12 Nisan 2026, Pazar
07:53
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı
Günümüz müslümanının en büyük problemlerinden biri dünyevileşmektir.  Müslüman toplum esasında fıkıh toplumudur. Helal ve haram toplumun temel taşıdır. İnsanların davranışları sünnet-i seniyyeye uygunluğu ölçüsünde değer kazanır, aykırılığı ölçüsünde değer kaybeder. Üzülerek söylemek gerekirse toplum bu konudaki hassasiyetini kaybetmiş durumdadır. 
Oysa her bir hareketimizi inceden inceye sünnet-i seniyye ölçüleri ile tartmak durumundayız. Bununla birlikte Müslüman aklının fikir üretme ve düşünme yollarını beyan eden Kuran ölçülerine dayalı temel esaslar çoktan unutulmaya yüz tutmuştur. Bu ihtiyaçları dikkate alarak bu tarihten itibaren, Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’nin temel kaideleri üzerinde yapılan şerh çalışmalarını sizinle paylaşmak istiyorum. Allah u taala tesirini halk eylesin. Bize ihlas ve hizmette muvaffakiyet ihsan eylesin!
Fıkıh ilmi amellerin şeraitteki karşılıklarını bilmektir . 
İlim, meseleleri idrak etmektir. Yöntem ve kaideleri idrak ile tekrar ederek kazanılan melekeye de ilim denilir. ilim tek bir kavram olduğu halde  farklı alanlara olan ilgisi cihetiyle her türlü sınıflandırma için uygundur. İlim kitap ve risalelerde  iki başlıkta sınıflandırlır.
Biri aklî ilimler diğeri naklî ilimlerdir. 
Naklî ilimleri de iki sınıfa ayırmak mümkündür. Biri dil bilimleri, gramer ve edebiyat ilimleri diğeri şeriat ilimleridir. Şeriat ilimleri de iki kısma ayrılır. İlki asıl ilimlerdir. Kulların davranışları ile ilgili olmayan  kıraat, tefsir gibi Kur’an ilimleri ile  hadistir. Diğeri Allahın birliği ve sıfatlarını anlatan itikad ilimleri (kelam ilmi, tevhid ilim) ile davranışların dindeki karşılığını inceleyen fıkıh ilminden ibarettir. 
Fıkıh ilmi iki asıldan oluşur, birinci asıl; fıkıh usulü denilen  dini hükümleri, dinin asıl kaynaklarından çıkarma yöntemleri  ve delillerin anlatılmasıdır. Diğerine furu’ denilir ki dini hükümleri delilleri ile birlikte geniş bir şekilde açıklamaktır.  
Usul, asl kelimesinin çoğuludur ve delil demektir. Delil ise zatında, ahvalinde ve sıfatı üzerinde sahih bir fikir ile düşünüldüğünde istenilen habere ulaştırabilen şeydir. Mesela “Allah muhakkak adaleti emr eder” ve “haddi aşmayınız!” ayetleri üzerinde düşünüldüğünde birincisi “adalet farzdır” ikincisi “zulüm haramdır!” önermelerini isbat ederler. Bu durumda bu ayetler birer delil olur. 
Fıkıh ilmi iki büyük şubeye ayrılır. Biri ahrete ait hükümlerdir.  Hac ve namaz gibi sadece ahiret ile ilgili olan ibadet kısmını inceler.  Dünyaya ait işleri elen alan ikinci kısmın biri nikah, alışveriş, cezalar gibi canlılara diğeri miras işleri gibi ölülere aittir.
Fıkıh lügatte bir şeyi bilmek anlamak anlamına gelir. Dinî terminolojide şeriat ilimlerine marifet hasıl etmek anlamında kullanılır.  Usul alimleri fıkıh kelimesine dinin genel kuralları içinden günlük pratik davranışlarla ilgili hükümleri çıkarma anlamını vermişlerdir.  Bu manaya göre hakiki fakihler müçtehitlerdir. Bu meseleleri fıkıh kitaplarından öğrenenlere mukallid adı verilir. Bu tariflere göre pratik davranışlar hakkındaki dinî hükümleri delilleri ile birlikte öğrenmek fıkıh ilmi ile meşgul olmaktır. 
Fıkhın bu özel anlamına karşılık “rey ve ictihad ile –fikir yürütme ve teori geliştirme ile-  elde edilen, üzerinde düşünmeye ve fikir yürütmeye ihtiyaç duyulan konulardan çıkarılan bilgi ilimdir. Mantık alimleri bir şeyin ince esrarını, hakikatını, külliyatını bilmeye ilim adı verirken, cüzlerini, değişken hallerini bilmeyi marifet saymışlardır. 
İnsanın dünyaya ve ahrete ait zarar ve menfeatlerini bilmesi  fıkıh ile mümkün olur. Çünki insan fıkıh ile elde edilen  ve kurtuluş vesilesi olan;  iman, itikad ve ahlaka ait vicdanî meselelere  her zaman muhtaçtır.  Kelam ilmi, ahlaka dair tasavvuf ilmi de buna dahildir. 
Fıkhın amel ile ayrılmaz bütünlüğünü vurgulamak için yukarıdaki tarif “kişinin amellerinde lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir” şeklinde yenilenmiştir. 
Alimler fıkhı çeşitli şekillerde tarif etmişlerdir.  Mecelle birinci maddesinde  fıkhı tarif etmiştir. Fıkıh dört ayak üzerinde durur dinin hükümleri bu dört asıldan çıkarılır, elde edilir . 
1- Kuran-ı Azimü’ş-Şan
2- Sünnet-i Seniyye yani hadis-i şerifler. (sünnetin amelleri  tarif eden hükümler için kaynak olduğu çok sayıda ayet-i kerime ile sabit olmuştur. “Peygamber size neyi verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan kaçının!” ayeti bunlardan birindir. Ruh-ı mecelle. S. 36)
3- İcma-i ümmet yani büyük müçtehidlerin ittifakları ile oluşan kesin kanaat. Bunlar asıldır. Yani bunlardan her biri dinin hükmünü kesin bir katiyetle ortaya koyar. 
4- Kıyas’tır. Kıyas bir cihetten asıl olmakla beraber diğer üç esasa kıyasla ikinci sırada yer alır. Zira kıyasta hükmün dayandığı asıl sebep diğer üç esastan birinden alınmıştır.
Fıkıhta ele alınan mesele. delil ve burhandan elde edilen hükümdür. Meselelerin konusu dinin hükümlerinden birini taşıyan önermelerdir. Mesela çalışmak helaldir.  Rüşvet haramdır. Vekalet caizdir. Kefil olmak meşrudur. Olmayan şeyin satılması batıldır. Gibi önermelerin her biri, bir ilmin konusu olduğu gibi ilimler de konularına göre –ele aldıkları asıl maksatlarına göre- tarif edilirler.
(mesele bir problemin halli için ortaya konan istektir. Cevabın isbatı,  ait olduğu fenden ona bir delilin gösterilmesi ile mümkün olur. O ilimden maksat bu delilin gösterilmesidir. Atıf bey s. 3)
İlimleri gayelerine göre birbirinden ayırmak ve tarif etmek mümkün olduğu gibi mevzularına göre de ayırmak ve tarif etmek  mümkündür.  Şu halde Fıkıh ilminin konusu  mükellefin eylemleri ile sorumluluğunu üzerine aldığı fesad, haram, vacip, sünnet, mübah gibi hükümleri açıklamaktır. 
Şer’iye; Kanun koyucu olan Allah u taalanın hitabına bağlı demektir. Bu kayıd ile şeriat hükümlerinin dışında kalanlar ayrılmış olur. Zira bir takım hükümler akla dayanır. Alemin sonradan yaratıldığına hükmetmek gibi. Ayrıca bir takım ıstılah hükümleri vardır ki farklı ilimlerin ıstılahlarından alınmıştır. Söz gelimi fail merfu okunur gibi Arapça dilbilgisi kuralları böyledir. 
Mecelle şarihleri  fıkıh ilmine olan ihtiyacı izah ederken Mecelle’nin mukaddimesinde yer alan bir fıkrayı genellikle zikrede gelmişlerdir:
 Fıkhi meseleler ya âhirete ilişkindir ki, bunlar ibadet hükümleridir veyahut dünyaya ilişkindir ki, bunlar da nikah, alışveriş ve cezalandırmaya ilişkin kısımlara ayrılır. Şöyle ki; Cenab-ı Hak bu alemin nizamını takdir ettiği vakte kadar devamını irade etmiş olup, bu da insan türünün devamına bağlıdır. İnsan türünün devamı da onların çoğalmalarına, kadın ve erkeklerin evlenmelerine bağlıdır. Bir de, insan cinsinin devamı, kişilerin zürriyetlerinin kesilmemesi ile mümkündür. İnsan, ölçülü mizacı sebebiyle hayatı boyunca gıda, elbise ve mesken gibi insan yapısı şeylere ihtiyaç duyar. Bu dahi fertler arasında yardımlaşma ve bir arada yaşamaya bağlıdır. Kısacası, insan yaradılıştan medenî olduğundan, diğer canlılar gibi tek başına yaşamayıp, medeniyetin gelişmesi için diğer fertlerle yardımlaşmaya ve birlikte yaşamaya muhtaçtır.
Halbuki, her şahıs kendine uygun olan şeyi talep ve zahmetli şeylere de öfkelendiğinden, aralarındaki adalet ve işleyişe halel gelmemesi için gerek evlilik gerekse medenî olmanın gereği olan yardımlaşma ve birliktelik hususunda sağlam şer’i kanunlara ihtiyacı vardır. Bu iki ihtiyacı fıkıh ilmi, nikah ve  muamele bölümleri ile karşılamıştır. Medenileşmenin bu zemin üzerine sağlam ve sürekli kılınabilmesi için ceza hükümleri düzenlenmiştir” 
Fkıh Öğrenmek Farzdır
 
İnsanın fiilleri mutlaka fıkhın konularından birine girer. Helalin dereceleri, haramın dereceleri ve mübah olan fiiller fıkıh ilmi ile öğrenilir. Fıkıh hükümleri şeriatin delilleri ile sabit olduğu için kanun özelliği kazanırlar. 
“kadın erkek her müslümana ilim farzdır” hadisi şerifine göre insanların davranışlarına karşılık olan hükümleri öğrenmeleri farzdır.  Fıkıh öğrenmenin farz olduğu konusunda çok sayıda ayet ve hadis zikredilmiştir. Bunlardan “bir taife dinde fakih olsunlar…” emrini ifade eden kelimenin zorluk ifade eden kalıpta gelmesi, bu işin zorluğuna bir işaret olarak kabul edilmiştir.  “Allah hayır murad ettiği kişiyi dinde fakih kılar” hadisi fıkıh öğrenmeyi teşvik eden hadislerin başında gelir.  
İnsanın misafir bir yolcu olduğunu unutması üzerine lazım olmayan çok günahlara serbestçe girmesine yol açmaktadır. Laik düşünce insanın vicdanından Allah korkusunu çıkarmıştır. Sürüleşmekten çekinmeli fıkıh toplumunun geri kazanılması için hareketlerimizin dinin emirlerine karşı hangi sınıfa girdiğini öğrenmeye çalışmalıyız.
(devam edecek)
 
ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı