19 Nisan 2026, Pazar
11:16
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Bir önceki yazımın devamıdır.

Bu hükümet içte ve dışta bu hizmetin işlerini kolaylaştırmak için elinden geleni yapmıştır. Ruslar, Hoca Efendinin Rusya’da ki okullarını kapattıkları ve Risale-i Nurları da yasakladıkları sırada, Erdoğan gidip onları ikna edip okulların yeniden açılmasını sağlamıştır. Böyle yüzlerce örnekler verebiliriz. Dış ülkelerde bu hizmetin önünde bulunan bürokratik engellerin önünü açıp işlerini kolaylaştırmıştır.

Buna rağmen hükümete karşı lodoslamasına saldırmanın alemi var mıdır? Dershaneler bahane, saldırılar şahane. Bunun altında bir bit yeniği var gibi geliyor bana. Erdoğan diyor ya, ahde vefa, yani ben öyle yaptım siz böyle yapıyorsunuz.

Düşünün bir defa bugün bu hükümet yıkılırsa, daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi, en büyük zararı bu hizmet görecektir. Bugün bu hükümet yıkılırsa yerine kimi getirecekler? Eğer amaç dershane ise, o vakit Üstad Bediüzzaman’ı dinlesinler. Bakınız o ne diyor: “Eğer hasmını mağlup etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünki eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zahiren mağlup bile olsa, kalben kin bağlar, adaveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedamet eder; sana dost olur. (1)

 Cemaatimden biri şöyle sordu:

Hocam “29.11.2013 Tarihli zaman gazetesi, birinci sayfadan Fethullah Gülen Hoca Efendinin ağzıyla şöyle bir başlık atmış. “Doğrudan taviz vermek hakka saygısızlıktır.” Sence bu gazetenin maksadı nedir?

Benim cevabımı beklemeden cemaatten biri şöyle dedi: “Hocam, bu süreçte Zaman Gazetesinin attığı manşetleri çok çirkin buluyorum. Yenilir yutulur başlıklar değildir. Eğer güzel bir söz yerinde sarf edilmezse, kime ait olursa olsun fazla bir değer taşımaz. Pek çok yorumlar da yapılabilir. Bunlar altını, demirciler çarşısında satıyorlar.

Mesela: bir Genelkurmay başkanı, “ordular arş ileri” sözünü askerlere söylerse, başka olur, kalabalık bir insan topluluğuna söylese, başka olur. Aynı söz, bir tarafta orduları yürütürken diğer tarafta söz sahibine başka …

Gazete başlığına, birsi şöyle bir yorum getirse, itiraz edilebilir mi?

“Siz davanızda haklısınız, netice ne olursa olsun asla taviz vermeyiniz. İsterse bu hükümet yıkılsın!

Bu hükümet yıkılırsa, kimin işine yarar? Hükümet yıkılırsa cumhuriyet tarihinde görmediğini, bu hükümet zamanında görenler, hükümeti yıkanlara beddua etmez mi? Ergenekoncularla bir olup bu millete zarar verdiler demezler mi???

Bu süreçte oluşan ihtilaf dolayısıyla ehli dalaletin ve gezicilerin keyif içinde yangına körükle gittiklerine, ehli imanın da ağladığına ve kalplerinin sızladığına şahit oluyoruz.”

Kıymetli kardeşlerim, siz benim aklıma Üstad bediüzzaman’ın bir tavsiyesini getirdiniz. Hz. Üstad Gazetenin yaptığı gibi, yangına körükle gitmeyi değil, sükûneti tavsiye ederek şöyle diyor: “Sakın, sakın, sakın! Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz. Vallahi bu hâdisenin bizim hapse girmemizden daha ziyade Kur'an ve iman hizmetimize “hususan bu sırada” zarar vermek ihtimali kavidir.(2)

          Kardeşlerim, ben maddi imkânlarımla 40 senedir bu cemaatin yanında oldum. Şimdi olup bitenlere baktığım zaman içim sızlıyor! Bu hizmete ehli dalaletin veremediği zararı, cemaat içindekiler veriyor. İsterse niyetleri kötü olmasın.

Kardeşlerim, ben Hoca Efendinin o konuşmasını baştan dinleyemedim, ama çoğunu dinledim. O konuşmaların içinde şu mealde bir konuşma da vardı. “Size saldırırlar, ama siz aynıyla mukabelede bulunmayın” da dedi.

  Yine cemaatimden biri dedi: “Hocam, zaman gazetesi memleketimizin içinde bulunduğu durumu bile bile bu başlığı niye attı? Burada bir tahrik unsuru yok mu? Gazetenin maksadı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir. Gazete o başlığı atmakla bir kısım istifhamları beraberinde getirmiştir. Şimdi gezicilere bayram ettirenler, yevmül mahşerde yakalarını elimden kurtaramazlar. Bu duruma sebep olan ve hükümet içinde bulunan ajanlarda, elim yakalarında olacaktır.”

Ben de bir yazar olarak düşüncenize aynen katılıyorum.

Hz. Üstad böyle yersiz ve zamansız çıkış yapanlara şu nasihati yapıyor:

          Senin üzerine haktır ki: Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aks-ül amel yapar.” (Bir sürü dedi kodulara sebep olur, kardeşi kardeşe düşman eder!) Ey ehli iman! Adavet etmek istersen, kalbindeki adavete adavet et; onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmarene ve heva-i nefsine adavet et, onun ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için, mü'minlere adavet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen; kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adavet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı, muhabbete lâyıktır; öyle de adavet hasleti, her şeyden evvel kendisi adavete lâyıktır.” (1)

Kardeşlerim. Hoca Efendiyi ben sizin gibi, televizyonlardan tanımıyorum. Hoca Efendi 1969, 70 yılları arasında İzmir’e gelmişti. Ben 1971 de kendisiyle tanıştım. Arkasında namaz kıldığım gibi, bir arada omuz omuza namaz kıldım. Vaazlarının dışında kendisinin Arapça derslerine katıldım. Ayrıca ev sohbetleri yaptık. O tarihler Lenincinin, Maocunun her türlü fraksiyonun cirit attığı bir dönemdi. Rast gele yerlere “Rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur” diye yazıyorlardı.

O zaman Hoca Efendi şöyle diyordu. “Onlara bulaşmayın, onlar her şeyi söylerler. Ama siz asla cevap vermeyin ve işlerine karışmayın. Siyasete ve siyasetçilere bulaşmayın. Size her türlü saldırıyı yaparlar, ama siz asla karşılık vermeyin. Doğru bildiğiniz yolda yürüyün, asla taviz vermeyin, öldürseler de dönmeyin” diyordu.

Üstad Bediüzzaman’dan nakiller yaparak, kendine has üslubuyla sürekli bizi uyaran ve bizi yönlendiren, Hoca Efendi idi.

 Bu hizmet böyle saf, temiz ve berrak düşüncelerle başlamıştı!

 Şimdi ne değişti de, Hoca Efendi siyaset ve siyasetçilere bulaşsın. Çevresini böyle sükûnete davet eden Hoca Efendi, şimdi kalksın da böyle kışkırtıcı konuşmalar yapsın. Hoca Efendi Ehlullahtandır, böyle bir çelişkiye düşeceğini sanmıyorum. O sözleri bugün söyleyeceğine de inanmıyorum. Bana göre bu iş içinde bir bit yeniği var!  

 Hoca Efendi Hz. Üstadın talebelerine tavsiye ettiği şu sözlerini de hatırlatırdı: “Husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz...(4)

Ben şimdiye kadar ki yazılarda, okuyucularımın dikkatini şu noktaya çekmek istedim. Her iki tarafta da bu işi körükleyen işgüzarlar var. Çünkü “Hoca Efendi hep şöyle söylerdi. “Bulaşmayın onlara onlar bir kapıyı kapatırlarsa Allah bin tane kapıyı birden açar!”

 Haydi diyelim ki Hoca Efendi o konuşmayı bugün için yaptı. O zaman burada bilmiyorum ama arada Hoca Efendiye yanlış bilgi veren casuslar var! Hoca Efendiyi işletiyorlar. Yahut Hoca Efendinin değişik zamanlarda, değişik yerlerde ki konuşmalarını bu güne monta edip halka servis yapıyorlar.

  Aziz okuyucularım. Bu hizmeti yürütenler, görevlerinin dışında işlere bulaştı veya bulaştırıldı. Hem hizmet zarar gördü, hem de saçını başını bu yolda ağartmış, yemek için yaşayan değil, yaşamak için yiyen, dünyasını ahirete feda eden pek muhterem Hoca Efendiye sövdürüyorlar. Böylece Şener Eruygurun yapamadığı planını gerçekleştirmeye çalışıyorlar…

 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı