Bir önceki yazımda Milli Eğitimde puanlama yapıldığı gibi, Diyanet teşkilatında da yapılmalıdır. Çünkü her iki dairede de bu puanlamaya şiddetle ihtiyaç vardır, diye yazmıştım.
Daha yazıyı yayına vermeden, sitemizin yazarlarından Hakkı Balcı Beyle karşılaştım. Küçük bir fikir alış verişi yaptık. Hakkı Bey “İmamlar sana kızacaklar” dedi. Yazıyı yayına verdikten bir müddet sonra, bir imam dostum telefon etti. Yazıdan memnuniyetsizliğini ifade etti. O dostuma dedim ki; sen yazının tamamını okusaydın böyle konuşmayacaktın.
Öyle imamlara rastlıyoruz ki, cemaati camiye kazandırmak için var gücüyle çalışıyor. Olması gereken de budur zaten. Öylelerine de rastlıyoruz ki, cemaati camiye kazandırmak için en ufak bir çabası yok. Neyin vebalini taşıdığının farkında değil. Daha önce bir makalemde yazmıştım. İmamların verimliliği ölçülmeli ve maaşları ona göre verilmelidir. Çalışan imamla çalışmayan imam, gecesini gündüzüne katarak kendini ve cemaatini geliştiren imamla, sallabaşı al maaşı diyen imam bir tutulmamalıdır. Kendini ve cemaatini geliştiren imam mutlaka ödüllendirilmelidir. Bu yazımın yanlışı neresinde?
O dostumla konuyu enine boyuna konuştuk. Ben dedim ki: Aziz dostum ben camileri ve cemaatleri takip ediyorum. Öyle insanlar var ki, bunların okul çağı kapanmış, bu cemaatlerin bir kısmı orta çağın insanları gibidir. Yirmi birinci asırda yaşıyorlar, fakat gözleri geçmişe yöneliktir. Tasavvuratları da kendileri gibi geçersiz. Bu çocuk akıllı insanları kim yetiştirecek? Bunları muasır medeniyet seviyesine kim çıkaracak? Bunların çocukları da kendileri gibi olmasa, askere, polise taş atıp silah çeker mi? Polise, askere taş atan, silah çeken bu çocukları okulda öğretmen, babalarını da camilerde nitelikli imamlar eğitse mi daha iyi olur; yoksa mevcut durum böyle devam etse mi daha iyi olur?
Hocam beni zorla söyletme. Daha önce açık saçık bir vaziyette bulunan aileleri, camilerde yaptığımız sohbetler, evlerini ziyaret ederek sohbet ettiğimiz kimseler, mesture bir vaziyette, Almanya’dan Türkiye’ye izine gittiklerinde onları tanıyanlar aynen şöyle diyorlar: “Ne oluyor? Almanya’da Kâbe’mi var? Nedir bu haliniz?” Benim Avrupa’da 45 senedir yaptığım iş budur. Bu konuşmalarım hayal mahsulü değil, istersen onların isimlerini ve resimleri gösterebilirim.
Muhterem hocam biliyorsun şeâir, şahsi farzlardan daha önemlidir. Sen bir vakit namazı kaçırsan sonra kaza edebilirsin. Cuma kılınan bir köy veya mahalle camiinde cemaatle namaz kılmak terk edilirse, bunun kazası yoktur. Böyle mesuliyetsiz imamlar yüzünden bu şeâir terk edilsin mi?
İmamın izinli olmadığı bir gün camiye geldim, imam yok, cemaate sordum imamın nerede olduğundan kimsenin haberleri yok. Cemaatle namaz kılınacak, oradakiler imamlık görevini birbirlerine teklif ediyorlar. Ben olmasam herkes kendi başına namazlarını kılıp gidecekler. Böyle sorumsuz imamlar hala diyanet bünyesinde kalsın mı?
İnsanlar bir cenaze nedeniyle camiye toplanmışlar. İmamın bu fırsatı değerlendirip bir şeyler anlatacağı yerde cemaat oturuyor, imam da bir kenarda oturuyor. Hala diyanet bünyesinde böyle gafil imamlar kalsın mı?
Miraç kandili gibi bir gecede “ben izinliyim” deyip cemaati yüzüstü bırakıp gitsin mi? Yoksa bir hafta öncesinden cüzler dağıtarak, hatimler tertipleyip kadınları caminin mahfiline, erkekleri camiye toplayıp günün önemini anlatarak gönülleri hoşnut mu etsin? Sence hangisi daha iyidir?
Aşağı katta evinin balkonunda misafirleriyle yemek yerken, üst kattaki tozlu halıyı balkonundan aşağıya silkelesin mi? Yoksa nitelikli imamlar vasıtasıyla şu insanlar eğitilsin mi?
Adam dört beş çocuğuyla köyde kalırken çocuklar istedikleri gibi evlerinde tepinirlerdi. Alt katta öküzler olduğu için sorun yoktu. Adam şehre taşındı, çocuklar yine tepiniyor. Ama bu sefer alt katta öküz değil insanlar var. Çocuklar yine tepinsin mi? Yoksa vasıflı imamlar tarafından insanlar eğitilsin mi? Balkondan silkelenen halı yüzünden hala birbiriyle konuşmayan komşuları tanıyorum.
Önünde çözüm bekleyen sorunlar varken, onları bir tarafa bırakıp, toplumu hiç ilgilendirmeyen veya çok az ilgilendiren bir konu hutbe diye takdim ediliyor.
Halk da imamın veya müftünün vaazını ciddiye alıp ezan okunmadan önce camiye girmiyor. Demek Cuma günü dahi camiye giremeyen insanların bir sorunu var ki içeri giremiyorlar. Adam sorununa çözüm bulsa birinde girmese diğerinde girecektir.
Ezan okunduktan sonra camiye giren insanlar içeri girdikten sonra da imam hutbeden sesleniyor! Cemaat ormanlarımızı koruyalım! Adam ömründe bir defa ormana gitmemiş. Değil ormanları korumak, iki yüz metre uzaklıktaki çöp bidonuna götürüp çöpünü atmıyor. Sen kalkıyor ormanları temiz tutalım diyorsun. Bu orta çağ insanına çevre bilincini kim öğretecek? Sonra da bir ateş vererek naylon torba ve plastik içerikli maddeleri yakarak havayı kirletiyor. Bunlar böyle devam etsin mi? Yoksa üstün vasıflı imamlar vasıtasıyla halk bilinçlensin, hava kirliliği önlensin mi?
Üstün vasıflı ve nitelikli öğretmenler, çocuklarımızın yetişmesi için gerekli olduğu gibi, aynı vasıflara sahip cemaatlerin oluşturulmasında yetenekli, aktif imamların rolü büyüktür.
Yalnız günümüz insanına hitap ederken, yapabilecekleri şeyler onların seviyesinden anlatılması lazımdır. Abartı içeren menkıbelere başvurmakta fayda yoktur. Başarının sırrı da buradadır deyip imam efendiyle vedalaştık.
Not: bu yazının devamı var!