Bizim çocukluğumuzda analarımız renkli bezlerden kese dikerler ve bayram günü çocukların ellerine verirlerdi. Çocuklar keselerini alır bayramlaşmak için evlere giderlerdi. Ev sahipleri, üzüm, leblebi ve şeker gibi, önceden ne hazırlamışlarsa, el öpmeye gelen çocuklara verirlerdi. Durumu biraz iyi olanlar ise, ortası delik kırk para ve yüz paralar vardı, o paralardan verirlerdi. Biz o paraları çok büyük bir para sanır ve sevinirdik. Yine de o parayla bir yumurta alınırdı. Köyümüze elma satan birisi gelmişti. O yüz parayı ben çok büyük bir para sandığım için, adamdan elma satın alacağımı söyledim. Adam elmayı tarttı cebime dolduruverdi. Ben çıkardım o iki buçuk kuruşu yani yüz parayı adama verdim. Adam paraya baktı, güldü ve parayı bana geri verdi, ben çok sevindim. Çünkü bizim için o para çok değerliydi, ama Ayşe Teyze’nin hediyesi bir başkaydı. O becerikli bir hanımdı.
O tarihlerde hazır elbise pek fazla bulunmazdı. Bulunsa da herkes alamazdı. Kumaşını alırlar, Ayşe Teyze gibi becerikli olan hanımlara getirip kestirirlerdi. Becerebilenler kendi elleriyle dikerdi. Çünkü o zamanlar köylerde dikiş makinesi da bulunmazdı. Beceremeyenler Ayşe Teyze’ye diktirirlerdi. Elbiseler biçilirken arada çıkan küçük parçaları, Ayşe Teyze biriktirip bayramda el öpmeye gelen kız çocuklarına bayram hediyesi olarak verirdi. Kız çocukları Ayşe Teyze’den ayrıldıktan sonra, eve gidene kadar belki on defa o bez parçasına bakarlardı. Benim için o iki buçuk kuruş ne kadar değerliyse, kız çocukları için de o bez parçaları o kadar değerliydi. Çünkü o tarihlerde köy hanımlarının paraya ihtiyacı olmazdı. Eve lazım olan her şeyi evin beyi pazardan alır gelirdi. Bu nedenle kadınlar paraya ihtiyaç duymadıkları gibi, kız çocukları parayı da tanımazlardı. O tarihlerde kız çocukları için, o bez parçalarından daha değerli bir şey yoktu. Kız çocukları o bez parçalarından bebekler yapıp kendi aralarında oynarlardı. Çünkü o tarihlerde oyuncak bebekler de yoktu. Olsa bile ailelerin ona ayrılacakları bütçesi de yoktu.
Aziz okuyucularım Ayşe Teyze ahirete gideli seneler oldu, ama Ayşe Teyze hala rahmetle anılmakta ve kendine hayır dualar gönderilmektedir. Öldükten sonra da kendilerini rahmetle anılmasını isteyenlere müjde. Yoksul aileleri bulsunlar, onların çocuklarını sevindirsinler. Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi “Ahirette seni kurtaracak bir eserin yoksa fani dünyada bıraktıklarına da kıymet verme” demektedir. Biz de arkamızda bir eser bırakarak insanlığa faydalı olmak niyetiyle bu makalemizi kaleme aldık! Konumuzu Ebu Katâde’nin (ra) babasından naklettiği bir Hadis-i Şerifle, bir sonlandıralım.
Buyurdular ki: Allah Resulü (sav) “Kişinin (öldükten sonra) geride bıraktıklarının en hayırlısı şu üç şeydir:”
1-Kendisine dua eden Salih bir evlat.
2-Ecri kendisine ulaşan bir sadaka-i cariye.
3-Kendinden sonra amel edilen bir ilim. (1)
Bu vesile ile aziz okuyucularımın ve tüm İslam âleminin Ramazan bayramını tebrik eder, saadet ve selametleri için dualar erim.
Kaynaklar:
(1) Üç Işıktan Yansımalar, Yazar, Mehmet Erkan, sayfa (7), Türdav Yayın Gurubu, İstanbul, 2012; Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi Prof. İbrahim Canan, Hadis No, (6058) cilt 16, Sayfa (518), Akçağ Yayınları, Feza Gazetecilik A.Ş; İST.