11 Nisan 2026, Cumartesi
23:39
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Sünnete  değer vermenin önemi okadar büyktür ki; onunla ibadetlerimizin değeri katlanarak verileceğini Efendimiz Hadis-i Şeriflerinde beyan buyuruyor.

 Sünete sırt çevirmenin zararları da okadar büyüktür ki; hiç bir hayır ve hasenatla o kayıbın telafisi mümkün değildir.

 Enes İbn-i Malik’in (ra) rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte 

Allah Resulü (sav) buyuruyorlar ki:

 

“Kim benim sünnetimden yüz çevirirse o kimse benden değildir.” (1)

Resul-i Ekrem (sav) bir başka Hadis-i Şeriflerinde de şöyle ferman buyurmuştur:

Yani: “Ümmetimin fesada gittiği bir zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir.” (2)

Üstad Bediüzzaman sünnetle ilgili olarak, Lem’alar isimli eserinde, şu ifadelere yer vermiştir.

“Evet, Sünnet-i Seniyeye ittiba, mutlaka gayet kıymetdardır. Hususan bid'aların istilâsı zamanında sünnet-i seniyeye ittiba etmek daha ziyade kıymetdardır. Hususan fesad-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyenin küçük bir âdâbına müraat etmek, ehemmiyetli bir takvayı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor. Sünnete ittiba etmek, doğrudan doğruya Resul-i Ekrem (asm) hatıra getiriyor.”(3)

Gerçekten her hangi bir işi, Efendimizin yapıp yapmadığını kaynağından öğrenip ve o hareketi yaptığı bilinirse onu yapmak sünnet sevabı kazandırır. Sünnete tâbi olmak ehemmiyetli bir takvayı gösterir. En küçük bir muamelede hatta yemek, içmek ve yatmak gibi âdetlerinde dahi, peygambere benzemeye çalışmak sevaplı bir ibadet olur. Çünkü peygambere tâbi olmak, insanı doğrudan doğruya Rabbine yöneltir. Rabbi de der:

 “Öyle ise siz beni zikredin (yani ibadet ederek) hatırlayın (ben de) sizi (rahmetimle) hatırlayıp yâd edeyim.” (4)

Bu ayeti Kerimenin ışığında meseleyi değerlendirdiğimizde, Sünnet-i Seniyeye ittibaı kendine âdet edinen, âdetlerini ibadete çevirir ve bütün ömrünü sevap işlemekle geçirmiş gibi olur.

Madem Efendimizin sünneti insana Allah’ı hatırlatır o halde bir Müslüman için bundan daha kestirme bir yol da yoktur. Mantığını kullanan bir Müslüman’ın yapacağı iş O’na tâbi olmaktır. Eğer insan Peygamberin sünnetini işlemekten kaçarsa, çok sürmez Allah’ın zikrinden de kaçmaya başlar. Allah’ın zikrinden uzak kalanlara Allah’ın neler yaptığını Kur’an-ı Kerim şöyle anlatır:

    “Kim Rahman-ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Huzurumuza gelinceye kadar böyle devam ederler.”(5)

Şeytanın mühim bir hilesi de insana kusurunu itiraf ettirmemektir. Böylece şeytan istiğfar ve istiâze yolunu kapatmış olur. Yolu kapanan insanlar Allah’a sığınma ihtiyacı da duymazlar. Hem şeytan insanın nefsini okşar, benliğini tahrik eder. O vakit nefis kendini avukat gibi müdafaa eder; âdeta taksirattan takdis eder.

Şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüzlerce tevil getirir.

Burada bir hatıramı anlatmakta fayda buluyorum.

Bir gün yaşı yetmişin üstüne doğru tırmanışa geçmiş bir adam, kahvenin kapısından içeriye geriyordu. Adama dedim ki: “Bak şimdi namaz saatidir. Gel camiye gidelim, namazdan sonra buraya çay içmeye geliriz.”

Adam bana aynen şöyle dedi: “Benim ne günahım var ki camiye gideceğim! Kimsenin namusunda ırzında gözüm yok, hırsızlık uğursuzluğum da yapmıyorum!”

 Olsa da bunları yapacak gücü de kalmamıştı ya.

Ben bu cevabı aldım, daha fazla kaybedecek vaktim yoktu, namaza yetişmem lazımdı. Eğer vaktim olsaydı ona şöyle diyecektim:

Arkadaş insan günahkâr olduğu için camiye gitmez. Bak sen akşam yattın uyudun, kalbin, ciğerlerin, böbreklerin ve vücudunda bulunan bütün aletler aralıksız çalıştı.

Hiç bir şey kendi kendine çalışmaz, bir saat gibi bunları böyle kuran ve çalıştırana teşekkür etmek için camiye gidilir. Diyelim ki dünyada senden başka insan yok. Güneş yine doğması lazım mı? Dünya yine dönmesi lazım mı? Gecenin gündüzün yine gelip gitmesi lazım mı? Suların şırıl şırıl yine akması lazım mı? İneklerin, zehirli sineklerin, yer altı tarım işçisi olan solucanların, köstebeklerin ve şu anda sana hizmet eden bütün yaratıkların olması lazım mı? Senin etrafında döndürülen bu kadar hizmetçilerin maaşını kim verecek? Adamın etrafında bu kadar hizmetçi bedava döndürülmez, karşılığında mutlaka bir şeyler ödemen lazımdır.

Bu nedenle Kur’an- Kerim’in pek ok yerinde buyruluyor ki: “Siz bu kadar yükün altından kalkamazsınız. En iyisi Allah’ın zikrine koşun, her frsatta Onu hatrlayn ve camiye gelin orada Ona bir teşekkür edin, O’da sizin borçlarınızı silsin.”

 Kur’an hesabına yaptığım bu konuşmayı, isterseniz yine Allah’ın sözlerinden dinleyelim:

 “Ezan ile namaza çağırıldığınız zaman alışverişi dahi bırakın, derhal Allah’ı zikretmeye koşun. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok daha hayırlıdır.” (6)

Şeytana dost olan o kimselerin, kıyamet günü Allah’ın huzuruna geldiklerinde ne diyeceğini Hz. Kur’an şöyle anlatır:

 “Nihayet huzurumuza çıktığında arkadaşı olan (o şeytana): “Keşke seninle aramız doğu ile batı arası kadar uzak olsaydı! Meğer sen ne kötü arkadaşmışsın!” (7)

Fakat kendine verilen süre bitince işin farkına varmak bir şey kazandırmaz.

 

Kaynaklar:

(1) Buhari, Nikâh 1, Müslim, Nikâh 5; Riyazü’s-Sâlihin, İmam NeveviTercüme, Salih Uçan, Hadis No: 143, Çelik yayınevi, İstanbul.1993.

(2) Risale, Kutsi, Kaynak, A.K. Badıllı, 1/29, Say, (592) Envar Neşriyat, İstanbul.1992

(3) Lem'alar, Bediüzzaman Said Nursi, S. 49, Envar neşriyat, İstanbul.

(4) Bakara Suresi, 2/152

(5) Zuhruf Suresi,43/36-37

(6) Cuma Suresi,62/9

(7) Zuhruf Suresi,43/38.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı