18 Nisan 2026, Cumartesi
21:19
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

İnsan konuşan bir varlık olmakla birlikte duruma göre ve kendi çıkarları doğrultusunda bazen kırıcı ve aşılayıcı bir tutum takınıp etrafındaki insanları kendisinden soğutabilmekte, bazen de yine çıkarları doğrultusunda, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için olabildiğince iyimser bir tutum takınabilmektedir.

Sosyal bir varlık olan insanın bu tutumu, çevresi tarafından nasıl değerlendiriliyorsa insanların zihninde o kişiye ilişkin olarak oluşan algıda o yönde olmaktadır.

Toplumun istediği insan tipi özellikleri 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda belirlenmiştir. Bu kanunda belirlenen insan tipinin yetiştirilmesi için örgün eğitim kurumları olarak anaokulu, ilkokul, lise ve üniversiteler,  yaygın eğitim kurumları olarak ise Halk Eğitim ve Mesleki Eğitim Merkezleri kurulmuştur. Son dönemlerde 6287 sayılı yasa kapsamında eğitim sistemindeki kademeler arası geçişler ve kademelerin süreleri yeniden düzenlenmiştir. Bu kapsamda zorunlu eğitimin on iki yıla çıkması ile birlikte öğrencilerin büyük çoğunluğunun örgün eğitim kapsamından çıkarak yaygın eğitime yani açık liseye yönlendiği görülmektedir. Bu durum ise eğitim yatırımları açısından sevindirici bir unsur gibi gözükmekle birlikte kısa ve orta vadede yetiştirdiğimiz insan tipinde kendine güven, iletişim, hoşgörü ve paylaşım konularında sorunları olan insanların toplumda çoğalmasına elimizle katkı vermekteyiz. Okula gitmektense sene de yapılan iki sınava girerek okul bitiren gençlerimize en büyük kötülüğü onların elinden aldığımız okulda sosyalleşmelerine fırsat vermememizden kaynaklanan sorunları aşamadığımız ortadadır. Bu nedenle kişiler arasında gerginleşen ve gerilen toplumsal ilişkiler kötü üslup nedeniyle her geçen gün daha da artmaktadır. Bu konuda çare nedir? Deseler “Çare Siz siniz” derim.

Topu taca atmaya gerek yok. İnsanlar gerginleşen ve gerilen toplumsal ilişkiler konusunda Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu bilig” adlı eserinde dile getirildiği gibi “Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür” düsturundan hareket etmeli ve susmasını bilmelidir. Bazen susmak insana çevresindeki olup bitenleri anlama fırsatı verir. Ama anlayana. Atalarımız “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” derken kastettikleri bu tip insanlar olsa gerek. Ancak toplumu oluşturan bütün fertlerin mutlaka bir okul hayatı yaşadıklarını varsayarsak onların okulda bulundukları dönemde neden nitelikli bir eğitim ve öğretim alamadıklarını veya onlara biz neden nitelikli eğitim ve öğretim veremediğimizi sorgulamamız gerekir. Evde, okulda ve toplumda daima “sus” emri ile yetiştirdiğimiz gençlerin yüksek sesle konuşması, sosyal medyayı etkin olarak kullanması bizi tedirgin etmemelidir. Çünkü biz yasalarımızı uluslar arası anlaşmalar kapsamında ve toplumun beklentileri doğrultusunda yapmak durumundayız. Bundan dolayı da 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda belirlenen insan tipinin yetiştirilmesi için örgün eğitim kurumları olarak anaokulu, ilkokul, lise ve üniversiteler,  yaygın eğitim kurumları olan Halk Eğitim ve Mesleki Eğitim Merkezlerinin yönetmeliklerin de ortak olarak amaç ve ilkeler bölümünde; “Eğitim kurumları işlevlerini Türk millî eğitiminin genel ve özel amaç ile temel ilkeleri doğrultusunda öğrencileri, kendilerine, ailelerine, topluma ve çevreye olumlu katkılar yapan, kendisi, ailesi ve çevresi ile barışık, başkalarıyla iyi ilişkiler kuran, iş birliği içinde çalışan, hoşgörülü ve paylaşmayı bilen, dürüst, erdemli, iyi ve mutlu yurttaşlar olarak yetiştirmek, , evrensel hukuka, demokrasi ve insan haklarına uygun; öğrenci merkezli, aktif öğrenme ve demokratik kurum kültürü anlayışıyla yerine getirirdenilmektedir. Yukarıda belirlenen ilkeler kapsamında çevremizde olup biten olayları lütfen bir değerlendirelim. Eğitim sistemimizi kurarken hedeflediğimiz ve yetiştirmeye çalıştığımız insan tipi ile eğitim sonunda karşılaştığımız insan tipi arasındaki farkı ortaya koyamazsak gerçekçi eğitim hedefleri ortaya koyamayız. Okuma kültürü oluşmamış bir toplum önüne gelen her fikri, sözü veya bilgiyi sorgulamadan kabul eden ve kabul ettiği doğruluğu kesin olmayan bilgiden yeni çıkarımlar yapan bir toplumda her an infial olabilir. Sözün etkisi insan bedeninde çok etkilidir. “Keskin sirke küpüne zarar” deyip geçemeyeceğimiz toplum zihninde derin yaralar açan yıpratıcı bir üsluptan bahsediyoruz. Bu konuda DOSTOYEVSKI  “Konuşarak anlatılmaz her şey,  bazen susmak yeter aslında. Unutma; Konuşmak bir ihtiyaç olabilir, ama susmak cevaptır anlayana..”diyerek susmanın insanlar arasında bir iletişim aracı olduğunu dile getirmiştir. İnşallah yakın zamanda insanlar okullarda kendilerine öğrettiğimiz ama büyüyünce unuttukları  “ Türk millî eğitiminin genel ve özel amaç ile temel ilkeleri doğrultusunda kendilerine, ailelerine, topluma ve çevreye olumlu katkılar yapan, kendisi, ailesi ve çevresi ile barışık, başkalarıyla iyi ilişkiler kuran, iş birliği içinde çalışan, hoşgörülü ve paylaşmayı bilen, dürüst, erdemli, iyi ve mutlu yurttaşlar olarak yetiştirmek,  evrensel hukuka, demokrasi ve insan haklarına uygun ”  yaşamayı özümseyerek toplumu bu gerginlikten kurtarmaya çaba gösterirler. Tarihte pek çok badire atlatan bu Millet bu günleri de atlatacaktır. Bundan herkes emin olsun. Ama kırılan kalpleri onarmak biraz zor olacaktır. Bu nedenle birbirimizi ötekileştirmeden sevmeli ve birbirimize saygı duymalıyız. Bu güzel ülkenin her bir metrekaresinde yaşayan herkes ama herkes kardeştir. Kardeş olarak ta kalacaktır. Gerisi laf-ü güzaftır.   

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı