İnsanlığın iftihar tablosu Resulü Ekrem (sav) Efendimizin, Allah katında öyle yüce bir değeri vardır ki O’na yapılan hürmet ve saygı Allah kendine yapılmış kabul ediyor. Efendimize yapılan saygısızlıkta Allah kendine kendine yapılmış kabul ediyor. Çünkü Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurur:
“Ey Resulüm, deki: Ey insanlar! Eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin” (24)
Eğer insan Efendimize olan bağını koparırsa, o vakit yaptığı bütün iyilikleri yok sayılır. Çünkü Allah, rızasını O’nun rızasına bağlamıştır. O’nu seven ve itaat eden, Allah’ı sevmiş, sevmeyen de Allah’ı sevmemiş olur.
Müslüman’ın iki imamı vardır:
Birisi:
Namazda imam.
İkincisi:
İman esaslarında istikamet imamı.
Mesela, siz namazda imama uydunuz, bir iki rekât kıldıktan sonra imamdan ayrılsanız, bütün namazı yeni baştan kılmanız lazım gelir. Ҫünkü bunun şartı imam namazı tamamlayana kadar arkasında kalmaktır. Namaz bitince imam selam verir o bağda kendiliğinden çözülür. Siz istediğiniz tarafa gidebilirsiniz.
Ama Resulü Ekrem Efendimiz (sav) bizim istikamet imamımızdır. Ona olan bağımız, namaz imamına olan bağımız gibi değildir! Çünkü O bizim her konuda rehberimizdir. Bu imamın arkasından ayrılamayız. Eğer bir saniye ondan ayrılsak bütün amelimiz boşa gider.
Çünkü İslam’ın beş şartı Kur’an da vardır, ama uygulaması yoktur. Allah’ın bu emrinin uygulamasını O’nun peygamber olarak seçtiği zattan öğrenmek zorundayız! Gerçek Müslüman olabilmek için onun yaptıkları yapılacak, terk ettikleri de terk edilecektir. Bunun dışındaki bütün yollar batıl ve sonu hüsrandır.
Konumuzla alakalı olarak Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin ve peygamberine de itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (25)
Eğer Allah’a itaat var da peygambere yoksa yaptığımız iyilikler boşa gitti demektir. Çünkü ayet “Allah’a ve peygamberine itaat edin ki Amelleriniz boşa çıkmasın” diyor.
Demek bizim Allah’a olan sevgimizin derecesi, peygambere olan itaatimiz nispetindedir. O’na itaat ise O’nun sünnetlerine verdiğimiz önemle ölçülüdür.
Bu konuda Üstat Bediüzzaman, Lem’lar isimli eserinde güneş misaliyle konuyu şöyle izah etmiştir. Güneş doğduğunda gündüz olduğu gibi, batınca da gece olur. Mantıkça, bu müspet ve menfi iki neticeye itiraz edilmez diyerek şöyle devam etmiştir:
“Aynen öyle de muhabbetullah varsa Habibullah’a ittiba edilecek. İttiba edilmezse, netice veriyor ki: Allah'a muhabbetiniz yoktur. Muhabbetullah varsa, netice verir ki: Habibullah’ın Sünnet-i Seniyesine ittibaı intac eder.
Evet: Cenab-ı Hakk’a iman eden, elbette ona itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâ-şübhe Habibullah'ın gösterdiği ve takip ettiği yoldur. Bu kâinatı bu kadar mu’cizat-ı san'atla tezyin eden o Zât-ı Hakîm-i Zülcelâl, elbette bilbedahe zîşuurlar içinde en mümtaz birisini kendine muhatab ve tercüman ve ibadına mübelliğ ve imam yapacaktır. Hem bu kâinatı haddü hesaba gelmez tecelliyat-ı cemal ve kemalâtına mazhar eden o Zât-ı Cemil-i Zülkemal, elbette bilbedahe sevdiği ve izharını istediği cemal ve kemal ve esma ve san'atının en câmi' ve en mükemmel mikyas ve medarı olan bir zâta, her halde en ekmel bir vaziyet-i ubudiyeti verecek ve onun vaziyetini sairlerine nümune-i imtisal edip herkesi onun ittibaına sevkedecek, tâ ki o güzel vaziyet başkalarında da görünsün.” (26)
Konumuzla alakalı olarak Ebû Hureyre’nin (ra) rivayet ettiği bir Hadis-i Kutside, Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:
-Allahu teâla buyurdu ki: “Kulum nafile ibadetleriyle devamlı bana yaklaşır ben de onu severim. Onu sevdiğim vakit; onun işiten kulağı, gören gözü ve tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Bana sığınırsa onu korurum.” (27)
Bu Hadis-i kutsiden anlaşıldığı üzere, bir Müslüman eşya ve hadiselere Allah’ın gözüyle bakabilmesi için, yani Allah’ın bak dediği yerden bakabilmesi için peygamberin sünnetlerini işlemeye devam etmesi lazımdır.
Hulasa insanı Allah’a yaklaştıran peygamberin sünneti olduğu, Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Kutsi ve Üstat Bediüzzaman’nın ifadelerinden anladık.
Bu ayet ve Hadis-i Kutsi ışığında konuya baktığımızda, bir insan ben Allah’ı seviyorum diyorsa, peygamberin sünnetini özürsüz terk edemez. Terk ederse, Allah’ı seviyorum iddiası inandırıcı olmaz. Kelime-i şahadetin iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini ispat eder, biri diğerinin tamamlayıcısıdır, peygamber Allah’ı, Allah’ta peygamberi ister.
Özürsüz olarak sünnetleri terk edenler, şöyle demiş olmazlar mı?
-Ey benim Allah’ım, emrin başım gözüm üstüne derhal yaparım. Fakat Ebu talibin yetimi de kim oluyor, ben O’nun sünnetini işlemem.
Böyle yapanlar Ehlisünnet vel-cemaatin aksine yeni bir çığır açmış olmazlar mı? Böylece büyük bir felaketin kapısını kendilerine aralamış olmazlar mı?
Hz. Muaviye (ra) bir Hadis-i Şerifi şöyle anlatır:
-Allah Resulü (sav) bir gün aramızda, doğrulup buyurdular ki:
“Haberiniz olsun! Sizden önce ehl-i kitap, yetmiş iki fırkaya bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. O’da (Ehl-i Sünnet vel-cemaattir.” (28)
Bu konuyu Üstad Bediüzzaman bir Hadisi Şerifi’n ışığında şöyle ifade etmiştir:
“Resul-i Ekrem (asm) ferman etmiş
Kavaid-i Şeriat-ı Garra ve desatir-i Sünnet-i Seniye, tamam ve kemalini bulduktan sonra, yeni icatlarla o düsturları beğenmemek veyahut hâşâ ve kellâ, nâkıs görmek hissini veren bid'aları icad etmek, dalalettir, ateştir ve sapıklıktır.” (29)
Cabir bin Abdullah’ın (ra) rivayet ettiği bir başka Hadis-i Şerifte de Allah Resulü (sav) şöyle buyuruyor:
Hz. Cabir (ra) anlatıyor: Allah Resulü (sav) buyurdular ki:
“Şunu belirtmek gerekir ki sözlerin en doğrusu Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı da Muhammed (sav) yoludur. (Dinde) en şerli işler sonradan ortaya çıkarılan yeniliklerdir, sonradan ortaya çıkan her yenilik bid’at’tir, her bid’at dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir.” (30)
Ebu Necih İrbâz İbn-i Sariye (ra) şöyle demiştir: Allah Resulü (sav) gözleri yaşartan, kalpleri ürperten çok tesirli bir konuşma yaptı.
-Ey Allah’ın Resulü! Bu nasihat sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bizlere tavsiyede bulununuz, dedik. Bunun üzerine:
“Allahtan korkmanızı, başınıza Habeşli simsiyah bir köle bile olsa onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra içinizde hayatta kalanlar pek çok ihtilaflar göreceklerdir. O zaman sizin yapacağınız benim sünnetim ve doğru yolda olan Hulefa-i Raşidin’in sünnetine sarılmaktır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bidatlerden şiddetle sakınınız. Çünkü her bidat bir sapıklıktır.(31)
Ne mutlu o kimseye ki sünnetleri işleme noktasında hissesi ziyade ola. Yazıklar olsun o kimseye ki peygamberin sünnetini takdir etmeyip, bid’atlara gire.
Kaynaklar:
(24). Âli İmran Sure, 3/31
(25). Muhammed Suresi, 47/33
(26). Lem’alar, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa No: 52, Envar neşr İst.
(27). Buhârî, Rikâk 38; Riyazü’s-Sâlihin, İmam NeveviTercüme, Salih Uçan, Hadis No: (95 Basım yayın, Çelik yayınevi Yayın Yılı: 1993 İstanbul.
(28). Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Enam Suresi, 6/159 Feza Gazetecilik AŞ, Yni Bosna İst.
(29).Lem’alar, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa No: 53, Envar neşr İst.
(30) Müslim, Cuma 43; Riyazü’s-Sâlihin, İmam NeveviTercüme, SalihUçan, Hadis No:(171) Basım yayın, Çelik yayinevi Yayın Yılı: 1993 İstan.
(31). Riyazü’s-Sâlihin, İmam NeveviTercüme, Salih Uçan, Hadis No: (158)Basım yayın, Çelik yayınevi Yayın Yılı: 1993 İstanbul; Tirmizî, İlim 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne 5, (4607); Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Prof. İbrahim Canan Hadis No:(55) cilt, (1), S. (181), Akçağ Yayınları. Feza Gazetecilik AŞ, Yeni Bosna İst.