13 Nisan 2026, Pazartesi
01:46
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

MEKKE’YE GİRİŞ HAZIRLIĞI

4. Bölüm

Tevhit inancının mümessili olan Müslümanların can düşmanları, Mekke’de her türlü rezaleti irtikâp ediyorlardı. Kadınların çırıl çıplak Beytullah’ı tavaf etmesine varana kadar bütün çirkinlikler işleniyordu. İşin garibi bunu ibadet adına yapıyorlardı. Kureyş müşrikleri, Kâbe’nin içini putlarla doldurmuşlardı.

Beytullah’ın inşa ediliş gayesine uygun olmayan ve Gayretullah’a dokunan, Âdem ve İbrahim (asm) ruhlarını rencide edecek işleri yapıyorlardı. Başta Allah Resulü’nün (sav) olmak üzere tüm Müslümanların kalp ve vicdanlarını derinden sızlatan bu duruma bir son verilmesi lazımdı. Ama ne zaman?

Peygamber Efendimiz, ashabı kiramın yüzlerine tebessüm, gönüllerine ferah ve sürur verecek emri vermişti.

Ordular arş ileri.

Ashabı kiramın sevinci etrafa dalga dalga yayılıyordu. Fakat Allah resulü (sav) ordular arş ileri dedi ama askere gösterilen hedef, Mekke istikameti değil de başka bir istikamete doğruydu. Efendimizin maksadı ani bir baskınla kimsenin burnu kanamadan, Mekke’yi teslim almaktı. Bu nedenle askere hedef olarak Mekke’yi göstermedi

Eğer hedef doğrudan Mekke olsaydı, Müşrikler de savunmaya geçer, bir sürü kan dökülürdü. Efendimizin maksadına uygun düşmezdi. Allah Resulü uyguladığı o taktikle bir iki küçük zayiatla Mekke’yi teslim aldı.

İslam ordusu, Mekke’ye girmeden evvel, ZÎTUVA vadisinde ordusunu toplandı.

İSLAM ORDUSU, MERRUZZAHRAN’DA

 

Bundan sonra Peygamber Efendimiz, ordusuyla Mer­ruz­zah­ran’­da konak­ladı.

Allah Resulünün gizlilik stratejisi buraya kadar son derece muvaffaki­yetle sürmüştü. Mekkeliler en küçük bir haber dahi alamamışlardı.

                    ON BİN ATEŞ

Merruzzahran vadisine geliş geceye rastlamıştı. Allah Resulü Mekke’yi fetih etmek için, müşriklerin üzer­lerine ge­lişini bildirmek maksadıyla muhteşem bir ateş donanması uyguladı. On binler mücahit Mekke’nin etrafını çepe çevre sarmış elinde bir meşale yakarak ­adeta Mekke’nin sokaklarını aydınlatıyorlardı.

 Göz kamaştıran bu manzara karşısında müşriklere, korku ve dehşet içinde kaldılar... Aralarından göç etmeye mecbur bırak­tıkları Kâinatın efendisi ve manevi güneşi Peygamber Efendimiz (sav), şimdi etrafında on bin parlak yıldızla Mekke ufuklarında yeniden bütün ihtişamıyla parlıyordu.   

İnsanlık âleminin ruh ve gönül dünyasını aydınlatmak için, Mekke ufuklarında bir başka haşmetiyle doğuyordu. Müşrikler bu do­ğuşa hayret ediyorlardı. Daha iki sene evvel bu güneş bu kadar parlak de­ğil­di. Nasıl oldu da kısa bir zamanda bu kadar kuvvet ve azamete sahip oluverdi! Böylesi­ne bir gelişme bir anda nasıl olmuş ve her tarafı aydınlatır hale gelmişti? Söndürmek iste­dik­leri nur, nasıl böylesine kısa zamanda kendi karanlık dünyalarını karartmıştı? Müşrik kafası bu karanlığı aydınlık aydınlığı da karanlık görüyorlardı. Şimdide öyle değil mi? Var güçleriyle İslam’ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar. Mekke müşrikleri akıllara durgunluk veren bu şahlanışın sırrını bir türlü çözemiyorlardı. Mekke müşrikleri, Mekke’nin çepeçevre sarıldığını anladı­lar.

Gözleri kamaştıran bu ihtişamlı manzara karşısında son derece korkup telâşa kapıldılar.

SON ÇARE

Mekke müşrikleri, Ebû Süfyan’la birlikte, birkaç kişiyi duruma bir çare bulması için Peygamber Efendimize gönderdiler.

Ebû Süfyan ve beraberindekiler, gece vakti, bu vazifeyi yerine getirmek üzere Mekke’den çıktılar; İslam ordusu karargâhına yaklaştıkları sırada mü­cahitler tarafından yakalandılar. O esnada Hz. Abbas Ebû Süfyan’ın imdadına yetişme­sey­di mücahitler tarafından epey­ce hırpalanacaklardı.

Hz. Abbas, Ebû Süfyan’ı alıp Peygamber Efendimizin huzuruna çıkardı. Arka­sın­dan Hz. Ömer de, eli kılıcının kabzasında olduğu halde huzuru saa­dete girdi ve “Yâ Re­sû­lal­lah! Allah, Ebû Süfyan’ı hiçbir çaba harcamadan ele geçir­me imkân ve fırsatını verdi. Müsaade buyur da boynunu vurayım!” dedi.

Hz. Abbas müdahale etti: “Yâ Re­sû­lal­lah! Ben, onu korumaya almış bulunuyo­rum!” dedi

Fakat Hz. Ömer, bu isteğinden vazgeçmedi; aynı teklifi tekrarlayıp durdu.

Ama şefkat peygamberi Efendimiz (sav), buna müsaade etmedi ve Hz. Abbas’a “Ey Abbas! Ebû Süf­yan’ı konak yerine götür; sabahleyin yanıma getir” buyurdu.

 

EBÛ SÜFYAN’IN İSLAM’LA ŞEREFLENMESI

Hz. Abbas, Ebû Süfyan’ı alıp götürdü, sabahleyin Resulü Ekrem (sav) Efen­dimizin hu­zuruna ge­tirdi.

Resûl-i Ekrem, “Ey Ebû Süfyan! Henüz ‘Lâ ilâhe illallah’ diyeceğin vakit gel­medi mi?” diye sordu.

Ebû Süfyan, zavallıca bir cevap verdi: “İyi, ama bu kadar putları ne yapa­yım? Lât ve Uzzâ’dan nasıl vazgeçeyim?”

Allah Resulü (sav) ben size, hem dünyanızı hem de ahiretinizi kazandıracak bir din getirdim. Müslüman ol, selâmeti bul” buyurdular. Ebû Süfyân Peygamber Efendimize “Anam babam sana feda olsun. Bu kadar sana eziyet ve cefada bulundum. Sonra beni yine hidayete çağırıyorsun. Ne hoş bir Hilm ve ne güzel bir kerem sahibisin, inandım ki: Allah’tan başka ilâh yoktur” dedi. Bunun üzerine peygamber efendimiz, “Benim Peygamber olduğumu tasdik etme zamanın gelmedi mi?” buyurunca, Ebû Süfyân Kelime-i Şehâdeti söyleyerek Müslüman oldu.

Ebû Süfyân büyük bir devlet adamı mesabesinde idi! Şimdi Kelime-i Şahadeti getirmekle sıradan bir Müslüman oldu. Bu ince noktayı düşünen Hz. Abbas, Allah Resulüne, “Yâ Resûlallah! Ebû Süfyân övülmeyi ve üstün tutulmayı seven birisidir. Ona övüneceği bir şey lütf etseniz”, dedi. Resûl-i Ekrem (sav), “Kim Ebû Süfyân’ın evine, Kâ’be’ye, Mescid-i Haram’a ve kendi evine sığınırsa, emindir,” buyurarak Mekkeli müşriklere bunu bildirmesini emretti. Ebû Süfyân Mekke’ye dönmek üzere izin istediğinde, Peygamberimiz Efendimiz(sav), Hz. Abbas’a “Ebû Süfyân’ın direk Mekke’ye gitmesine izin verirseniz, başka müşriklerle buluşup İslam’dan çıkabilir! O nedenle siz bunu alın, ordunun geçeceği yolun dar bir yerine götürün, İslâm ordusunun büyüklüğünü görsün, böylece ümidi tamamen kesilsin, başımıza yeniden bir iş açmasın” buyurdu.

Hz. Abbas’ta öyle yaptı, ordunun geçeceği dar bir boğaza götürdü. Ordular kabile kabile Ebû Süfyân’ın önünden, “Allahü Ekber” nidalarıyla geçiyor yüksek sedalarıyla her tarafı çınlatıyorlardı.

Her birlik Ebû Süfyân’ın önünden geçerken Hz. Abbas o birliklerin kimler olduğunu ona tanıtıyordu. En son Peygamberimizin (sav) bulunduğu birlik geçti. Bundan sonra Ebû Süfyân iman etmiş olduğu halde, Mekke’ye döndü ve tüm Mekkelilere anlattı. Muhammed birlikleriyle kesinlikle başa çıkamazsınız. Ben Müslüman oldum ve sizi de İslâm’a davet ediyorum. Müslüman olmazsanız da teslim olun başınızı kurtarın.

Ebû Süfyân’ın karısının Ebû Süfyân’a diretmesi

Not: istifada edilen eser:

Mustafa Asım Köksal

Devamı gelecek Makalemde

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı