11 Nisan 2026, Cumartesi
22:07
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Annem her bayram sabahı yaptığı gibi telaşlıydı yine. “Haydin tembeller sizi! Bak güneş nereye geldi! Şimdi hoca “Allahuekber” diyecek siz yine baba oğul bayram namazını kaçıracaksınız!” oysa ben iyice ezberlemiştim. Kamil hoca Hz. Sare ile Hacer’in kıskançlıklarını anlatıyorsa daha namaza yarım saat var demekti. Yok eğer İsmail’in boynunu bıçağa uzatışını anlatıyorsa 20 dakika, gökten inen koçu anlatıyorsa 10 dakika vardı. Hopörlere kulak verdim! annemin telaşı boşunaydı. Daha Hz. İbrahim bıçağı eline almamıştı.

Köyde adet öyleydi bayram yemeği yemeden kimse kimseyle bayramlaşmazdı. Bayram yemeği, ya köy odalarında yada az çok hatırı sayılır mahalle büyüklerinin evinde yenirdi. Çoluk çocuğa fazla yer vermeseler de büyüklerin sofrasında bulunmak istenen bir şeydi. O yüzden bilirdim. Camiden çıkınca ilk oda Hamzanın Kadir’in bakımını yaptığı köy odasıydı. Asıl yemeği oda sahibi getirmekle birlikte mahalle kadınları da birer ikişer tas yemekle katkıda bulunur. Namaz kılınana kadar kadınlar sofrayı düzer, önce büyükler sonra kadın ve çocuklar bayram yemeği yerlerdi. Bayramlaştıktan sonra millet evlerine dağılırdı.

Bu odanın bende hatırası çoktu. Güz günlerinde Kırıkhanlı esmer dişçiler gelir, köylü kadınların dişlerini yaparlardı. Onların alçıdan döktükleri çene kalıplarını görünce ürperirdim. Sanki ölüler mezardan çıkacaklarmış gibi gelirdi bana! Hamzanın Kadir köyden erken ayrıldı.  Oda bir iki yıl içinde bakımsızlıktan viran oldu. Mahallemizde bir de Hacıahmed’in odası vardı. Sağlığında hatırı sayılır bir insanmış. Bizler yetişemedik ama hayal meyal o odada yemek yendiğini hatırlıyorum. Sonra birkaç yıl daha yabancı öğretmenleri misafir eden oda,  virane hale geldi. Ne zaman önünden geçsem, ilk okul öğretmenimin bana ders çalışmayı yasakladığı o uğursuz günü hatırlar üzülürdüm!

Dedem Mehmed ağa da hatırı sayılır kimseydi. Çocukluğumdan beri bayram sofrası kurdururdu. Onun çok sevdiği birkaç isim vardı. Uzak yakın demez mutlaka onun sofrasına gelirlerdi. Zaten gelmezlerse kolay kolay hesabını veremezlerdi.  Onlardan bir kaçı  kendisi gibi biraz deli olan memetlerdi. O yüzden köyde memetler biraz deli olur derlerdi. Duzcu  Memet, Düden Memet, Dığdan Memet, hepsi hatırı sayılır komşulardı.

Bir bayramdı ben sofraya getir götür işlerini yapıyordum. Yemek bitmiş ağalar sırtını kalın hasır yastıklara dayamış, sıra çay yada kahve faslına gelmişti. (artık lakabıyla diğer ismini hatırlayamadım affedin) beni de çok seven Düden Mehmed lafın bir yerinde ağlamaya başladı. Kendisinin evli, iki yetişkin oğlu vardı ama her ikisin de çocuğu olmamıştı. Babamın çoban arkadaşları oldukları için her ikisini de iyi tanırdım!  “Mehmed Ağa, geçen bayram buradan kalktım, eve vardım. Ev sessiz, gelen giden yok! Şimdiki gibi içim doldu! Meğer 70 yıl boşa koşturmuşum! Ellerimi kaldırdım “Ey Rabbim dedim! Beni bayramlarda sevindirmeyecek misin? Benim ellerimi öpecek kimse olmayacak mı?” diye ağladım!” dedi. Heyecanlanmıştı “Mehmed Ağa! Allah duamı kabul etti! Şimdi bu sofrada, iki torun sahibi olarak oturuyorum! Rabbime şükürler olsun!” dedi.  Allah aynı yıl iki oğluna birer evlat bağışlamıştı.

Hepimiz duygulanmıştık! Hep beraber Allah’a şükrettik. Dedemin olduğu sofrada hüzün fazla sürmezdi. İlla ki biri ona takılır! O da sözünü esirgemez, kalayı basardı. Ardından odayı kahkahalar doldururdu.  Bu mutlulukta fazla sürmedi. Dedemin biricik tesellisi Boz Arif ebem, dedemin Konya’ya gitmesini fırsat bilip ahirete gitmişti. Dedem günlerce inanmadı. “Bu Azrail sepetlikte miydi ben sırtımı dönünce karımı alıp gitti” dedi durdu. Bir daha bayram şenliği yapacak neşesi kalmamıştı.

Dedemin ardından mahallenin ve sülalenin büyüğü akrabamızdan Musanın Kazım’ın evinde devam etti bayram soframız! Yola durur geleni gideni buyur ederdik. Evi güzel bir yerdeydi iki odayı dolduracak kadar misafir gelirdi. Oğulları  birer birer göçünü alıp gidince köyde yalnız kaldı. Bir bayram sabahı bana “ yeğenim bu benim vereceğim son bayram sofrası !” dedi. Niçin der gibi yüzüne baktım! Sessizce “kaba ağacın gürlemesi dal ile olur!” dedi. Herhalde yolunu gözlediği birileri vardı! Bayrama gelmemişlerdi.

Son birkaç yemeği, büyük kayın pederim Durmuş Ağa’nın evinde yedik. Ama o da çok sürmedi sanırım. Son yıllarda bayramlarda köyden ayrı kaldığım için bu adetin sürdürülüp sürdürülmediğini bilmiyorum!

Ama oba bozulmuş, ağacın kolları kırılmış, çoban sürüyü dağıtmış olmalı çoktan. Güzel insanlar güzel atlara binip gittiler diyen bir Arap atasözü hatırlıyorum!  Dedelerimiz güzel hatıralarını da alıp gittiler dünyadan!

Kaba ağacın gürlemesi dal ile olur demişti amcam! O gün o sözün manasını anlasam da hissetmek için aradan bunca senenin geçmesi gerekirmiş meğer! Bizi bilen kaç biz kaldık şunun şurasında! Kolları kırılmış tek dal gibiyim! Yada suyu çekilmiş değirmen derler ya işte öyle bir şey! İşin şakası yok!

Bu yalnızlık sürecek ve Kabrin yalnızlığına dönüşecek biliyorum!

Dostlar, dünya her şeyi öğüten bir değirmen gibidir. Onun suyu zamandır. Hiç kesilmediği için elinden hiçbir şey kurtulamaz! Önce sevdiklerinizi ,sonra sizi alır kendinizden! Bir sürü pişmanlık düğümlenir boğazınıza!

Sözü uzatmak yersiz! Ama bir kardeşlik borcunu ödemiş olayım! Hiç kimseyi gıybet etmeyin! Aslını esasını bilmediğiniz hiçbir sözü tekrar etmeyin! İftira, yalan, kin gütme, laf taşıma zaten sizlerden uzaktır! Bu millet aziz bir millettir! Siyaset her türlü kötülüğün anasıdır! Onun hatırına hiçbir Müslümanı kırmayın! Dağılıp parçalansak ta son çare! Yine O’nun kapısına sığınmaktır. “Ey Rabbim İşte buradayım! Yeryüzünün en asi insanı benim! Ancak senin rahmetine sığınmışım! O rahmetin bir damlası cehennemi gül gülistan eylemeye yeter! Bize merhamet et Allah’ım”

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı