19 Nisan 2026, Pazar
05:43
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Bir gün bir genç yanıma geldi ve şöyle dedi:   

“Cenab-ı Hak yeryüzünü âdeta bir sofra gibi çeşit, çeşit nimetlerle süslemiş, bu apaçık belli ki, onlarla kendini insanlara tanıttırmak ve sevdirmek istiyor. Acaba insanların pek çoğu neden onu tanıma gayretinde değiller?” 

Ben de dedim:

Nasrettin Hoca’nın zamanında, cimrinin biri Akşehir Gölü’ne düşmüş. Adam batıp çıkıyor, boğulma tehlikesi geçiriyormuş. Halk yardım etmek için toplanmış ver elini tutup çıkaralım, demişler. Ama cimri adam batıp çıkıyor fakat bir türlü elini vermiyormuş. Bu sırada Nasrettin Hoca gelmiş bakmış adam bir türlü elini vermiyormuş, hoca işi anlamakta gecikmez, hemen al elimi demiş. Cimri adam hocanın elini almış ve gölden çıkıp boğulmaktan kurtulmuş. Hemen halk hocanın etrafını sarmış:   

“Hocam neden bizim elimizi tutmadı da senin elini tuttu?” demişler. Hoca Efendi cevap vermiş:    

“Adam cimri, siz diyorsunuz ver elini, adam ölür ama elini vermez. Ben ise al elimi dedim, o da elimi aldı ve boğulmaktan kurtuldu.”         

Allah kendini tanıttırmak ve sevdirmek için, insanların önüne koyduğu binler çeşit nimetlerden istifade ediyorlar. Hatta daha yok mu diyorlar. Ama maalesef istifade ettikleri bunca nimetleri, önümüze ne için koydu diye hiç düşünmüyorlar. İnsanın yaşaması için bir iki nimet olsa yeter de artar. İnsanlar zaman israfı noktasında çok cömert davrandıkları halde, önümüze konulan bunca nimetler, niçin konulduğunu düşünmeye hiç zaman ayıramazlar. Bu noktada maalesef çok cimri davranıyorlar.

Eğer Allah’ın şu kara topraktan meydana getirdiği, binlerce sanat eseri olan meyveleri, sebzeleri, çiçekleri, ağaçları, kuşları vb. varlıkları tefekkür edip takdir etseler, Allah’ın şu mucizeli sanatını beğenip alkışlasalar ve kendilerini ona sevdirmeye çalışsalar, Allah’ın cemalini cennette görebilirler. Bu konuda Üstat Bediüzzaman şöyle der:

“Bu gördüğünüz ihsanat ile size muhabbetini gösteriyor. Siz dahi itaat ile ona muhabbet ediniz. Hem şu görünen inam ve ikramlar ile size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz. Hem şu kemalâtının âsârıyla, manevî cemalini size göstermek istiyor. Siz dahi onu görmeğe ve teveccühünü kazanmağa iştiyakınızı gösteriniz. Hem bütün şu gördüğünüz masnuat ve müzeyyenat üstünde birer mahsus sikke, birer hususî hâtem, birer taklid edilmez turra koymakla, her şey kendisine has olduğunu ve kendi eser-i desti olduğunu ve kendisi tek ve yekta, istiklal ve infirad sahibi olduğunu size göstermek istiyor. Siz dahi onu tek ve yekta ve misil siz nazir siz bîhemta tanıyınız ve kabul ediniz.”(347)

Bu asır değişim asrıdır. Bazen bir günde bir asırda yapılamayan değişim gerçekleşiyor. Nimet şükür ister. Maddi sahada böyle baş döndürücü gelişmeler olduğu gibi, manevi sahada da olabilir. Allah’ın ikram ettiği nimetler şükür ister.

Geçtiğimiz gün Japonya’dan gelen bir dostum, aynen şöyle anlattı:

“İman konusuyla ilgili bir kitabı, Japon arkadaşıma verdim. Sabahleyin adam geldi, gözleri kıpkırmızıydı, belli ki uyumamış. Sabaha kadar kitabı okumuş. Sonra bana dedi ki:

“Kıyamet günü ben senden davacıyım çünkü sen şimdiye kadar bana bu hakikatleri anlatmadın.”

Müslüman olarak bildiğimiz hakikatleri bilmeyenlere anlatmak vazifemizdir. Bir hakikat, bir insanın ebedi hayatını kurtarır. İslamiyet gönülleri fetheden bir hakikatler denizidir.

      Kaynaklar:

 (347) Sözler, Bediüzzaman Said Nursi, sayfa, 121, Envar Neşriyat, İstanbul.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı