Allah aşkına, dinine imanına doğru söyle!
O elindeki metni kim yazdı?
Diyorlar ki; “o metni duayen bir gazeteci yazmış”!
Birkaç gün öncesinden de gizlice sana ulaştırmış.
Yemin et “doğru değil” diye.
Bir de, hani elindeki metni okurken yüzüne taktığın o ifade var ya!
Gülmeyen surat, çatık kaşlar.
Emin ol bu millet o “ifadeden” nefret ediyor!
Ne Yekta’lar, ne Vural’lar vardı bir vakit.
Sen konuşurken bir an onların yüz ifadeleri canlandı gözümde.
Sevimsiz, ruhsuz, buz gibi.
Kırk yıl düşünsek bir gün senin de onların çizgisine düşeceğin aklımıza gelir miydi?
Ne yani, şimdi biz senin okuduğun o metindeki sözlerini önemseyip üzerine ciddi ciddi yorumlar mı yapacağız?
Kusura bakma beyim, aynısını yahut daha fazlasını yedi gün yirmi dört saat tekrarlasan nafile.
Eski Türkiye’nin tozlu arşivlerinde o kadar çok var ki öylesi söylemlerden.
Yazık! Bugün yarın emekli olacaksın.
Nasıl anılacağını sanıyorsun?