11 Nisan 2026, Cumartesi
07:11
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

İsmet Bey, Said’in başı kesilecek meselesini anlatmadan önce, bir konuya dikkatinizi çekmek isterim. İslam dini pek çok fakülteleri bulunan bir üniversite gibidir. Kur’an’ın manasını anlamak şöyle dursun, onu yüzüne okumanın bile bölümleri vardır. Her bir bölümü bir uzmanlığı gerektirir. Hadis meselesi de böyledir, kendi başına uzmanlığı gerektiren bir konudur. Bir âlim bir konu da uzman olabilir ama her konuda uzman olması imkânsızdır. Uzmanı olmadığı konular da söz söylemek en azından haddini bilmemezliktir. İnşaat mühendisinin tıpla ilgili fikir beyan etmesi neyse, uzmanı olmadığı konularda fikir beyan eden adamın durumu da odur. İnsan bir konuda âlim olabilir fakat başka bir konuda cahildir. İsmet bey söz aldı ve dedi: “Hocam burada kendilerini Arapça biliyoruz diye, her meseleyi çözeceklerini sanıyorlar mı demek istiyorsunuz?” İsmet Bey, aynen dediğiniz gibi. Bir dostumun yeğeni tıp dalında böbrek uzmanı olmuştu. Benim dostum yeğenine böbrekle ilgili bir şey sormuş. Yeğeni o’na demiş ki: “Dayı böbrek alt ve üst olmak üzere iki bölümden ibarettir, senin sorun hangi bölümle ilgilidir” demiş. Dayısı o’na sorusunu sorunca yeğenin demiş ki:  “Bu konu benim uzmanı olduğum bölümün dışındadır.” 
Bir böbrekte iki tane uzmanlık alanı olursa, ebedi hayatımızı ilgilendiren İslam diniyle ilgili söylenen hadisleri anlamak için uzman olmamız lazım gelmez mi? Bir hadise mana verebilmek için, o hadislerin mertebelerini, vahy-i zımnî dediğimiz ilham yada vahye dayalı olup tasvirat ve tafsilatı Efendimize aid olan hadisler hakkında uzman olmak lazım gelir. Bu Hadislerin derecelerini ve peygamberin konuşma tarzının aksamını bilmek lâzımdır. Bunları bilmeden hadisler hakkında ileri geri konuşanlar, kendilerine dehşetli kapılar açarlar. Peygambere âit sözlerin satırları arasına gizlenmiş öyle ince manalar bulunur ki; uzmanı olmayan kimseler Arapça bilmekle o işin içinden çıkamazlar. Adam hadisi anlayamıyor, bir de televizyon ekranlarına çıkıp tartışmaya açıyor. Böyle şeyler ilim ehlinin yapacağı iş değildir. 
İsmet Bey, şimdi konuyu anlatabilmek için bir misal vereceğim. (سَعِىيد ) tırnak içindeki Arapça metnin okunuşu (Said’dir) ( Ben diyorum ki yarın Said’in başı kesilecek.) Bu sözü duyan adam bundan ne anlar ve ben bu sözümle neyi anlatmak istedim, sizce bilinmez. Mesela sen bundan neyi anladın? İsmet Bey diyor ki; “Mesele gayet açık yarın said isminde birinin başı kesilecek.” Ben diyorum ki onu demek istemedim. O vakit bu sözün izaha edilmesi lazımdır. Şimdi izah edeceğim (سَعِىيد )Bu tırnak içinde ki Arapça kelimenin baş harfi olan “sin” harfini kaldırırsak geriye kalan kısmı  (عِىيدْ ) (Îyd” diye okunur.) (Îyd) kelimesi Arapçada bayram anlamındadır, yani yarın bayramdır demiş oluyorum. İşte Resulü Ekrem Efendimiz, böyle zahir manasıyla batın manası bir birinden farklı olan cümleler kurarak şaka yapardı!  
Bazen de geleceğe ait çok ciddi olayları anlatırken aynı ifadeleri kullanırdı. Nasıl ki Kur’an’ın müteşabihatı var; gayet derin meseleleri temsil ve teşbih yoluyla avam insanlara ders veriyor. öylede hadislerinde müteşabih olanları vardır, Allah Resulü (sav) aynı yöntemle ilimsiz insanlara ders verirken, ilim sahiplerine de aynı hadis içinde derin manaları ders verirdi. 
Belli bir ilme sahip olan insanlara, günümüz de onlara da âlim diyorlar. O müteşabih hadislerden biri o alim müsveddesinin önüne gelince, Eğer hadisin zahirine mana verse dalalet ehlinin itirazlarına kapı açar. Batınını da bilmiyor, hadi değil uydurma deyip işinden çıktığını sanıyor. Böyle alim müsveddeleri hadislerin kelimeleri arasında gizli bulunan manayı anlayacak çapta bir uzman olmadığı için, kat’î hadîsleri dahi inkâra ederek kendisine dehşetli bir kapı açar.
Not: bu konu devam edecektir!

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı