21 Nisan 2026, Salı
12:27
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Gerek bir önceki, gerekse bugünkü yazacaklarım, benim uzmanlık alanımın kısmen dışında sayılır. Fakat iç ve dış düşmanlarımızın hücumu zamanında, dâhilde münakaşa çıkarmak kimin işine yarar. Onların ekmeğine yağ sürmek olmuyor mu? Bu günkü duruma gelen şu hizmetimiz, halk nazarında itibar kaybına uğramıyor mu? Bu hizmetin yıpratılmasına gönlüm razı olmadığı için, bu ve bundan önceki yazımı kaleme aldım.

 

A.Erkan Kavaklının köşesinde yazdığı gibi, “Dershane tartışması yanlış eksende yürüyor.

 

Şener Eruygur’un Sarıkız, Yakamoz, Eldiven darbe planlarında amaçlanan iki hedef vardı: 

 

1.       Ak Parti’yi kendi içinde bölmek.

 

2.       Tabanını Ak Parti’den koparmak. 

 

Erkan Mumcu, Abdullatif Şener olayları birinci şıkkın uygulaması idi. Şu anda ikinci madde uygulanıyor. İlk düğmeyi yanlış iliklerseniz öteki düğmelerin doğru iliklenme şansı yoktur.” Milli eğitim bakanlığı düğmeyi yanlış iliklemiştir. Milli eğitim bakanlığı dershaneyi doğuran sistemi ortadan kaldıracağı yerde, gidip dershanelerle uğraşıyor.

A.Erkan Kavaklı yazısına şöyle devam ediyor: “Dershaneyi sistem doğuruyor. Dershaneye giden öğrenci daha çok ders çalışıyor, cumartesi-pazarı değerlendiriyor. Dersi, öğretmen gözetiminde çalışıyor. Sıralama sınavına daha iyi hazırlanıyor. Eşeğini dövemeyen semerini dövermiş. Milli Eğitim Bakanlığı semer dövmenin işe yaramayacağını görmelidir.”

 

Evet, A.Erkan kavaklı yerden göğe kadar haklıdır. Bin can ile katılıyor ve yapılan bu yanlışı onaylamıyorum. Yalnız bir nokta daha var ki en vahim olanı da budur!

 

Şimdiki yapılan tartışmalarla Gülen ve Ak partiyi bitirmek isteyenlerin oyununa gelinmiş olunmuyor mu? Haydi, başbakanı oyuna getirdiler, onunla cedelleşmek suretiyle aynı oyunun içine düşülmüş olunmuyor mu?

 

İŞTE YANLIŞ BURADA.

 

Hoca Efendi (25.11.2013) tarihinde yaptığı sohbetinde “onlar bir kapıyı kaparlarsa Allah bin kapıyı birden açar” dedi. Ben maalesef sohbetin tamamını dinleyemedim. Yalnız bu cümlenin anlamı bence şudur: Siz kimseyle sürtüşmeden doğru bildiğiniz yolda şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da yürümeye devam edin, Allah nice kapılar açar. Böyle tecrübe edilmiş bir yol varken, neticesi belli olmayan bir yola girmek, bu hizmete herkesten önce kendimiz darbe vurmuş olmuyor muyuz? Bu noktalar sebebiyle bundan önceki yazımı kaleme aldım.

 

Her neyse bu konuda sözü Üstad Bediuzzamana bırakıyorum: “Malûmdur ki; iki kahraman birbiriyle boğuşurken; bir çocuk, ikisini de dövebilir. İşte mısır, yüzde yedi nispetinde bulunan Kıptiler Mısırı allak bullak ettiler. Bizde olmayacağını kim garanti eder. Hizmet yoluna devem ederek, böyle kısır döngünün içine girip onların oyununa gelmemesi lazımdır.

 

Bu konuda Üstad Bediüzzaman şunları söylüyor:

 

“Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız! İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kal'a-i kudsiyesi içine giriniz; tahassun ediniz. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârane tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa, اَلْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ الْمَرْصُوصِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًاdüstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz!.. (1)

 

“Sakın, sakın! Dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bil hassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş dalalet fırkalarına karşı sizi perişan etmesin.”

 

Gelin Hz. Üstadın feryadına kulak tıkamayalım!

 

Bu gün geçmişte ki benzeri bir olayla karşı karşıyayız. Eskilerin yakinen tanıdığı, yeni neslin ise pek fazla tanımadığı Mehmet Kemal Pilavoğlu diye bir zat vardı. Bu zat Ticani tarikatının şeyhi idi. Devrin ceberutçuları karşısında dik durmuş. Asla onların uyduruk ezanlarını okumamış ve yaptıkları işkence, hapis ve sürgünlere rağmen, onlara boyun eğmemiştir. Hapishaneler, işkence ve sürgünleri kendi için mükâfat olarak görmüş, yılmak nedir bilmeyen bir direniş göstermiştir.

 

 Fakat sonradan onun müritleri arasına sızan ajanlar, onlara nerde bir heykel varsa yıktırmaya başlattılar. O günün muhalefeti bu heykel yıkma olayını çok iyi değerlendirdi. Böylece sonunda Adnan Menderes’in başını yediler. Ondan sonrada nelerin olduğunu burada yazmaya hacet yoktur. Çünkü o zamanı yaşayanlardan hayatta pek çok insan var, merak edenler onlardan sorsun ve dersi ibret alsın.

 

O gün o musibetin başımıza gelmesine sebep olanlara, halk ne dediyse şimdi aynı şeyi yapanlara halk yine benzer sözü söylemez mi? Kapılarını yüzümüze kapamazlar mı? Bu hizmetin halk nezdinde itibarını zedelemeye kimsenin hakkı yoktur.

 

Türkiye’nin istikrarı bozulursa kimin işine yarar? 

 

Garazkârane, düşmancasına birbiriyle boğuşanlar, müspet hareket edemezler.

 

Meczup veya nefsinden başka kimseyi düşünmeyenin birisi demiş: “Ben susuzluktan ölürsem, bir daha yağmur yağmasın.”

 

Kusuruma bakmayın hizmet zarar görse de biz bu gürültüyü yapacağız diyenlere katılmıyorum. Zira bu iş içinde bir bit yeniği var!  

 

Şu anda memleketimizde bulunan istikrarı bozmak isteyen, hem içte hem dışta gizli düşmanlarımız vardır. Onların işlerini kolaylaştıracak her türlü hareketten kaçmamız lazım gelirken, tam aksine onlara yardım edecek faaliyette bulunmak akıllı adamların işi değildir.

 

Değerli okuyucularım!

 

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının itibarını bu hükümet artırdı. Türkiye’dekiler bilmeseler de biz biliyoruz.

 

Rusya’nın tasallutundan dershaneleri kurtaran, bu Başbakandır. Kapanan İmam Hatiplerin önünü açan bu Başbakandır. Başörtüsünü her tarafta serbest bırakan bu Başbakandır. Kat sayı adaletsizliğini gideren, darbecilerden,  Ergenekonculardan, balyozculardan, 28 Şubatçılardan hesap soran MGK’nın yapısı değiştiren, MGK’daki Generallere “Kes ulan sesini” diyen bu Başbakandır. Bu Başbakana sahip çıkmazsak sonra biz kayıp oluruz!

 

Bana öyle geliyor ki; yalnız Allah rızası için, saf, temiz düşüncelerle yola çıkan bu hizmet erlerinin arasına bir takım bozguncular sızmıştır. Zira ben Fethullah hoca efendiyi, böyle bir hizmeti hayata geçirmeden önceden de tanıyordum. İzmir Kestane Pazarı caminde İmam hatiplilere Arapça ders verirken, derslere katılmama izin vermişti. Ben de vaktim oldukça derslere katılıyordum. Şunu ilave edeyim, ben onu tanıdıktan sonra kazaya kalmış namazım yoktur. Hoca Efendinin bu oyunu sezmemesi mümkün değil, ama……..!

 

Kaynaklar:

 

(1)MektubatBediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (270), Envar neşr İst.

 

(2)Tarihçe-i HayatBediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (323), Envar neşr İst.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı