Eğer Şeytan’ın yaptırım gücü olsaydı, insanın sorumluluktan kurtulması açısından iyi bir bahane olurdu. O zaman insanlar “Ya Rabbi, sen bize Şeytanı musallat ettin, o da bizim irademizi elimizden aldı. Bize bu günahları zorla yaptırdı...” şeklinde Allah’ın huzurunda özür beyan edebilirlerdi. Hâlbuki Şeytanın yaptığı sadece vesvese vermekten ibarettir. Şeytanın işi çirkinlikleri güzel göstermek, günahların bir tevilini bulup mubah saydırmaktan ibarettir. İnsan, isterse bu vesveseye uyar, günahkâr olur; istemezse uymaz, Allah katında derece kazanır.
İnsan dünyaya öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiş ve öyle kabiliyetler verilmiştir ki; onlar Şeytanlamücadelenin sonucunda gelişecektir. Hamili bulunduğu vazifeleri gelişen o kabiliyetleriyle yapmayı başaracaktır. Maddi, manevi yükselişleri ve dereceleri o suretle alacak ve pek çok Esmayı ilahiye ayna olacaktır. Ondan gelen direktiflere de boyun eğmeyecektir. Yalnız bu Şeytan düşmanını iyi tanımak gerekir.
Kalbine gelen ilhamın, Şeytandan mı, yoksa melekten mi geldiğini ayırt edemeyenler, çoğu kere Şeytanın oyununa gelirler.
İnsanın kalbine ilhamlar gelir, bu hem Melekten hem de Şeytan’dan olabilir. Şeytan’dan her zaman kötü ilhamlar gelmez. Bazen çok iyi ve güzel şeyleri üfler, ama o fısıltının arkasında Şeytan’ın mutlaka bir beklentisi vardır.
Mesela: Bir yazıyı yazarken namaz vakti gelmiştir, o anda aklına öyle güzel bir konu getirir ki; o anda kaydedilmezse sonra kırk yıl düşünsen aklına gelmez. Namazı vaktinde kıldırtmamak için öyle güzel bir konuyu senin aklına getirir. Şeytan her zaman soldan yaklaşmaz. Onun altı bin senelik tecrübesi vardır. Adamına göre yaklaşım tarzı başka olur. Yine namaz vaktinden bir misal vereyim! Oto tamircisi bir adam, namaz vakti girmek üzeredir, Şeytan onun etrafında dönmeye başlar. Olur ki işi bırakır namaza gidebilir. Şeytan hemen “Bak namaz vakti girdi girecek, hemen hazırlığını yapıp namazını kılmalısın. Yalnız şurada iki cıvatan kalmış, onları da tak ellerini yıkar bir daha elini bulaştırmazsın.” Kalbine gelen bu fısıltıyı kendinden sanarak çok mantıklı bulur ve ikna olur işe başlarsın. Fakat Şeytan o cıvatalarla bağlanması lazım gelen bir kabloyu unutturur. Bu sefer cıvataları söküp kabloyu bağlamak lazımdır. İnsan yeniden işe başlar, bir de bakmışsın namazın sünneti çoktan gitmiş, farzda tehlikeye girmiştir. İşte Şeytan’ın yaklaşımı bazen böyle olur. Bu sebepten Rabbimiz bizi uyarıyor, “Sakın ha aldanmayın” diyor ve Kur’an-ı Kerimde onun bize yapacağı oyunları şöyle anlatıyor:
. قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
“Öyle ise" dedi, "Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım.” “Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın.” (304)
İşte Şeytan insana dört bir yandan yaklaşır, haberi olmadan ağına düşürür.
İman ehli ise, Şeytan ile yaptığı muharebeyi kazanmak için, Allah’a sığınır ve onun şerrinden kurtulmaya çalışır.
İnsanın kalbine şunu şöyle yap diye bir fısıltı gelirse, derhal peygamberin sünnetine baksın. Eğer telkin edilen şey peygamberin sünnetinde varsa, kendine gelen o fısıltı melektendir. Sünnette yoksa o vakit gelen fısıltı Şeytandır.
Takva sahipleri, kendilerine Şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman, derhâl Allah’ı anarlar ve azabını hatırlayıp ona yönelirler ve gerçekleri görür hale gelirler.”
Kaynaklar:
304- Araf Suresi, 7/16-17