12 Nisan 2026, Pazar
22:55
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Mart ayı geldiğinde bir başka büyürdüm! Koca adam olurdum o günlerde! İkindi ezanı okunurken yola düşmem lazımdı. Ezan okunurken Gedik’i aşmalı,Tekdal geride kalmalıydı. Şamkaya’ya gelirken korkmaya başlardım işin doğrusu! Ama ilerde babam vardı nasılsa! Bu dağların en sadık dostu olan babam!

Ömrünü kendine emanet edilen sürünün peşinde geçirmişti. Ne güzel çobandı o, emin insandı! Emanette emin, doğru sözü sakınmaz, hatıra gönüle bakmaz, hak neyse onu söylerdi. Sürüde olan 400/500 koyunu tek tek tanırdı. Her biri sanki evladı gibiydi.

Hasta olanı hemen bilir, kurtlusunu, yaralısını tedavi eder, yününü kırkar, sütünü sağardı. Dağı, suyu, sürüsü ve arada bir kendisini arayıp bulan küçük oğlu, hepsi kendi dünyasının birer parçasıydı.

Bazen komşular koyun keçiyi karıştırır senindi benimdi kavgasına tutuşurlardı. O hakem oldu mu daha hiç kimseye söz kalmazdı! Babamın yalan söylemeyeceğini herkes bilirdi çünkü!

O’nun yaşadığı devirde haram lokma yememek büyük bir faziletti.  Farkındaydı bunun zaman zaman söz sırasında “benim boğazımdan haram lokma geçmedi” derdi.

Belki felsefe ve sosyoloji kitapları okumamıştı ama hayatın gerçeğini bilirdi. Millet ne çektiyse cahillikten çekti der “yeterki sen oku! Ben yakasız gömleğime kadar satıp seni okutacağım!” sözünü sık tekrar ederdi. Ne hayal ederdi bilmem! Kara kışta sürüyle eve döndüğünde ayakları beline kadar ıslak olurdu çoğu zaman! Hemen kara meşe ağacıyla kıpkızıl olmuş sobanın yanına uzanır, iyice ısındıktan bir süre sonra keyfi yerine gelir! Sonra hafiften bir türkü tuttururdu!

Muhanedin suyu tersine akar

Verdiği bir yudum suyu

Başına kakar

Alahhım muhanede muhtaç eylem

Sonradan görmüşe muhtaç eyleme

Hep bu türküyü söylerdi! zannedersem başka türkü bilmezdi! Bu türkünün ardından uzak dağlardan birine seslenir gibi defalarca “İramazaaaan! İramazaaan!” diye derin ve kısık sesle çağırırdı!

Geliyorum işte baba! Seni düşünürken epey yol almışım işte! Bak hafiften korksam da Eniçi geride kaldı, ya Şamkaya’da ya Erikcavuz’dasın! Geliyorum!

Zaten yavru günlerinden beri elimde büyüyen iki kangal köpeği hemen kokumu alır daha sürüye yaklaşmadan soluk soluğa önümü keserlerdi. Önce onlarla sarmaş doloş olurduk! Ah canlarım nerelerdesiniz!

Sonra sen! Dolu dolu bana gelirdin! Ah bi diyebilsen içindekileri!

Ah bi kelimeler boğazında düğümlenivermese! Her neyse belki gözlerin yaşarırdı ama! Niye geldin derdin her seferinde! Ama bu adetti baba! Ben hemen torbana bakardım kaç kuzun var diye! Bu kuzu mevsimi! Bereket günleri! Hemen torbayı bana verirdi. “Dikkat et! bak bu kara başlı olan Mülazımgilin, şu kara burunlu Lömen’in, şu küçük alacalı Hamzanın Kadir’in!

Oh bu gün baya karlı geçecek anlaşılan!

Üç kuzu ikişerden altı yumurta eder!

Kuzu getirme bereket getirmedir! Göbedek verme ise ev sahibini en sevdiği iştir! Evde kadınlar varsa “Yarın yine getir olmaz mı” eline iki yumurta tutuşturur! Ya birde hane büyüğüne denk gelir, eline  bi teklik tutuşturursa yaşadığın gündür!

Alabildiğine fakir alabildiğine mutluyduk hepimiz! Kuzularımız, iki gözlü toprak evlerimiz, dumanı hiç eksilmeyen sobamız! Ve senin dedelerinden naklettiğin ibret dolu kıssalar!

Kulağımda neler kalmış neler! Halil deden öldüğü gün sürüyü evden ayırmak mümkün olmamış! “Ben bu varlığı halkın gözünden sakınarak korudum” dermiş rahmetli! Obayı basan eşkıya reisi “oturduğu keçeyi keseni yaşatmam Halil ağa demiş” yayla evinin keçesini kesip çarığına koyan kızanı vurduktan sonra!

Yaptığı işi bilirlermiş, “şu asa Hz. Musa’nın asasıdır! Sırtımdaki kepenek Hz. Peygamberin ridasıdır! İşimiz peygamber mesleği anlayacağın! Bizde haram yemek, yalan söylemek olmaz! Bütün canlara Allah’ın emaneti olarak bakacaksın”!

Çocukken çağırdığında geldim yanına! Ama son günlerinde yapamadım bunu! İki ağır imtihanı birlikte veremedim! Ben son umudum genç çınarın başını beklerken, senin hiç kimseye eyvallahın olmazdı! Duramadın yanımda! Gönlünü kaptırdığın dağların komşuluğuna geri döndün! Kimsesiz, hasta ve yalnız! Geceleri çağırsan da sesini duyamazdım artık! Öylece hasret gittik birbirimize!

Ne oldu! Karanlık gecelerde dağ başlarında seni taşıyan umudun gerçek oldu! Evet! Duaların sayesinde okudum! Örme taştan tek odalı yayla evlerinden Osmanlı Sultanlarının yaşadığı saraylara geldim! O mekanlarda iş tuttum! Osmanlı ülemasının ders verdiği okullarda okudum, oralarda hoca oldum!

Ama hiçbir şey, evine kuzu götürdüğüm ninenin verdiği iki yumurta kadar tat vermedi bana! Hep bir gün işim bitecek, valizimi toplayıp geldiğim yere geri döneceğim diye bekledim! Ömrümün ekseri ile birlikte o rüya günlerinin kaybolup gittiğinin farkına varamadım!

Ne zaman geri dönmek istesem, sen huduttasın! Tıpkı tam 190 yıl önce Asakir-i Mansure-i Muhammediye’ye asker yazılan büyük deden gibi, hududu bekliyorsun! Kültürümüzü ve medeniyetimizin güzelliklerini savunan ilim ordusunun bir neferisin dendi! Sahi öyle olmuştu! II. Mamud’un ordusu bozulunca büyük dedem obasına geri dönmüştü! Ye ben, bütün faziletleri  suç sayan son taarruz  durdurulamazsa ben nereye döneceğim? Köy dağıldı yayla bozuldu çoktan?

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı