13 Nisan 2026, Pazartesi
01:48
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Ümmül Kura’nın kaybettiği eşidir Kudüs! Tıpkı Adem (as) ile Havva gibi!

Biz İbrahim aleyhisselamın iki ciğer paresinden birini -Allah’a Kurban olarak sunduğu İsmail’ini- Mekke’ye diğerini Kudüs’e verdiğini biliriz! O zaman daha yürekten inanırız bu iki şehrin kardeşliğine!

Şehirlerin Annesi Mekke, insanlığın son büyük elçisini göklere gönderirken ciğer paresini Kudüs’ten uğurlar! Çünki gök yüzüne en yakın şehirdir Kudüs!

 

Kudüs’e Gitmek Varmış

 

Kongre davetini aldığımda heyecanlanmıştım. Bir yanda çocukluğumdan beri hayalini kurduğum Kudüs, diğer yanda her gün bir yenisini gördüğümüz İsrail vahşeti var! Bir süre tereddüt yaşıyorum! Ortada hiçbir hukuk tanımayan bir devlet var! Ama risk almadan hiçbir hayra erişilmeyeceğini de biliyorum! Orada Osmanlılar gelmiş bizi unutmamışlar denilsin istiyorum! Tedirgin olsam da yola çıkıyorum!

Üç günlük kongre hatıralarım ve sınırda yaşanan sorgu suali yer darlığı yüzünden yazamıyorum! Ramallah’tan Kudüs’e girebilmek için bir çok şartın yerine gelmesi lazım! Bunların tamamını karşılayıp bizi Kudüs’e götüren TİKA görevlisi Turgut Koç’a teşekkür borçluyum!

 

 Zeytin Dağı

 

Rehberimiz çok kısıtlı olan zamanımızı iyi değerlendirmek için bizi önce Zeytin Dağına çıkardı. Zeytin Dağı, Kudüs’ün semaya en yakın yeri. Diğer adıyla Tur Dağı burası. Bütün kutsal mekanları buradan kuş bakışı görmek mümkün! Selman-i Fârisî (r.a.) ve  Râbiatü'l Adeviyye'de bu dağın misafiri.

Dağın eteklerinde Milletler kilisesi, Gözyaşı Kilisesi,  Meryem Ana kilisesi yer alıyor. Arada Kidron Vadisi ve Kudüs surlarına uzanan Altın yol!. Etraf tamamen mezarlıklarla çevrili.

Mesih, Zeytin Dağına inecek Altın yoldan Mescid’i Aksa’ya gidecek. Ve onu karşılayan ilk cemaat olmak isteyen Yahudiler 500 bin dolar karşılığında bu vadiden bir mezar yeri satın almaktalar.

Uzakta Rus kilisesi ve karşıda Osmanlı Surları göze çarpıyor. Şehrin sembolü haline gelmiş olan Kubbetüs Sahra’yı her yerden görmek mümkün, buradan da öyle!

 

  Zeytin dağından inip şehrin dar sokaklarına giriyoruz. Eski Kudüs tanıdık b.ir şehir. Adeta bir Osmanlı çarşısı. Dar sokaklar, tarihi kemerler, çeşmeler, birbiri ardına önünüze çıkıyorlar. Her an bir tuğra ile yada suyu çoktan kesilmiş bir çeşmenin mahzun kitabesiyle karşılaşa bilirsiniz. Surlar  birden önümüzü kesiyor. Artık elinde çıplak tabancası ile kontrol yapan İsrail askerinin varlığını önemsemiyorum!. Üzerinde irili ufaklı kubbelerin, bacaların, kulelerin bulunduğu surun giriş kapılarından ilk avluya çıkıyoruz. Yine yüreğim ağzıma geliyor! İşte karşımda saf saf Osmanlı askeri gibi mahzun serviler! Bunlar Karacahmed’den yada Topkapı avlusundan gelmişler buraya, nöbet tutuyorlar besbelli.

Bahçede okulundan yeni çıkmış Küdüslü kız çocukları ile karşılaşıyoruz! Aman Allahım bir melek kadar tertemiz yüzler! Hemen selamlaşıyoruz, fotoğraf çekiliyoruz topluca!

 

 

Kudüs Osmanlı Şehri

Yavuz Sultan Selim’in teslim aldığı şehir,  Kanuni döneminde adeta yeniden inşa edilmiş! Kanunî 220 cami ve ibadethane bulunan eski şehri Sur içine aldırmış! 715 yılı içinde Emevî sultanı Abdülmelik Mervan tarafından yaptırılan ancak tamamen yıkılan Hz Ömer camisi (Kubbetü’s-Sahra) ve Mescid-i Aksa’yı eski tarzda yeniden yaptırmış ve.içinde sayısız peygamber neslinin makamları bulunan surun kapısına “Lailahe İllallah Muhammedü’r-Rasulullah” yerine  “La ilahe illallah İbrahim Halilullah” yazdırmış!. Böylece Osmanlı barışının sırrını ele vermiş! Haseki Sultan Kudüs’e ilk suyu getirmiş, okullar, medreseler, imaretler ve vakıflarla Kudüs bir medeniyet merkezi olmuş!

 

 

Mescid-i Aksa

 

Bir hayal gibi ne gördüğümü ne hissettiğimi anlayabiliyorum! Şaşkın şaşkın etrafıma bakınıyorum! Bu gördüğüm Mecid-i Aksa mı? Müslümanların ilk kıblesi! Mirac yolcusu Allah Rasülünün ziyaret evi. Etrafı mübarek kılınan şehir !  Müslümanların ilk kıblesi!

Namaz için yolculuk yapılabilecek üç mescidden birindeyim.

“ Her kim Mescid-i Aksa'da- namaz kılmak amacıyla evinden çıkarsa anasından doğmuş gibi günâhlarından sıyrılsın !”  diye dua etmiş Süleyman Aleyhisselam!. İki rekat namaz, gönlümüz kıpır kıpır duada. Gözlerimiz o kutlu nazarların dolaştığı mekanlarda!

Selahaddin Eyyubi’nin bıraktığı minber, ırkçı  Yahudiler tarafından yakılmış, Türk ustalar aslına uygun şekilde 5 yıl emek verip yeniden yapmışlar! Ancak çıkarılan asılsız bir dedikodu yüzünden şimdi de Araplara karşı korumak için camekan içine alınmış

Nereye baksam bilemiyorum kah tavanda, kah duvarda bir ayette, kah 14 asırlık bir manzaranın hayalindeyim ama çıkmam lazım! Rehberimiz hep zamanı ihtar ediyor!

 

Hacer-i MUALLAK

 

En çok merak ettiğim Hacer-i muallak! Alemin Efendisi ona ayak basmış diye semaya yücelmek istemiş!

Taş O’na intisapla taş olduğu halde böyle kudsiyet kazansa, lebbeyk diyerek habibine koşan asilerin halleri ne olur Allah’ım!

Mescid-i Aksa’nın avlusundan Kubbetü’s-Sahra’nın avlusuna geçiliyor! Altın kaplı kubbenin hemen altında Anadolu’nun binbir rengini temsil eden çinilerin açtığı çiçekler göz kamaştırıyor. Celi sülüs ile Ayetel kürsi ve Yasin suresi okunuyor!

Sekiz-köşeli duvarlar içerde dört ayak üzerinde yarım kemerlerle birbirine bağlanmış ve tek bir kubbe ile örtülmüş. Girişte sağ kısmına yakın Hacer-i Muallak, yer almakta. 18x13 mt çapında büyük bir kaya!  Etrafı çevrili, üzeri açık normal görünümde boz renkli. Kayanın içinde 4x4 mt genişliğinde bir mağara mevcut! Birkaç basamak merdivenle inilmekte,  Anadolu’da açılan toprak sarnıçları andırmakta. İnsanlar Mirac’ın başladığı bu noktada miraca duruyorlar! İki rekat namaz  Allah’ım habibine ümmet olma şerefinden bizi mahrum etme!

 

Kubbetüs Sahra’nın içi dışı kadar güzel tavan süslemeleri emsalsiz, bir köşe’de kuran okuyan çocukların sesleri geliyor! Şaşkın bakışlarla geri çıkıyoruz. Keşke kalbimin dili olsaydı. Yada o kutlu zamana şahit kayanın gözleri olsaydı! Öpe bilseydim göz yaşlarının derinleştirdiği acının kalp izlerini!

222 kutsal makam bulunan sur içini ne bir günde gezmek, ne birkaç sayfada anlatmak mümkün! Sağımı soluma karıştırıp sadece önlerinden resmi geçit yapıyorum! Hz. İbrahim makamı, H. Ömer makamı, Hüseyin Baykara makamı, Hz Eyüp makamı vs.

Daha ilerde Hz. İsa’ya ait bir dizi öykünün sahibi  Kıyamet Kilisesi ve sura uzanmış meşhur ağlama duvarı! Yahudilere ait Süleyman mabedinden kaldığı ileri sürülen duvar. Müslümanlar bu duvara Burak duvarı diyorlar. Mirac biniti Burak, semadan bu duvar üzerine inmiş!  burada her dinin ayarı bir öyküsü var! Ancak kısa kesmeliyim!

Asıl anlatacaklarımı Filistin’in acıları çünki!

 

Modern vahşetin unuttuğu insanlar!

 

İsrail vahşetinin sembolü beton duvardan söz etmeliyim önce! Şehirleri köyleri, mahalleleri, evleri 1000 yıllık komşuları birbirinden ayıran ve km’lerce uzanan kanlı, kaba, soğuk beton duvarlar. Her yere acımasız bir vahşetle, yarım metre kalınlığında 6 ile 9 metre  yüksekliğinde beton duvarlar yapıyorlar. Komşu bir köyden başka bir köye gitmek için birkaç kontrol noktasını geçmeniz ve  bazen 200 km yol kat etmeniz gerekebilir. Kudüs’te daha önce komşu olanlar bu kanlı duvarlardan sonra  şimdi yıllar geçer birbirlerini göremezler!

 

 

Bu Zulmün Tarihi

 

Firavun’un zulmünden Musa (as) ile kurtulan Yahudiler, MÖ bin yıllarında ilk devletlerini kurarlar. Zaman geçip, kendi peygamberlerini kendi elleri ile öldürmeye başladıktan sonra putperest Romalılar tarafından katliama uğrar, Kudüs’ten çıkarılırlar. Şehir sonra  Perslerin daha sonra Hristiyanların idaresine geçer. Hz. Ömer ‘e teslim edildikten sonra kesintisiz olarak1280 yıl Müslümanların idaresinde kalır.

Kudüs Osmanlı idaresinde tarihinin en huzurlu günlerini yaşar. Cihan harbinde İngilizlerin eline geçer. Osmanlı askeri şehri tahrip etmemek için burada savaşmaz!

İngilizler 1918’den 1948’e kadar Filistin’i ellerinde tutarlar. Ancak  Araplara ihanet ederler. Dünyanın değişik yerlerinde bulunan Yahudileri bölgede toplayıp uydurma bir Yahudi devleti kurarlar. Filistin’de bir sabah namazında Halil camisini basan Siyonistler, namaz kılan 67 müslümanı katlederler. Ve göz yaşının tarihi böyle başlar.  

Her gün ağzımızda lokmamızı acı bir düğüm yapan zulümler, artık hiç kesilmeyecektir. Yahudiler Filistin’i üçe bölerler. 1949’da İsrail devletini tanıyan Araplar sözde Yahudilerle aynı haklara tabidirler ve İsrail’de yaşarlar.

1967’den önce Kudüs’te yaşayanlar ikinci grubu oluştururlar. Mavi pasaport taşırlar.

Üçüncü grup Filistinliler Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerdir.  Kudüs’e giremezler! Şimdilerde Gazze’yi de Batı Şeria’dan ayırmak için çalışıyor Yahudiler! Yüzde üç Hristiyan, Ermeni, Süryani ve Kıpti nüfus var2000 kadar bedevi kelmış!

Kanlı, katil duvarlar ve tel örgüler bir yana yol boyunca çok sayıda kontrol noktası bulunur. Bu noktalara uğramak, sizi her türlü hakaret ve küçümsemeye açık hale getirir. Size doğrultulmuş bir silah vardır karşınızda! Eşyanız, bağajınız talan edilir! Saatlerce bekleyebilirsiniz! Aracınızda doğum sancıları çeken bir kadın da olsa fark etmez1   Çoğunluk üç beş asker vardır, birileri sizi ararken, öbürü kahkaha atar, diğeri ıslık çalar, hatta bir diğeri yüksek sesle yellenir! Amaçları sizin moralinizi bozmaktır ve bunu başarırlar!

 

Askıdaki şiddet

Fiziki bir şiddet uygulandığına her zaman şahit olmazsınız! Ancak 5 dakika sonra ne olacak sendromu oluşturmuşlar! Bir yerde bir ev yıkılabilir. Sokak ortasında bir Filistinli vurulabilir. Yada kapıyı çalıp beş dakika karakolda işi var diye eşi yada oğlu elinden alınan kadın, bir daha  onları hiç göremeye bilir.!

Tutuklu sayısı 11000’ni geçmiştir. Buna karşılık Filistinlilerin elinde bir Yahudi askeri esir tutuluyor.

 

 Turgut Bey’in Yahudi toplumunu anlatır!

 

18 yaşını dolduran kadın erkek her İsrailli iki yıl askerlik yapar ve dönüşte ailesinden ayrılır. Yahudi olan annedir. Soy anneden devam eder. Araziler devlete aittir. Evler 99 yıllığına kiralık olarak verilir. İzinsiz devredilemez.

Ultra Ortodoks Yahudiler hiçbir vergi ödemezler. 12-13 çocuk yaparlar, çocuk başına bin dolar para alırlar.

Günde 350-400 sayfa Talmut okurlar. Hafta sonlarında bir Talmut hatmi yaparlar. Eşlerini hahamlar seçer!Yiyecekleri hayvanları da hahamlar keser. Helal gıda konusunda titizdirler.

Diğer gruplar arasında Alman Yahudileri (Askenaz), İstanbul Yahudileri, (Sebaratlar) ve Afrikadan getirilen Falaşalar  vardır. Bunların hiç biri diğeri ile birlikte bulunmaz! Bunları birlikte tutan şey Filistin ile savaşma içgüdüsüdür. Savaş dursa birbirlerini  yerler! Yılın 200 günün tatilde geçirirler, bunun bir sebebi sosyal etkinliklerle Yahudi grupların kaynaşmasını sağlamaktır. Şimdilerde Hindistan’dan 1,5 milyon insan getirip ara bölgede bir tampon oluşturmaya çalışıyorlar.

 

Dönüş

 

Üç günlük Kudüs gezimiz, çabuk bitiyor. Esasen hüzün ve sitres ortasında insanların yüzünde donup kalmış bir umutsuzluğa daha fazla şahit olmak dayanılır bir şey değil! Elimizde siyah kongre çantalarımız hava alanına yaklaşıyoruz. Ve biliyoruz ki girişte yaşanan sıkıntının iki katı bir sorgu sual yine bizi bekliyor!  Bize şöförlük yapan Davud Türkiye’de okumuş. Kendisi TİKA’da çalışıyor. Türkiye kimliği ona kontrol noktalarında kolaylık sağlıyormuş. Hava alanında yapacağımız işleri ve sorulara verilecek cevapları tekrar ediyor. Vedalaşıyoruz!

 

Kudüs, benim dünyamda temiz olma anlamına geliyor. Çocukluğumdan beri sevdiğim şehire veda ediyorum! Bağdat gibi Kahire gibi İstanbul gibi seni de vücudumun bir parçası sayıyorum. Bu dört şehir aynı annenin evlatları! Biri esir iken diğerinin huzurlu olması mümkün mü!

Ey Kudüs seni Hz. Peygamberin ve Kuran’ın bir emaneti sayıyorum! Bağımsızlık gününde sana geri dönmek için sabırsızlanıyorum!

 

Ramazan Balcı

ramazanblc

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı