12 Nisan 2026, Pazar
02:44
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Kara kış bastırmıştı. Uzun geceler zor geçerdi. Kalın meşe odunları sönmek bilmezdi bereket versin!  Bir de insanın içini ısıtan tarhana çorbası vardı. Yazın sıcak günlerinde aşkla, sevgiyle, alın teri ve helal lokma ile yuğrulan!  Vakit gece yarısını çoktan geçmiş olmalıydı. Sokağın derinliklerinden karla karışık tok sesler geliyordu. Kulağını kabarttı! Derin bir uykuya dalmış olan eşini uyandırdı.

Bu ses te ne öyle? Gecenin bu saatinde! Yarı uykulu cevap verdi eşi! Telaş etme bizim komşunun günü yaklaştı! İsmail’dir. Odun yetmemiş belli!

Eşini yeniden sarstı. Kalk o zaman böyle günde yardıma ihtiyaçları olur! Birkaç saat bulunuver! Uzatmadı . Birazdan bir elinde asa bir elinde sarı zayıf ışıklar saçan bir fenerle yola düştü.  Eve yaklaştıkça  ses daha da yükselmişti. Yanılmamıştı. İsmail kar içinde büyükçe bir meşe ağacını parçalamaya çalışıyordu.  Sessizce yanından geçip iki odalı toprak evin kapısını araladı.

Kapı bir komşular hep oradaydı. Ve köyün çocuklarını makbul dualarla karşılayan yaşlı ebe de oradaydı.

Böyle anlatmıştı anlatan O gece bu satırların yazarı doğdu.  Ne zaman gecenin karanlığında, sokağın derinliklerinden gelen tok bir ses duysa yeni bir yolcunun dünyaya geleceğini düşünürdü.

Annem bana hep aynı hikayeyi anlatırdı. Beni Boğaz’a konan göçerlerden almıştı. Bazı çocukları leyleklerin getirdiğini duymuştum. Baharın ilk çiçekleriyle gelen leyleklerin kimlere yeni çocuklar getirdiğini merak ederdim. Ta ki yine bir kara kış gecesinde kapımızın hemen önünde yükselen küt sesler beni uyandırana kadar.

Gecenin sessizliğini bozan bu ses yine kapı komşularımızı evimize toplamış, yeni yolcunun gelişi için hazırlıklara başlamışlardı. Yaşım küçüktü ama etrafımda dönen olayları birbirinden ayırabiliyordum.  Odun sobası kıpkızıl kesilmiş, etrafı saran telaş dulara karışmış, nihayet beklenen o çığlık gelmişti.

Etrafa derin bir şükür ve huzur yayıldı. O gece annemin bana söylediği yalan sona erdi. Ne leylekler,  ne boğaza konan göçerler çocuk getirmiyordu.  O günden sonra leyleklerin gelişi gözümde eski büyüsünü kaybetmişti.

Hayat bu akıp gidiyor işte! Gurbetteyim! Etrafımda bulunan Kafkas- Karaçay beyleri telaşıma gülüyorlar.  Beldedeki tek telefonu emrime verdiler. Saatler geçmek bilmiyor ama he vaktin bir zuhuru vardır. Telefondaki babamdı. “Oğlum yolcu geldi”

Baba kim geldi diyorum! Cevap veremiyor  utanıyor garip. O yüce dağların çocuğu! Şehir bilmez ama edep erkan bilir. Fakat benim bunu öğrenmem lazım! O anda üslubu değiştirmem gerektiğini fark ediyorum! Baba yolcunun adını ne koyacaksın diye soruyorum! Ahmed koyacağım oğlum Ahmed diyor!

Telefonu kaparken beyler birbirini işaret ediyor  ve davet teklifimi geri çeviriyorlar.  “Kız olsaydı senin vazifendi. Oğlan olunca o bizim vazifemiz! O senin değil ümmetin! Allah uzun ömür versin”! 

Kader bir gurbetten diğerine sevk ediyor! Ama şartlar değişmiyor! Bir dağ köyünde kara kış bastırmış, uzun karanlık geceler başlamıştı. Yeni bir yolcu gelecekti. Ama gurbetteydik ne kapı bir komşularımız ne de eşimiz dostumuz vardı. Şükür ki köyün emektar bir ebesi vardı. İstediğim her zaman kapısını çalabilecektim.

Allah’a güveniyor anneyi teselli ediyordum! Doğum dünyadaki en tabii ve en sahih emirdi. Ne korkuya ne telaşa gerek vardı. Vakit gelmiş olmalıydı. Geceyi yaran tok seslerin sahibi bendim bu sefer! Bir de sokak aralarını korkuyla dolduran uluma sesleri var. Diz boyu kar içinde gece yarısı ebe hanımın kapısındayım! Kırmıyor birbirimize tutunarak  geri dönüyoruz!

Saat geldi galiba! İçeriden müjde ile çıkıyor! “Müjde hocam! Yolcu geldi! Hem de bürdeli doğdu! Annem ömrüm boyunca bürdeli bir çocuğum doğsun diye dua ettim demişti!”

Neydi onu diğerlerinden ayıran fark diye merak ederdim hep! Zamanla o sır kendini gösterdi. Musibetler karşısında daha metin ve daha inançlı oldu hep!

Kara kışlar geldi geçti! Karlar her bahar yeni çiçeklere bıraktı yerlerini! Lakin omuzuma dökülen saçların üzerine konan karlar baki kaldı. Onlar erimedi bir türlü!

Artık geceyi yaran sesler bölmüyor uykumu! Devir değişti besbelli! Özel doktoru var onun! Haftalık kontrole gidiyorlar! Bana ultrasonla çekilmiş fotoğrafını göstermek istedi! Kabul etmedim! Bebeğin de mahremi var kızım! Caiz değil ikide bir resmini çekmeniz!

Hiçbir sır bırakmadılar! Yarın doğacakmış! Adını bile koymuşlar Ayşe Betül

Eyyam neler getirdi başımıza! Şimdi modern teknoloji ile karşılıyoruz yeni gelen yolcuları! Doğum sırasında ölen anneler belki azaldı. Çiçek salgınlarında yüzü bozulan çocuklar da azaldı kuşkusuz! Neki modern cinayetleri görmezsek! Bu ifadeler doğru olabilir! Yüzlerce doğum kontrol hapları, binlerce kürtaj usullerinden kurtulabilen tıfılları, doğum hanelerin hileleri bekliyor daha! Hiç şüphesiz şu karanlık asır bütün geçmiş asırların ihmalini yüze katlayan çocuk cinayetlerine şahit oldu!

Ümmetin çiçeklerini daha doğmadan bozguna uğratmak için yüzlerce çok uluslu  teşekküller hummalı bir gayret içindeler.  Allah’tan başka sığınacak kapımız yok!

Rast gele öğreniyorum! Hastaneye kaldırmışlar! Haber bekliyoruz! Sağlıklarından başka bir düşünecek bir şey yok! Akşama eve yalnız dönüyorlar! Nerde yolcumuz! Küvezde! Demek eksik bıraktığımız bir şey var! Teknolojiye olan güven, duamıza engel olmuş olmalı!

Üç gün geçti daha yüzünü görmedim yolcunun! Bütün yolcuları bekleyenlerine kavuşturan sadece Allah’tır. Allah’ım günahlarıma tövbe ediyorum!

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı