Değerli okuyucum! Konunun bağlamından kopmaması ve dolayısıyla verilmek istenen mesajın doğru algılanması için lütfen http://www.seydisehirhaber.com/yasananlardan-ibret-almak-1_m2896.html butonuna tıklayarak yazının birinci kısmını okuyunuz.
T.C.nin açılımı “Türkiye Cumhuriyeti”dir. Bir zamanlar T.C.nin açılımını “Türkiye Cezaevi”ne dönüştürdüler. Hakikaten herkes Türkiye Cezaevinde yaşıyor gibi yaşadı bir zamanlar. Hatta bazen oldu darbeler, T.C.nin açılımını “Türkiye Cehennemi”ne dönüştürdüler. Tıpkı Türkiye Cezaevine dönüştürdükleri gibi Türkiye Cehennemine çevirdiler. Ama şimdi de hiç kimse kalkıp T.C.nin açılımını “Türkiye Cemaati”ne dönüştürmeye kalkmamalı. Hiç kimsenin buna hakkı yok. Evet, Türkiye’de cemaatler, tarikatlar, dernekler, vakıflar, topluluklar, gruplar, şunlar bunlar olacak, olmalıda zaten. Ama “Türkiye Cemaati” olmamalı.
Dolayısıyla olup bitenden ibret almalıyız. Bu memleketin, bu köprünün ayaklarını yıkmak için zamanında Türk-Kürt savaşını kullandılar, sağcı-solcu çatışmasını kullandılar, İslamcı-laik çatışmasını kullandılar, Alevi-Sünni çatışmasını kullandılar. Kullanmadıkları hiçbir şey kalmadı. Hatta bir zamanlar Ermeni-Müslüman çatışmasını da kullandılar. Ve bugün de sıra cemaat çatışmasında! Sıranın cemaat çatışmasına geleceği aylar öncesinden hatta yıllar öncesinden belliydi. Ve bu günde görüyoruz ki o uzaktan görünen gerçeğin yanına vardık. Allah aşkına bu memleket hepimize yetiyor, hatta artıyor. Varsa dahası gelsin, buyursun. Bu memleketin gönlü geniş olmalı, bağrı geniş olmalı. Bütün bu yaşadığımız, yaşanan hadiseler kime yarıyor diye bir düşünün. Soru bu; KİME YARIYOR? KİM KAZANIYOR?
Bu gün ortada iki grup, iki ayrı düşünce, iki farklı topluluk var. Fakat bu gibi durumlarda Fenerbahçe-Galatasaray derbisi taraftarlığı mantığı çok tehlikeli, çok yanlıştır. Bir kere taraftarlık mantığı Kur’an’ın talebesine yakışmaz. Biz Kur’anla eğitildik. Kur’an bize kör taraftarlığı değil, hakka taraftarlığı öğütler. Biz peşinen hakka ve hakkaniyete taraftar olmak zorundayız. Zira Allah el-Hakk’tır. Hakka ve hakkaniyete taraftar olan, süpürücü olmaz! Peki ne yapar? Mesela; bir kasanın içinde bir tane çürük elma var, hiç kasayı çöpe atana akıllı derler mi? Çürük elmayı atarsınız gerisini alırsınız. Şimdi karşılıklı taraflar bize öbür kasanın içinde çürük elma var o kasayı çöpe at diyor. Hayır, bizi Kur’an eğitti, biz Kur’an talebesiyiz. Sadece stadlarda, maçlarda olmayan; böyle meydanlarda da olan Holiganistler bize şunu söylüyor; “Benim bulunduğum grubun karşısında olanı çöpe at!”
Biz insanoğlunun olduğu yerde hataların zaten bulunduğunu biliriz. Biz insanın melek gibi görünme gayretinin şeytanlaşma olduğunu da biliriz. Kusursuzluk Allah’a aittir. Onun için biz kusursuzluk iddialarının, hatasızlık iddialarının tamamını çöpe attık zaten. Allahımız Kur’an’da Peygamberlerinin hatalarını sayıp dökerken, öte yandan peygamber bile olmayan insanlara kusursuzluk atfedersek bu doğru olur mu? Tabi ki olmaz! Bu bağlamda mesela; Çocuğun altı kirlendi, ne yapalım? Hiç altı kirlendi diye bebeği de çöpe atan anne gördünüz mü siz? Böyle birinin yeri tımarhanedir. Ne yaparız? Pis bezi çöpe atarız bebeğimizi bağrımıza basarız. Peki, tersi ne olur; bebeğimizi çok seviyoruz pis bezini de sevelim. Niye sevelim? Siz hiç pis bez koleksiyonu yapan anne gördünüz mü? Çocuk büyüyünce, annesi ona; “Yavrum bunlar senin çocukluğundan kalma pis bez koleksiyonun” dese; çocuk, anne kafayı mı yedin sen, der değil mi? Ya da beni niye mahcup ediyorsun, der en azından. Bunlar günah gibidir atılır. Günahlar da böyledir, hatalar da böyledir. Günahının, hatanın farkına varınca onu atarsın bir daha yüzüne bakmazsın.
Dolayısıyla keskinleştiriliyor taraftarlıklar. “Ne zaman ki taraftarlıklar gözü karartır o zaman akıl izne ayrılır.” Sadece akıl izne ayrılsa iyi; iman da izne ayrılır. Müslümanın kâfire söylemediğini, Müslüman Müslümana söylemeye başlar; Müslümanın kâfire yapmadığını Müslüman Müslümana yapmaya başlar.
Allah aşkına bu gidiş nereye? Nedir bu? Buraya nasıl geldik? Şöyle bir bakınca bunun temelinde şu var; “Allah tasavvurumuzda problem var.” Esmai Hüsna neden bu kadar önemli, neden Esmai Hüsna’yı bilmemiz, Allah’ın isimlerini öğrenip farkına varmamız isteniyor hiç düşündünüz mü? El-Kayyum diye bir ismi var Allahın. El-Kayyum, her şeyi yöneten demektir. Güce ve her şeyi yönetmeye talip olduğunuzda başınıza gelecek işte bu oluyor. Yani güce talip olduğunuzda ve güç benim gücüm olsun dediğinizde işte Allah’ın bu ismini çalmaya kalkıyorsunuz. Allah ismini çaldırmaz! Allah’ın ismini çalmaya kalkanı Allah habersiz yakalar. Onun için bütün bu hadiseler karşısında ne olur hakkaniyetsizlik yapmayalım. Allah’a hesap vereceğiz! Bu anlamda âlet olmayalım hiç kimsenin hesabına. Ama temyiz (seçmeyi, ayıklamayı) da elden bırakmayalım. Seçmeliyiz fakat öncelikle doğru düşünmeyi bilmeliyiz.
Açıkta işlenmiş günah karanlıkta işlenmiş günaha nispeten daha haramdır. “Dibi görünmeyen sudan korkarım.” Eğer ortada iki taraf var; biri her şeyiyle ortada, biri ortada değilse, karanlıklarda saklanıyorsa, dibi karanlıksa beni korkutan o karanlık olur. Bu bir ölçüdür. Çünkü bilmiyorsun orda ne döndüğünü. Çünkü bilmiyorsun orda ne olduğunu. İşte insanlar karanlıktan bundan dolayı korkarlar. Yoksa orda bir şey olduğundan dolayı değil. Ya varsa? Çünkü töhmet mahallidir. Onun içinde yüzünü göstermek istemeyenler de karanlığa kaçarlar. Aydınlatın kim ak, kim kara görelim. Karanlıkta olan aydınlatılmak istemez. Çünkü aydınlatılmak istemediği için karanlığa kaçmıştır zaten. Ve bu günün dünyasında gizli kapaklı iş yapmak ancak garibanlara gizli kapaklı yapmaktır. Yoksa yeryüzünü dinleyen, gözetleyen egemen güçlere gizli kapaklı yok. Egemen güçler gizli kapaklı işler yapanları anında devşiriyorlar.
Benim ikinci bir standardım var; Bir memlekette ve ya bu memlekette bir şey olup bitiyorsa orda hemen ilk baktığım yer İsrail olur ve İsrail’in uzantıları olur. Bu memlekette uzantıları var onlara bakarım, New York Teams’a bakarım, Washington Post’a bakarım. Bunların hepsi kimin elinde olduğu bellidir. Çünkü bunların Müslümanlar lehinde düşündüğü, yaptığı bir tek şeye rastlamadım. Amerika’da bile birkaç Amerika var; Ama İsrail öyle değil! İsrail dediğiniz zaman orda bir durun! İsrail neyin peşinde, neden memnun, neye karşı, neyin yanında? Dolayısıyla bütün bu kavgalar bu memleketin enerjisini tüketmekten başka bir işe yaramaz. Bu memleketin enerjisi bu memlekete lazım. Birazcık kendimizi toparlar gibi yaptığımızda başımıza bir yerden bir şeyler geliyor.
Son günlerde Türkiye’den kaybolan paranın miktarı milyarlarca dolar. Tabii bir yerden para çıkıyorsa bir yere giriyor demektir. Bu kadar para kime gitti.
Piyonlara bakan yanlış yapar. Piyonlara bakanın aklına şaşarım. Hatta bu piyon, piyonun arkasında ipin ucunda biri var gördüm diyen bir daha baksın; o da piyon olabilir. Hatta onun arkasındakine de baksın; o da piyon olabilir. Ee biraz fazla komplocu olmadı mı diye karşılık verecekseniz belki ama böyle bir dünyada böyle bakmazsanız eğer sizi tavada hamsi yaparlar da haberiniz bile olmaz. Anlayamazsınız bile kime kullanıldığınızı. Onun için alet sadece silah değildir; silahı tutan el de alet olabilir.
Bu memleketteki cemaatler, dini farklılıklar, azınlıklar hepsi bizim zenginliklerimizdendir. 1924’te mübadelede Konya, Rumları toptan sürünce Konya Ağası gelmiş demiş ki; “Siz ne edersiniz yav, gavursuz memleket mi olur?” Şu ağa kadar düşünemedik, düşünemedi bir çoklarımız. Birçoklarının şu ağa kadar kafası çalışmadı. Gavursuz memleket mi olur yahu?
Önceden Ramazanlarda Müslümanlar oruç tutarken, bırakın büyüklerini çocukları bile Müslümanlara saygıdan ötürü ellerinde bir çereze, bir çekirdeğe rastlanmazdı. Olağanüstü bir saygı, olağanüstü bir nezaket. Beraber yaşadığı topluma en ufak bir zulüm bile yapmaktan kaçınırlardı. Biz adı Müslüman adı olanlardan zulüm gördük. Yahu Müslüman Müslümana tahammül edemeyecekse bizim kuracağımız dünyaya kim güvenebilir ki? Onun için söylüyorum T.C.nin açılımı Türkiye Cezaevi olmamalıydı. Elhamdülillah o günleri geride bıraktık. Türkiye Cehennemi de olmamalıydı. Şükürler olsun o günlerde geride kaldı. Bunlar olmamalıydı. Ve şimdi de T.C.nin açılımı “Türkiye Cemaati” olmamalı! Yani cemaat olmalı, cemaatler olmalı, başkaları olmalı ama Türkiye Cemaati olmamalı. Peki, ne olmalı T.C.nin açılımı? “Türkiye Cenneti” olmalı. Peki, bu nasıl olur? Bir birimize tahammül ederek olur. Dikkat edin “hoşgörü göstererek” demiyorum, tahammül ederek diyorum, varlığını kabul ederek olur.
El-Kayyum olmaya çalışmayalım. Tek biz, sadece biz değil; başkaları da olsun, paylaşalım, beraber olalım. Herkes meşrebince olsun. Sen senin savunduğun şeye davet et, onun dâî’si ol; ben benim savunduğum şeye davet edeyim, onun dâî’si olayım. Seninkini kabul eden sana gelsin benimkini kabul eden de bana gelsin. Ama kardeşçe yaşayalım, bu toprakları, bu köprüyü yıktırmayalım. Bu köprüye zarar vermeyelim. Bu köprü bizim köprümüz. Bu köprü insanlığın köprüsü.
Geçen Hayreddin Karaman Hocam çok güzel bir yazı yazmış. İslam fıkhının temel bir ilkesini o yazısında dile getirmiş. Diyor ki “Umumun menfaati için hususun menfaati feda edilebilir.” Yani umumun menfaati hususun menfaatine ihtiyar (tercih) olunur. Bu aynı zamanda bir mecelle kaidesidir. İslam fıkhının temel kurallarından biridir. Eğer ümmetin menfaatiyle bir grubun menfaati çatışıyorsa, orda tercih edilen ümmetin menfaati olmalı. Hayreddin Hocamın hatırlattığı bu fıkıh kuralına, bu İslam kuralına herkesi uymaya davet ediyorum.
Selam ve dualarım ile. Allah’a emanet olun…
Başta ve Sonda Hamdi Allah’a Bir Borç Biliriz.
Mustafa İslamoğlu’nun 20.12.2013 tarihli Cuma hutbesinden derlenmiştir.