Kutlu Doğum Haftası’nı idrak ediyoruz.. Camilerimiz, dini vakıflar, İmam-Hatipler, her yerde din ve dindarların hali konuşuluyor..
Ve tabii gündemin ana konularından biri de “Paralel din”, “Dine karşı din”, “Atalarımızın dini”, “Din büyüklerini ilah ve din edinmek”, “TSE damgalı bir din”, “Amerikano İslam”, “Euro İslam”, Türk-İslam, Arap İslam, Fars İslam, Şiilik, Sünnilik, Sufilik, Selefilik..
Hemen belirtelim ki, kim, dinin önüne ya da sonuna bir şey ekler ya da ondan bir şey çıkarırsa, kişi eklediği ya da çıkardığı ile baş başa kalır ve din aradan çekilir.. Din Allah’a hastır. Allah, Resul ve Kitap’tan ibarettir.. Aynı Allah’a, Resul’e ve Kitab’a iman edenler, tek bir ümmet, tek bir cemaat, tek bir millettirler.. Ve müminler “ihvan”dırlar.. “İhvan” olmak, tarikat arkadaşı olmak demek değildir! Kimse Allah (cc)’ın çizdiği alanı daraltamaz ya da genişletemez.
Mesela hiçbir mü’min; dini, diğer dindarlarla ilişkisi üzerine başka bir inanç mensubu ile pazarlık yapamaz, diğer kardeşlerine karşı işbirliğine gidemez.
Herkes paralel devleti, konuşuyor, ama bana kalırsa paralel din çok daha öncelikli bir konudur..
Paralel din daha evrensel ve etkileri çok daha büyüktür.. Paralel devlet, sadece Türkiye’yi ilgilendiriyor ve siyasetle sınırlı.. Ama paralel din, hayatın bütününü kuşatan bir olgu. Türkiye üzerindeki paralel devletin önceliği ve ehemmiyeti, Türkiye’nin bir atölye, bir sosyal ve siyasal laboratuvar, atölye, bu anlamda bir üs, oryantasyon merkezi olma özelliğinden kaynaklanıyor.
Tabii ki bu işin ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, felsefi, teolojik bir arka planı olacak.. Hepsinin mutfağı Türkiye olacağı için paralel devlet bu konuda öncelikli bir mesele olarak önümüzde duruyor..