O metinden özellikle şu kısmı hatırlatmak isterim: “Bugün, mezhep çatışmasını ve akan kanı durdurmayan bir sözün hiçbir kıymeti olmadığı gibi, akacak kana sebep olacak fetvaların da hiçbir değeri yoktur. Aksi takdirde bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür. Bütün bu olup bitenleri sadece kaygıyla izlemek yetmez. Elim sonuçlar doğuracak bir çatışmayı engellemek için bütün dini liderler ve âlimler kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir. Bu hepimizin dini, ahlaki ve vicdani görevidir. ”
Prof. Görmez o çağrıdaki birçok hususu tekrarladı ve şöyle konuştu: “Bugün Türkiye’ye çok büyük bir rol düşüyor. Öncelikle Türkiye aidiyet olarak Sünniliği kabul etme hatasına düşmemeli. Müslüman aidiyeti sahiplenmeli ve anlaşmazlıklarda hakem olmaya çalışmalı.”
Türkiye’nin böyle bir misyonu üstelenebilmesi için, haklı olarak, öncelikle kendi etnik ve mezhebi sorunlarını çözmesi gerektiğini söyleyen Prof. Görmez daha sonra tartışmaya açık bir saptama yaptı: “Bugün Türkiye’nin, özellikle mezhep sorununu çözmesi için toplumsal zemin daha fazla hazırdır. Bu sorunu hiçbir tanımlama dayatmadan, hukuk ve inanç özgürlüğü çerçevesinde çözebiliriz.”