyiatına galibiyeti, mağlubiyeti noktasında hüküm eyler. Yani insanların iyiliği fazlaysa cennete, kötülüğü fazlaysa cehenneme koyacaktır.(3)
Hükümetin bir hatası yüzünden bütün iyiliklerini görmezden gelmek Şeytanın oyuncağı olmaktır. Bu hal aynı zamanda en büyük darbeyi bu hizmete vurmuştur. Yarın çiftçilerin kapısına gideceksiniz. Araç muayenesini çiftçilerin ayağına getiren hükümetin arkasında olan çiftçiler, bu yaptığınız yanlış yüzünden kapılarını yüzlerinize kapayacaktır. İşte o zaman boyunuzun ölçüsünü alacak, kaç okka, kaç gram olduğunuzu göreceksiniz.
Kaynaklar:
(1) Tarihçe-i Hayat 139, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (88), Envar neşr İst.
(2)Sünuhat-Tuluat-İşarat, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (55), Envar neşr İst.
(3) Lem’alar, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (88), Envar neşr İst.


