18 Nisan 2026, Cumartesi
16:58
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Bu yazı Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül’ün ilişkisine dairdir. Hani anne kıvamındaki kadınların diline çok yakışan bir ifade vardır: “Kıyamam” derler şefkatle.

Türkiye, mahalli seçimler öncesinde normalde “Kıyamam” denecek hadiseler yaşadı. Maalesef kıyıldı, önlenemedi. “Anne şefkati” devre dışı kaldı.

Olay, aynı zeminde oluşan iki yapının içine sürüklendiği kıyım duygularıydı. Önce Tayyip Erdoğan’a kıyılmak istendi “dostlar”ca, sonra da şimdi kıyanlara kıyılıyor, mukabele-i bil misil olarak.

Yazık.

Ben, her iki yapıyı Müslümanların “ortak bütçesi” gibi görme eğiliminde iken, “kıyamam” duyguları yaşarken, Tayyip Erdoğan’a insafsızca kıyıldığını görünce dayanamadım, “Yanlış bu” demek noktasına geldim.

Şimdi...

Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ilişkisinin en kritik safhalarından birisindeyiz.

Böyle bir kritik safha, 2007’de Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı gösterildiği süreçte yaşandı, araya Arınç’ın da girdiği iletişim ortamında, AK Parti’nin bu kurucu babaları suhuletle konuyu çözdüler.

Abdullah Gül Çankaya’ya çıktı, Tayyip Erdoğan Başbakanlığı üstlendi, Bülent ArınçM. Ali Şahin Başbakan’ın hemen yanında yer aldı, Meclis başkanlığı Cemil Çiçek’e emanet edildi.

Süper denge idi.

Tayyip Erdoğan’ın siyasetin tam göbeğindeki rolünün hayati değerini ve A. Necdet Sezer’den sonra Gül’ün Çankaya’daki rolünün kıymetini siyasi tarih kaydedecektir.

Şimdi yeni bir karar anında Türkiye ve burada da, Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ismi yine tayin edici rolün içindeler.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİNTIKLAYIN

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı