Mü’minler arasında bölünmek, parçalanmak, gruplaşmak kin ve düşmanlığa sebep olan tarafgirlik, inat; hakikaten ve hikmeten çok çirkin ve büyük bir zülümdür. Bir Müslüman’ın yapacağı bir iş değildir. İslâmiyet noktayı nazarından bakıldığında bölünüp, parçalanmanın pek çok zararları görülmüştür. İnsanın hem şahsi hayatını, hem sosyal hayatını, hem manevi hayatını etkileyen bundan daha büyük zulüm olmaz.
Bölünüp, parçalanmanın zararlarını, İslam’ın ilk yıllarında
Adına cemel vaksı dediğimiz bir olay gerçekleşti. O fitnede tam on bin cana kıyıldı. İşte nifak ve şikakın hiçbir getirisi olmadığı gibi götürüsü ise on bin can olmuştur.
Şayet ortada bir bölünüp parçalanma olursa, onu kavgayla değil iyilikle def edilmesini Rabbimiz emir ediyor. Konumuzu Kur’an-ı Kerim şu ayetiyle izah buyuruyor:
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ
كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ
“İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık bulunan kişi candan, sıcak bir dost oluverir!” (155)
Rabbimiz, iki yanlıştan bir doğrunun çıkmayacağını bildiği için, yanlışa doğrulukla cevap vermemizi emir buyurmuştur.
Bir başka ayeti kerimede de şöyle buyuruyor:
ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
“Habibim onlar ne yaparlarsa yapsınlar, sen yine de kötülüğü en iyi tarzda sav. Biz onların, senin hakkındaki asılsız iddialarını pekiyi biliriz.” (156)
Rabbimiz burada da yine kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmeyi tavsiye buyuruyor. Şayet onlar düzelmezlerse, ayetlerimizi inkârda ısrar ederlerse, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya devam ederlerse ben onların hakkından gelirim, mealinde ki şu ayeti kerimeyi gönderiyor!
إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الِّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
“Allah’ın âyetlerini inkâr edenleri, haksız yere peygamberleri öldürenleri, adaleti isteyip yaymak isteyenlerin canlarına kıyanları, can yakıcı bir ceza ile müjdele!”
(157) İmr
Rabbimiz Peygamber efendimize de şöyle tavsiyede bulunuyor:
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ : قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ
De ki: “Ya Rabbî, eğer onlara vâd edilen o azabı bana göstereceksen, beni o zalimler güruhu içinde bırakma!” (158)
Bundan sonraki ayette de adaleti yaymak isteyenlerin canlarına kıyanlar, haksız yere adam öldürenler, yeryüzünde fesat çıkaranlar, bozgunculuk yapanlar, bir gün ettiklerini bulacaklar: “Habibim senin Rabbin elbette onların perişan hallerini sana göstermeye muktedirdir. Mealinde ki ayeti kerimeyi gönderdi:
وَإِنَّا عَلَى أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ
“Biz onlara vâd ettiğimiz azabı sana göstermeye elbette kadiriz.” (158)
Buraya kadar yazılanlardan anlıyoruz ki; Müslüman daima müspet hareket etmekle yükümlüdür. Konumuyla alakalı olarak Üstad Bediüzzamn bir eserinde şöyle bir izah getirmiştir:
Her biri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa’yeder. Başkasının tahrip ve iptaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfi ihtilaf ise ki: Garazkârane, adavetkârane birbirinin tahribine çalışmaktır; hadîsin nazarında merduddur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar, müspet hareket edemezler.
Cây-ı dikkat bir hâdise:
Bir zaman, bu garazkârane tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki: Mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i sâlihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârane medhetti. İşte siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, "Eûzü billahi mineşşeytani vessiyase" dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim. (159)
Kaynaklar:
155- Fussilet Suresi, 41/34
156-M’minun Suresi, 23/96:
157 İmran Suresi, 3/21
158-M’minun Suresi, 23/93-94
158-M’minun Suresi, 23/95
159-Mektubat, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (268-68), Akçağ Yayınları. Feza Gazetecilik, A.ş, Envar neşr, İst.