İman, Allah’a bağlılıktır ki; insanda bulunan Allah’ın sanatı ve isimlerinin nakışları o bağla tezahür edip görünür. Küfür, yani yaratanını inkâr o bağı yok eder. Bunun sonucunda da onda var olan Rabbinin sanatı gizlenir. O insanın kıymeti dahi yalnız madde itibariyle olur. Maddesi ise geçici bir hayatı hayvaniye olduğundan, kıymeti dahi hiç hükmündedir. İnsanın maddesi atmış kilo gelse, on liradan satılsa altı yüz lira eder. Eğer maddesiyle ölçülürse işte insanın değeri budur. Ama insan yalınız maddeden ibaret değildir. Kulağından ses giriyor, ağzında kahkaha çıkıyor. Yine kulağından ses giriyor, gözünden yaş çıkıyor. İnsanı halden hâle sokan bu şey nedir? Maddenin böyle bir özelliği yoktur. Demek insanda maddenin ötesinde bir mana vardır ki; bunları ona o yaptırıyor.
Bir adamın yüzlerce devesi varmış, onlardan biri ölmüş. Deve sahibi oturmuş devenin başına başlamış ağlamaya. Ona niye ağlıyorsun geride yüzlerce deven var, bir deve için böyle ağlanır mı demişler.
O adam demiş: “Ben bu devenin ölmesine ağlamıyorum ki; bu deve daha önce hem kendini, hem de beni götürüyordu. Ben bakıyorum devede kayıp olan bir şeyi yok, her şeyi yerinde bu devenin neyi kayboldu ki yattı da kalkmıyor.”
O devede, kaybolan şey insanda da vardır. Bu maddeyle tatmin olmaz bunun adı ruhtur, gıdası da imandır. İnsanda iman olmazsa, o deveden farkı kalmaz. Devenin bir sorumluluğu yoktur ama insanın sorumluluğu çoktur.
Üstad Bediüzzaman bu konuda şöyle orijinal bir misal vermiş:
“İnsanların sanatları içinde nasıl ki maddenin kıymeti ile sanatın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazen müsavi, bazen madde daha kıymettardır. Bazen oluyor ki beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş liralık bir sanat bulunuyor. Belki bazen, antika olan bir sanat, bir milyon kıymeti aldığı halde, maddesi beş kuruşa da değmiyor. İşte öyle antika bir sanat, antikacıların çarşısına gidilse, harika-pişe ve pek eski hünerver sanatkârına nispet ederek o sanatkârı yâd etmekle ve o sanatla teşhir edilse, bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, beş kuruşluk bir demir bahasına alınabilir.”(2)
İnsan, Cenab-ı Hakk’ın böyle antika bir sanatı ve en nazik bir kudret mucizesidir. Rabbimiz insanı, bütün isimlerinin cilvesine mazhar ve nakışlarının görünmesine sebep kılmıştır. Aynı zamanda şu kâinatın küçük bir timsali suretinde yaratmıştır. Gecenin karanlığında içine elektrik verilen tabelaların üstündeki yazıların okunduğu gibi, insanın da içine iman girse, bütün o manidar nakışlar okunur. Mümin, onu o şuurla okur ve o bağlılıkla okutur. O halde ehemmiyetsiz olan şu insan, bu vesileyle bütün mahlûkat üstünde bir değere sahip olur ve şu dünyada Allah’ın cennetine lâyık bir misafiri olur.
Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi, iman hem nurdur, hem kuvvettir. Hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir. Hem imanın kuvvetine göre hâdiselerin onu tazyik etmesinden de kurtulabilir. Ehli iman başına gelen bir sıkıntıda, imanıyla Rabbimin bundan haberi vardır der ve Allah’a tevekkel eder. Şu hayat gemisinde kemal-i emniyetle hâdisatın dağlar gibi dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadir-i Mutlak’ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediye ye girip Cennet’e uçabilir.
(2) Sözler, Bediüzzaman Saidi Nursi, Sayfa (311) Envar neşriyat İst.