Cemaat, kriptolu dinleme kayıtlarını internete sızdırdığı gün aslında savaşı kaybettiğini ilan etmiş oldu. Dinleme kayıtlarının sızdırılması; Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı'nın, bakanların, MİT Müsteşarı'nın, askerlerin, dışişleri görevlilerinin adım adım takip edildiğinin, izlendiğinin itirafıydı. Bu hamleyle cemaat, kendisini ulusal güvenliği tehdit eden bir oluşum veya derin bir yapı olarak konumlandırmış oldu. TÜBİTAK'a sızdıklarını, kriptolu telefonların yazılımlarını elde ettiklerini, devletin iç sesine kulak verdiklerini deşifre etmek, cemaat için basit bir risk olmasa gerek; kriptolu telefonların dinlendiğini açık etmek, cemaatin geri dönüşü olmayan bir yola attığı büyük bir adımdı.
Yaptıklarının farkında oldukları kesin. Burada önemli olan bu riskli adımı atmaya neden ihtiyaç duydukları. Belki aceleye getirilmiş bir karar veya maceracı bir adım. Belki zafere götürecek "darbe" olarak düşünüldü. Coşku içinde de yapmış olabilirler. Ama kesin olan, önceki hamlelerin başarısız olması üzerine bu adımı atmış oldukları. Kriptolu kayıtların sızdırıldığı gün cemaate yakın isimlerin sosyal medyada "işlerin bu noktaya gelmesini istemezdik" diye açıklama yapmaları da bunu gösteriyor. Kriptolu dinlemelerin sızdırılması, hesapta olmayan bir adımdı, kendilerini bir şeyler yapmak zorunda hissetmeleri üzerine gündeme geldi. Bu durum, son kurşunu kendisine ayıran savaşçının trajik halini yansıtıyor biraz.
Anladığım kadarıyla bu hamleyle cemaat savaşın yönünü değiştirmek istedi. Hükümete karşı, Yargı üzerinden 17-25 Aralık'ta geliştirdikleri müdahaleyi, kriptolu telefon kayıtlarını piyasaya sürerek, toplumsal alana kaydırdılar; Yargı ve Emniyet'in sonuçsuz kalan müdahalesini, sokakla tamamlamayı umdular.
Umutsuz bir savaş...
MANSET_ALTI
Reklam Alanı
ICERIK_ARASI
Reklam Alanı
Etiketler:
#yazilar