13 Nisan 2026, Pazartesi
12:51
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

22-08-2014 Tarihli Seydişehirhaber sitesinde okuduğum bir haber aynen şöyleydi! 

“Milli Eğitim Bakanlığı'nda yer alan 40 bin okul yöneticisinden 7 bini 75 puan altında aldığı için görev yeri değiştiriliyor. Görev yeri değiştirilen yöneticiler bulundukları okulda yöneticilik yapamayacak, ancak başka bir okul müdürlüğü ya da müdür yardımcılığı için başvuruda bulunabilecek.”

 Konuyla ilgili bir yazı kaleme almak istedim, maalesef işlerimin çokluğu sebebiyle kaleme alamadım.

Bugün mevzuatla ilgili düşüncelerimi ve önerilerimi aziz oyucularımla paylaşacağım.

 Memleketleri ayakta tutan, devletlerarası söz sahibi yapan nitelikli insanlardır. Eğitimin kalitesini ancak nitelikli ve liyakatli öğretmenler artırabilir.  Memlekete faydalı insan yetiştirmek için, üstün vasıflı ve nitelikli öğretmenlere şiddetle ihtiyaç vardır. Bu nedenle puanlama çok yerinde bir harekettir. Adam çalışsın, hak ettiği puanı alsın. Bu puanlama de liyakatli vicdanı nurlu aklı münevver insanlar yapması lazımdır.

Milli Eğitimde puanlama yapıldığı gibi, Diyanet teşkilatında da olmalıdır. Çünkü Diyanet teşkilatında puanlamaya şiddetle ihtiyaç vardır. Üstün vasıflı ve nitelikli öğretmen, çocuklarımızın yetişmesi için gerekli olduğu gibi, aynı vasıflara sahip cemaatlerin oluşturulmasında da yetenekli aktif imamların rolü büyüktür. Bu zamana kadar bu iki müessese çok ihmal edildiği için, insanlarımız dostunu, düşmanını bilmez bir hale gelmiştir. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder olmuştur.

Öyle imamlara rastlıyoruz ki cemaati camiye kazandırmak için en ufak bir çabası yok. Neyin vebalini taşıyor bunun farkında değil. Daha önce bir makalemde yazdığım gibi, İmamların verimliliği ölçülmeli ve maaşları ona göre verilmelidir. Çalışan imamla çalışmayan imamlar, kendini geliştiren imamla yerinde sayan imamlar, kendini ve cemaatini yetiştirmek için çaba harcayan imamla sallabaşı al maaşı diyen imamlar, bir tutulmamalıdır. Gecesini gündüzüne katarak kendini ve cemaatini geliştiren imamlar, ödüllendirilmelidir. Yerinde sayanların, gayretli imamları engellemesi önlenmelidir. Kendisi yan gelip yatıyor veya görevinin dışında başka işlerle meşgul oluyor, çalışkan imamlara da “Sen çalıştın da ne oldu?” gibi moral bozucu sözlerle, gayretli imamların yüreğine pranga vurulmasına izin verilmemelidir. “Memleketi sen mi düzelteceksin” diye, gayretli imamları alaya alanlar Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı gibi, derecelendirilerek  istihdam edilmeli veya camiadan uzaklaştırılmalıdır. Elhasıl gayretli imamları, gayretsiz ve sorumsuz imamların sataşmalarından kurtaracak bir formül geliştirilmelidir.

Doğru dürüst kur’an okuyamayan bu durumu düzeltme gayreti içinde olmayan, insanlardan imam yapılmış. Diyanet teşkilatı cemaatleri bu modeldeki imamların elinden puanlamaya tabi tutarak kurtarmalıdır. Gayretsiz, niteliksiz imamların, cemaati de kendileri gibi  niteliksiz oluyor. Diyanet camiasında da vakit kayıp etmeden köklü bir revizyona gidilmesi lazım ve elzemdir.

Bazı imamlara rastlıyorum, ayetlerin bazılarını yanlış ezberlemişler, yanlış olarak okumaya devam ediyorlar. Kendilerine söylüyorum, yine de bildiklerinden şaşmıyorlar. Kur’an-ı açıp yüzünden okutuyorum yine aynı tas, aynı hamam! Çoğu defa hatasını da kabul etmiyor. İlk defa görev yerine geldiğinde hangi durumda ise seneler geçmiş hala olduğu gibi duruyor. Bir arpa boyu yol almış değil, doğru bildiği yanlışlarına aynen devam edip gidiyor. Nasıl olsa maaşı geliyor, kolay kolay görevden de uzaklaştırılamaz. Cemaate değil bir şeyler anlatmak, namazdan sonra iki satır kur’an bile okumak ona çok ağır geliyor. Sapından çıkmış tokmak gibi camiden uzaklaşıyor. Diyanet böyle sorumsuz imamları bünyesinde daha ne zamana kadar barındıracak? Bu gidişe ne zaman dur diyecek?

Rast geldiğin bir imama soruyorsun sen nerenin imamısın? “Falanca köyün imamıyım.” Cemaatin nasıl?  “Sabah namazında sekiz on kişi oluyor. Öğlede de işleri var gelmezler birkaç kişi de o zaman olur.” Pekiyi camiye gelemeyenlere ne yapıyorsun?  “Ne yapayım kolundan tutup zorla camiye getirecek değilim ya.” O vakit ona dedim ki sizin ensenizde bir akrep olsa görür müsünüz? Dedi “Hayır.” Ben dedim, bir insanın ensesinde bir akrep bulunsa, ona ensesinde akrebin olduğunu söylesen adam ne kadar memnun olacağını bilirsin. Camiye gelemeyenler enselerinde ki akrebin varlığından haberleri yok, bir yolunu bulup onların enselerinde ki akrebi göstermelisin. Onların camiye gelmelerini sağlamaya çalışmalısın. İmamın görevi yalnız camide namaz kıldırmak değildir! Eğer Allah Resulü, böyle din görevlilerinin yaptığı gibi yapsaydı, İslamiyet bu zamana kadar gelir miydi? Hatta Mekke’nin dışına çıkar mıydı? Hıra dağından aşağıya ener miydi?

Adam imam olmuş ama sorumluluğundan haberi yok. O sorumluluğunun yalnız bağlı bulunduğu kuruma karşı olduğunu sanıyor. Bu camiada manevi sorumluluğundan haberi olmayan imamların sayısı az değildir. Diyanet imamın bir baba şefkatiyle cemaate yaklaşmasının lazım geldiğini, camiye gelen on kişinin imamı değil de, bulunduğu köyün veya mahallenin imamı olduğunu bu sorumsuzlara anlatmalıdır. Böyle asli görevini bilmeyen veya sorumsuz davranan imamlara, puanlama yapılmalıdır.

Diyanet Teşkilatı ne zamana kadar bu  anlayıştaki imamlarla yola devam edecek???

Not: devamı gelecek yazıda.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı