‘Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olma’nın dayanılmaz hafifliğini bütün ağırlığı ile yaşıyoruz.
Tartışmanın felsefi açıdan bir derinliği yok. Ucuz bir siyasi polemik söz konusu başkanlık konusunda.
Muhalefet ne tarih, ne dünya, ne Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçları, ne de geleceğe ilişkin bir tasavvur üzerine bina ettiği bir fikri var. Kaba bir üslupla AK Parti ne derse aksini savunmayı marifet sayıyorlar. Aslında dönüp-dolaşıp bir şey söylemeye çalışıyorlar: “Erdoğan olmaz!”
CHP’den başlayalım. “Tek Adam”, “Milli Şef” dönemi ile hesaplaşmadan söyleyecekleri her söz havada kalacaktır. Mustafa Kemal ve İnönü yaşarken Başbakan’ın kim olduğunun bir anlamı var mı?
Demokrat Parti döneminde tam tersi oldu. Bayar’ı bilen kimse yoktu. Varsa-yoksa Menderes.
Her darbenin önünde, arkasında, içinde CHP vardır. Kambersiz düğün olur mu?
Şimdi bu CHP mi bize akıl verecek.
SP güçlü bir lider partisi değil mi? BBP’nin “reis”i nasıl bir liderdi! Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki “Başbuğ” karakteri nasıl bir lider profili çiziyordu acaba? Ya da Türklerin töresi nasıl bir liderlik sistemine dayanıyordu.
BDP’nin Apo’ya bağlılık ve sadakatinin siyasi izdüşümünün bu tartışmaya katkısı ne yönde olurdu acaba!
O zaman neden birileri ikiyüzlü davranıyor ki!