Bir gün arkadaşlar ile çay bahçesinde kitap okuyup sohbet ediyorduk. Biri geldi “ sohbetinize katılabilir miyim” dedi. Buyurun bizce bir mahsuru yoktur dedik. Adam bizi bira dinledikten sonra sordu. “Niye bu kitabı okuyorsunuz.” Ben dedim, ne okuyacaktık? “Kur’an okuyun, ben Kur’an okuyorum ve Kur’an Müslümanıyım, Müslümanlığımı da Kur’an’a göre yaparım” dedi. Ben dedim güzel bir soru, arkadaşlar kayıp etmezsek iyi bir dost bulduk. Bu dostumuzun sorusuna karşılık KEVSER suresinin ikinci ayetini okudum ve manasını sordum. “Ben Arapça bilmiyorum” dedi. Ben ister istemez hoppala… Hani sen Kur’an okuyordun ve Kur’an Müslümanıydın şimdide ben Arapça bilmiyorum” diyorsun. Bu nice Kur’an okumak ve Kur’an okumasını bilmeden nasıl Kur’an Müslümanı olmaktır dedim? Başladı kem küm etmeye ve dedi ki: “Ben falanca adamın yazdığı kur’an’ı okuyorum, orada her şey apaçık yazılı” dedi.
Bak kardeşim o kur’an değil, adam çalışmış Kur’an’dan anladıklarını o kitaba yazmış Allah emeğini boşa çıkarmasın. Sen ise Kur’an Müslümanı olabilmek için, önce Kur’an okumayı öğreneceksin. Sonra da manasını öğreneceksin. Ondan sonra da sana okuduğum ayetin uygulamasının nasıl olduğunu eğer Kur’an’da bulabilirsen gelip bana anlatacaksın! Öyle laf ile Kur’an Müslümanı olunmaz. Bu dostumuzla sohbetimiz bir hayli uzadığı için okuyucularıma bu sohbeti iki bölüm halinde sunacağım
Not: Yazının devamı var