11 Nisan 2026, Cumartesi
17:20
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Tarihin sayfalarına baktığımız zaman, Nebiler Nebisine muhabbetin harika örneklerini görebiliriz.

Efendimizin etrafında kadınıyla erkeğiyle halka olup yolunda hayatı küçümseyenler, acaba canlarını sokakta mı buldular? Demek Efendimizde dünyada yaşama zevkinden daha kıymetli bir hakikat gördüler ki onun etrafında pervane oldular.

Uhud muharebesinde, el gitmiş, ayak gitmiş, göz gitmiş, kulak gitmiş, dil gitmiş, dudak gitmiş, kol gitmiş, bacak gitmiş, hatta bazı sahabelerin ciğerleri sökülmüştü. Ashap parça parça edilmiş âdeta kütükte doğranan etler haline getirilmişlerdir. Cenaze sahipleri cesetleri parmak ve tırnaklarından zorla tanıyabilmişlerdir.

Geride gözü yaşlı analar, babalar, yetim çocuklar, dul kadınlar, ihtiyar dedeler, nineler kalmıştı.

Sevgili Peygamberimiz (sav), peygamberliğin kendisine kazandırdığı metanet ve sabırla insanların gönlüne giriyor ve İslam davasına onları kazandırıyordu. Resulü Ekrem (asm) insanlığın ebedî hayatını kurtarmak için yola çıkmıştır. Bunun için her türlü tehlikeleri göze alıyordu.

Uhud Savaşı sırasında Efendimiz harbin stratejisini iyi tespit etmiş, tehlikenin gelmesi muhtemel noktalara askerlerini yerleştirmişti. O askerlere çok sıkı tembihlerde bulunmuştu. Bu noktalardan biri de okçular tepesiydi.

Harp başlamış ve kısa bir zamanda düşman askerleri bozguna uğratılmış kaçmaya başlamışlardı.

Ne var ki okçular tepesine yerleştirilen askerler, bir anda zafer sevinciyle emre itaatteki inceliği düşünemediler ve yerlerini terk ettiler. Bu nedenle savaşın ters yüz olmasına da sebep oldular. Olaya sebep olan sahabeler, hem dünya hem ebedî hayatlarını tehlikeye atmışlardı. Bilhassa manevî hayatları tehlikeye düşmüştü.

Sahabelerini kaybetmenin verdiği derin ıstırap, Efendimizin kalbinde nasıl bir yara açtığını, hayal bile etmek mümkün değildir.

Sevgili Peygamberimizin (sav) temiz kalbi şefkatle dalgalanmış, duygulanmış ve ağlamıştı. Resulü Ekrem (sav) Efendimiz, bir peygamber olarak kendi derdini çoktan unutmuştu. Uhud savaşında yaralananlar veya yakınlarını kaybedenler, kendi acılarına yanıyorlardı. Ama hadiseye sebebiyet veren Askerlerinin dünyaları zaten başlarına yıkılmıştı. Acaba ahiret hayatları ne olacaktı? O bu noktaları düşünüyordu! Çünkü hadiseye sebepler açısından bakıldığında, onların yüzünden harbin seyri değişmişti. Bu yüzden ahiret hayatlarını tehlikeye düşürdükleri endişesiyle, Allah Resulü (sav) üzülüyor ve bağışlanmaları için dualar ediyordu.

Hz. İsa’nın (asm) ümmetinin başına gelenler, Efendimizin ümmetinin de başına gelebilirdi. Hz. İsa’nın (asm) ümmeti verdikleri sözde durmadılar. Allah da onları cezalandırdı. Bu işin garantisi yoktu. Efendimizin ümmetinin de başına gelebilirdi. Bu sebepten Resulü Ekrem (sav) Efendimiz, İbrahim (asm) ve İsa’nın (asm) ümmetleri hakkında yaptıkları dualar gibi, dua ediyordu.

İbrahim (asm) ümmeti için şöyle dua etmişti:

 “Ey Rabbim! O putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana tabi olursa, şüphesiz ki o bendendir. Kim de karşı gelirse o da senin merhametine kalmıştır. Şüphe yok ki sen çok bağışlayıcı ve çok merhametlisin.” (57)

İsa (asm) da böyle dua etmişti:

“Allah’ım! Eğer onlara azap edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Eğer bağışlarsan doğrusu sen izzet ve azamet sahibisin, yegâne hikmet sahibisin.” (58)

Dikkat edilecek olursa gerek İbrahim (asm) gerekse İsa (asm); Yâ Rabbi, bunlar bizi dinlemiyor ve karşı geliyorlar, bunların belasını ver demiyorlar. Aksine bağışlanmalarını istiyorlar. Efendimiz (sav) de Uhud’da Abdullah ibni amr ibnül As’ın (ra) rivayetine göre İbrahim ve İsa (asm) Efendilerimizin ettikleri duaları ediyor ve ümmetinin bağışlanmasını istiyordu.

Hz. Abdullah olayı şöyle anlatıyor:

“Allah Resulü ellerini kaldırdı, “Allah’ım! Ümmetimi bağışla! Allah’ım! Ümmetimi bağışla!” diye dua etti ve ağladı. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Cebrail’e (asm) emir buyurdu, “Git Resulüme sor: seni ağlatan da nedir diye?” Cebrail (asm) gelip Efendimize sordu: “Seni ağlatan nedir?”

Efendimiz: “Seni bana gönderen Rabbim daha iyi bilir.” dedi. Cebrail (asm) geri dönüp durumu arz eder ve Allah şöyle emir buyurmuş: 

“Git haber ver. Biz onu ümmeti hakkında üzmeyeceğiz ve sevindireceğiz” buyuruyor. (59)

Şefkatli Nebi’ye (sav), meleklerin perdedarlık ettiği O aziz peygambere (sav), bir gün insanlık bağrını açacak, inkâr buzları eriyecek, soğuk rüzgârların yerini rahmet bulutları alacaktı. Daha önce Peygamberimizin (sav) davetine icabet etmeyen ve onu reddeden Beni Muharip, Beni Amir, Beni Kilap, Beni Kusay gibi pek çok kabileler Mekke’nin fethinden sonra dize gelecek ve belki ona şöyle diyeceklerdi:

“Sen şefkatli ve cömertsin. Hakkımızda cömertlerden beklediğimiz şeyleri yapmanı bekleriz.”

Peygamberimizin (sav) şefkatli ve bağışlayıcı davranışı karşısında insanların kalbi yumuşadı. Hakikatleri anlayıp, Nasr suresinde haber verildiği gibi gruplar hâlinde İslâm’a teslim oldular.

Kaynaklar:

(57) İbrâhim Sûresi, 14/36

(58) Mâide Sûresi, 5/118

(59) Müslim; İmam; Riyazü’s-Sâlihin, İmam NeveviTercüme A. Aydın, Mürşit, Hadis No: 428

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı