'Ismarlama Cumhurbaşkanı' dönemini atlattık sanıyorduk.
Ismarlama siyasi oluşumların döneminin geçtiğini düşünüyorduk.
'Proje isimler'in artık 'Türkiye'de toplumda bir karşılığı yok' diyorduk.
Türkiye'nin iç politikasını dizayn etmeye dönük on yıllara dayanan 'geleneksel müdahale'lerin sonunun geldiğine inanıyorduk.
Türkiye olağanüstü bir mesafe katetti. Refah düzeyi şaşırtıcı derecede yükseldi. Bölgesel ve küresel etkisi kimsenin öngöremediği bir hal aldı. 21. yüzyılın ortalarında dünyanın en istikrarlı ve enerjik ülkelerinden biri haline geleceğine dair ortak bir kanaat var artık.
Siyasi gücü çok yükseldi. Dışarıdan dayatılan değil, içeriden desteklenen bir siyasi istikrar ülkesi oldu. Bunlara bağlı olarak da kendi yolunu çizmeye başladı. Güçlü siyasi figürlerin, güçlü siyasi projelerin, güçlü toplumsal desteğin öne çıktığı bir siyasi karakter ülkesi oldu.
Ama Türkiye bunu başardıkça, daha geniş amaçlara yöneldikçe, kendisine inancı ve güveni arttıkça etrafındaki çember daralmaya başladı. Uzandığı her coğrafyada karşısına cepheler inşa edilir oldu. Son iki yüz yıldır coğrafyayı yönetenler, bu arada Türkiye'yi de de istedikleri gibi yönlendirenler, gerekirse iç çatışmalarla diz çöktürenler her yerde karşısına dikildi.