16 Nisan 2026, Perşembe
09:38
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Bir yandan casusluk davası, diğer yandan darbe... İkisi de “paralel yapı”,  nam-ı diğer Camia ile ilgili. 

İstanbul’da Ergenekon ve Balyoz, İzmir’de casusluk davası günlerini hatırlayalım. Tutuklamalar, tutukluluğa itirazlar, delil karartma ve kaçma ihtimaline binaen, tahliye taleplerinin otomatik olarak reddedilmesi. 

Uzun tutukluluk yılları.

Hanefi Avcı davası. Devrimci Karargah’ta, kendilerine işkence yaptığı iddia edilen insanlarla aynı sanık sandalyesinde buluşma garabeti. Hanefi Avcı hala içerde.  

MİT Başkanı’nı “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye çağırma...

Zaman’da “Savcılar her zaman doğru yaptı” haber - yorumlarıyla yargı operasyonlarını meşrulaştırma tavırları...

17 Aralık ve 25 Aralık’ta polis - savcı - yargıç hamlesi...

Mümtazer Türköne imzalı, “Yargı kılıcı ile kellelerin düşmesi” yorumları...

Yargı, yargı, yargı.

Bunlar, Camia bünyesinde “Yargı kutsaması” halinde dolaşımda iken, ve ben henüz Bugün’de yazıyor iken, birebir görüşmelerde “Bu kadar kutsanmamalı yargının eylemleri, Türkiye’de yargının siyasal nitelikli tavırları ilk defa olmuyor” dediğimi, insaflı olanlar hatırlayacaklardır.

Sonra İstiklal Mahkemelerini, Yassıada mahkemelerini, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat mahkemelerini ve yargı adına işlenen cinayetleri hatırlattığım yazılarım oldu.

O zaman dedim ki:

“Türkiye’de ne zaman neyin olacağı belli olmaz. Allah korusun bir 28 Şubat dönemi daha olur, Fethullah Hoca hakkında tutuklama kararı verilir, Cemaat ile ilgili dava açılır, insanlar içeriye alınır ve yıllarca tutuklu kalırlar... O zaman yargı yine kutsanacak mı?” 

Alın işte  bir casusluk, bir darbe davası...

Bu defa Hanefi Avcı’ya ya da askerlere değil.

 YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı