Değerli okuyucularım, daha önceki yazılarımda da ara sıra belirttiğim gibi, ben yurt dışında diyanet teşkilatı fahri vaizliği yapmaktayım. Bu günkü müessif olaylar yurt dışında da ilgiyle izleniyor. Ben vaazımı tamamladım, namazı kıldık ve dışarı çıktık. Cemaatimden birisi, dershaneler ve zaman gazetesinin tutumunu sordu.
Bir diğeri, “Hocam, sen doğruyu doğru söylemek dedin ben bundan bir şey anlamadım” dedi.
Ben sordum, zamanınız var mı?
Dediler ki evet zamanımız var.
O halde bu konu ayakta anlatılamaz buyurun çay haneye dedim.
Çayhanede çayımızı içerken şöyle dedim: Arkadaşlar, ben hocayım aynı zamanda da yazarım.
29.11.2013 Tarihli makalemde bu konulara değindim ve (seydişehirhaber) sitemizde de yayınladım. Tafsilatını oraya havale ediyorum.
Yalnız bu kadar derim:
Şimdi Ergenekon tutuklusu Şener Eruygur’un Sarıkız, Yakamoz, Eldiven gibi, darbe planlarında amaçlanan iki hedef vardı:
1. AK Parti’yi kendi içinde bölmek.
2. Tabanını AK Parti’den koparmak.
Birinci planı Erkan Mumcu ve Abdullatif Şener’le uygulamaya koydular, ama tutmadı.
Şimdi ikinci planı uygulamaya koydular. Ne yazık ki bu işi cemaatin kendine yaptırıyorlar!
“Hocam bana gelen bu günkü gazetenin 9’cu sayfasında verilmiş bir haber vardı. Orada yazıyordu ki; 2004 yılı Milli Güvenlik Kurulunda şöyle bir karar alınmış. Yazı özetle şöyleydi: “Gülen hareketi başta olmak üzere, din içerikli ne kadar kuruluş varsa, tümünün bitirilmesi kararı alınmış, Erdoğan’da bu kararları imzalamış.”
Bu konuda ben şöyle düşünüyorum: O tarihte Erdoğan malum kararı imzalamış olabilir, çünkü iktidar olmuştu ama muktedir değildi.
Cemaatten biri dedi:
Hocam zaman gazetesi, Erdoğan’ın 2004 yılında imzaladığı o kararları, 29.11.2013 tarihinde dokuzuncu sayfadan büyük puntolarla halka duyuruyor. Şimdi Allah aşkına biz kaçıncı senedeyiz? Zaman gazetesi 2004 olan bu olayı şimdi 2013 yılında tam da seçim arifesinde neden büyük puntolarla haber yaptı? Geçmişte olan bu olayı ısıtıp haber yapmanın anlamı sizce nedir? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Cemaatimden bir diğeri, benim vereceğim cevabı beklemeden şöyle dedi: “Hocam, bana göre Zaman gazetesi kamuoyunu yanıltmak için maksatlı yayın yapmıştır. Çünkü o tarihten bu zamana kadar hiçbir dini cemaate ilişildiğini ben duymadım, siz duyduysanız söyleyin. Tam tersine çok büyük dini inkişaflar olduğunu, yine zaman gazetesinden öğrendik. Demek MGK kararları uygulamaya konulmamıştır. Zaman gazetesi maksatlı olmasaydı bu kararların uygulamaya konulmadığını da yazmalıydı. İnşa Allah zaman gazetesi Ergenekoncuların eline geçmemiştir. Onların yapamadığını bunlar yapıyorlar. Bu nedenle biz üç kişi bir binada kalıyoruz, üçümüz de abonemizi iptal ettik. Ama ben inanıyorum ki; bir gün gerçekler ortaya çıkacak!”
Ben geçen vaizimde size söylemiştim. Üstad Bediüzzaman’ın şöyle bir sözü var: Garazkârane, düşmancasına birbiriyle boğuşanlar, müspet hareket edemezler. Şimdi bunlar doğru yaptıklarını sanarak, yanlışı yanlış metotla düzeltmeye çalışıyorlar. Dâvan hak olduğu kadar metodun da hak olmalıdır. İnşa Allah her iki tarafın da içlerinde yabancı ajanlar yoktur!
Yine cemaatimden biri dedi:
“Hocam Milli Güvenlik Kurulu 2004 yılında aldığı, Gülen hareketini bitirme kararını, hükümete yaptıramayanlar, şimdi zamancıların kendilerine yaptırıyorlar. Zira hükümet bundan etkilense bile pek fazla bir zarar görmez, ama kendileri bundan çok büyük zarar görecekler. Yazık oldu bu hizmete gönül vermiş insanlara!
Ben dedim: Tam bu noktada size bir açıklama yapacağım: O günkü şartlarda ben başbakan olsaydım o kararları imzalardım.
Cemaatimden biri dedi: “Hocam böyle dehşet verici kararları nasıl imzalarsın”?
Dedim ki: Altmış ihtilalinden, yetmiş bir muhtırasından, 28 Şubatına kadar olanları biliyorsunuz. Bir de 2004 ihtilalini memleketime yaşatmamak için imzalardım. İşte Erdoğan bunu yaptı ve sonunda da onları içeri tıktı. Cumhuriyet tarihinde böyle başbakan Türkiye’ye gelmemiştir. Fakat hâlâ hükümetin içinde Şener Eruygurlar bitmiş değildir. Şener Eruygur açıktan yapıyordu, şimdikiler gizliden yapıyorlar. Erdoğan’ın işi şimdi daha da zorlaştı.
Şimdi size Erdoğan’ın yaptığı işin örneğini vereceğim: Erdoğan bu örneği peygamber Efendimizden almıştır. Efendimiz, Hudeybiye antlaşmasını yapmasaydı, Allah’tan bir emir gelmeden kendi içtihadıyla harbe girseydi, neticesi belli olmayan bir yola girmiş olurdu. Ama Efendimiz, içtihadında sulh yolunu tercih etmiş ve kan dökülmeden büyük bir fethin altına imza atmıştır. İşte bu peygamber feraseti, siyasette dahi emsalsizdir.
O zaman Efendimize ashap ya Resülellah bu kararı imzalama diyorlardı. Hz. Ömer Hz. Ebu Bekir’e “Bu peygamber değil mi? Niye bu kararı imzalıyor” diyordu. Ama az sonra daha Medine’ye varmadan, Rabbimiz “Habibim işte asıl fetih budur” deyip fetih suresini göndermişti. Erdoğan da rehberi olan Resulü Ekrem Efendimizi örnek almış ve o kararların altına imza atmıştır. İşte bu hal onun liderlikte dahi emsalsiz olduğunu gösteriyor.
Üstad Bediüzzaman “Sünnet-i seniye kıble nameli bir pusula gibidir, ona yapışan şaşırmaz” demiştir. Şimdi size ondan bir paragraf aktaracağım:
“İşte o zaman müşahede ettim ki: Sünnet-i Seniyenin mes'eleleri, hatta küçük âdâbları, gemilerde hatt-ı hareketi gösteren kıblenameli birer pusula gibi, hadsiz zararlı, zulümatlı yollar içinde birer düğme hükmünde görüyordum. Hem o seyahat-ı ruhiyede çok tazyikat altında gayet ağır yükler yüklenmiş bir vaziyette kendimi gördüğüm zamanda, Sünnet-i Seniyenin o vaziyete temas eden mes'elelerine ittiba ettikçe, benim bütün ağırlıklarımı alıyor gibi bir hıffet buluyordum.” (1)
Birileri mevcut iktidarı yıpratmak için onları yanlış yönlendiriyor. İslam âlemi ve Türkiye tam bir buçuk asırdır, şu anda Türkiye’nin yaşadığı İslami inkişafı ve maddi refahı yaşamamıştır. Elbette bu durumu hazım edemeyenler olacaktır.
Eğitim üzerinden kavga çıkarıp bu ülkenin geleceğiyle oynuyorlar. Bu görünmeyen eller dershaneler üzerinden bir oyun oynuyorlar. Bazıları da bu işin farkında, fakat yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışıyorlar. Kaş yapacağım derken göz çıkarıyorlar. Böylece hem kendi ayaklarına hem de bu milletin ayaklarına baltayı vuruyorlar.
Bundan önceki yazımda da yazmıştım, dershane tartışması yanlış eksende yürüyor.
En büyük tehlike de burada. Bu durumu hem siyasiler hem de siyasilere karşı çıkan medya iyi analiz etmelidir. Kurulan tuzak fark edilmeli ve bu yanlıştan çabuk dönülmelidir. Anadolu çocuğu bu dershaneler sayesinde Ankara’ya gidebilmiştir. Bu imkân onların elinden alınırsa eski duruma dönülür ve bu ülkeye yazık olur. Yine bu ülkenin ipleri kimin elinde olduğu belli olmayan, mutlu azınlığın tekeline geçer.
Zaman Gazetesinin manşetten verdiği, benim de dinlediğim bir sohbetinde Hoca Efendi söyle dedi:
“DOĞRUDAN TAVİZ VERMEK HAKK’A SAYGISIZLIKTIR”
Gerçekten çok yerinde bir ifade. Fakat doğruyu doğru söylemek lazımdır. Eğer doğruyu doğru söyleyemezseniz âlim Allah başınız gider. O zaman yeniden bir Fethullah Hoca ve yeniden hizmet erleri bulmamız lazımdır. Gelinen bu yoldan tekrar başa dönülmüş olur.
Vaktiyle kralın biri bir rüya görmüş ve tabirci çağırmış. Gelen rüya tabircisi, rüyayı şöyle tabir etmiş: “Kıralım bütün akrabaların ölecek sen kalacaksın. Kral bütün akrabalarının ölümünü bir anda görmenin hayaliyle dengeyi kaybedip, “Götürün bunu alın başını” demiş.
İkinci bir tabirci çağırırlar. Rüya tabircisi, “Kralım müjde; akrabalarının içinde en uzun ömürlü sen olacaksın” demiş. Herkes uzun ömürlü olmayı sever. Kral da sevinmiş ve demiş: “Götürün buna bir kese altın verin.” Pekiyi netice yine aynı değil mi? Doğruyu doğru söyleyemeyen adamın başı gitti. İşte bunu söylemek istiyorum. Ne başımız gitsin nede ayağımız.
Doğruyu söyleme noktasında Üstad Bediüzzaman bize şu dersi veriyor:
İkinci Düstur:
Senin üzerine haktır ki: Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aks-ül amel yapar.
Eğer hasmını mağlup etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünki eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zahiren mağlub bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder; sana dost olur. Mü'minin şe'ni, kerim olmaktır. Senin ikramınla sana müsahhar olur. Zahiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerimdir. (2)
Arif olana bu kadar yeter.
Not:
GELECEK YAZIM SAYIN HOCAM F. GÜLEN İLE OLACAK
Kaynaklar:
(1) Lem'alar, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (50),
Envar neşr İst.
(2) Mektubat, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (265),
Envar neşr İst