11 Nisan 2026, Cumartesi
04:03
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

İnsan şu dünyaya üç çeşit ibadetle görevli olarak gönderilmiştir. Bu ibadetlerden biri kalp ile diğeri beden ile ve bir diğeri de mal ile yapılır. Biz bu dersimizde daha çok insanın üçüncü vazifesi olan bedeni ibadetiyle ilgili açıklamalarda bulunacağız.

Cenabı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

“Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.” Buyurmaktadır. (60)

Rabbimiz, insanlara bu ve bundan önceki ayette de, tabiri caizse çok nazik ve kibar cümleler kurarak hitap ediyor. “Sizi ben yarattım, güneşinizi, ayınızı ve içinde yaşadığınız dünyanızı ben yarattım. Yağmurunuzu ben yağdırıp, otlarınızı ben bitiriyorum. Sizde buna karşılık bana iman ve ibadet etmeye mecbursunuz,” demiyor. Bu ayetle Rabbimiz bizi ibadet yapmaya teşvik ediyor. Bizden ibadeti isterken, hem fiil kalıbıyla hem de  مُضَارِعْ (muzari) fiiliyle ifade ediyor. Bu tarz bir ifade ise gerçekten çok anlamlıdır.

 يُنْفِقُونَ : يُقِيمُونَ :  يُؤْمِنُونَ

Bu kelimelerin üçünün de “İman ederler, namazı ikame ederler ve ihtiyaç sahiplerine infakta bulunurlar” diyor. İnsan Kur’an-ı Kerimi okuduğu zaman, böyle cümleler kurmak yetimi Ebu Talibin işi değildir der. Çünkü okuryazar olmayan, birisinden ders almayan, bu cümleleri böyle mucizane bir şekilde sıralaması mümkün değildir. Demek sözlerin arkasında mutlaka başka bir zat var.  İşte O zat bizi onurlu bir varlık olarak yaratmıştır. Kendine rükû etmeye, secde etmeye ve zekât vermeye davet ederken öyle onur kırıcı ifadelerle değil de gayet nazikâne

 يُنْفِقُون : يُقِيمُونَ  :  يُؤْمِنُونَ   İman ederler, namazı ikame ederler ve ihtiyaç sahiplerine infakta bulunurlar, diyerek iltifatta bulunuyor. Eğer Rabbimiz iman ve ibadet etmeye mecbursunuz dese, bu O’nun en doğal hakkıdır. Çünkü biz insanlara bir şeyler versek, sana verdiğimiz bu şeylere karşılık şunları yapacaksın, şayet yapmazsan verdiklerimizi elinden alırız deriz. Bu kelimelerin üçünün de “ مُضَارِعْ” (muzari) fiiliyle gelmesi de ayrı bir anlam ifade eder. Kur’an-ı Kerim bu ifadeleriyle hem şimdiki zamanı hem de gelecek zamanı kapsamına alır. Müslümanlar iman ettik demekle yetinmezler. Namazlarını gereği gibi eda ederler zekât ve sadakalarını da vermeye devam ederler. Yani Hz. Kur’an-a inananlar bir defa vermekle veya bir iki vakit namaz kılmakla yetinmezler. Sürekli olarak namazlarını kılarlar Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerden de muhtaçlara verirler. Bir ömür boyu böyle yaparlar anlamına gelen manaları “ مُضَارِعْ” (muzari) fiiliyle ifade buyurmuştur.

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde, Müslümanların verdikleri sadaka ve zekâtları, Allah kendine ödünç verilmiş kabul ediyor ve o verilenlerin tümünü ahirette fazlasıyla geri ödeyeceğini ifade buyuruyor.

 “يُنْفِقُون  ” Bu kelimenin bir diğer anlamı da şudur: Sadaka ve zekât vermek suretiyle sosyal bünyenin huzur ve barışını te’min ederler ve insanlığı keşmekeşlik içine düşmesine mani olurlar. Çünkü sosyal barışın sağlanmasında yardımlaşmak çok önemli bir faktördür.

Konumuzla ilgili olarak, Abdullah ibni Amir ibnül As (ra) şöyle bir Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Allah Resulü (sav) buyuruyorlar ki:

 صَلَ اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ  وعن عَمْرو بن العاص رضى اللّه عنه قالَ رَسُولُ اللّهِ

 : ]أرْبَعُونَ خَصْلَةً أعَلاهاَ مَنِيحَةُ العَنْزِ، مَا مِنْ عَامِلٍ يَعْمَلُ بخَصْلَةٍ مِنْهَا رَجَاءَ ثَوَابِهَا وَتَصْدِيقَ مَوْعُودِهَا إ أدْخَلَهُ اللّهُ تعالى بِهَا الجَنَّةَ[. قال بَعْضِ الَّروَاة: فَعَدَدْنَا مَا دُونَ منيحَةِ العَنْزِ من رَدِّ السّلَامِ، وَتَشْميتِ العَاطِسِ، وَإِمَاطَةِ ا‘ذَى عَنِ الطَّريقِ وَنَحْوِه، فَمَا اسْتَطَعْنَا أنْ نَصِلَ إلَى خمسَ عشرةَ خصلةً. أخرجه البخارى، وأبو داود .

“Kırk iyilik vardır. En üstünü sağmal keçi bağışlamaktır. Bu iyiliklerden birini, sevap ümidiyle ve vaat edilen mükâfatı tasdik ederek yapan kimseyi Allah mutlaka, bu ameli sebebiyle, cennete koyar.” Ravilerden biri (Hassân) diyor ki: “Keçi bağışı dışındaki amelleri saydık: Verilen selâmı almak, hapşırana yerhamüke-allah demek, yoldan rahatsızlık veren şeyi temizlemek vs. gibi, fakat on beşe bile ulaşamadık.” (61)

Namaz dinin direği zekât da onun köprüsü olduğu için, Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde açıkça namazla zekâtı beraber zikredilmiştir. Zekât ile namaz sosyal hayatı muhafaza eden İlâhî iki kanundur.

Namazla ilgili olarak bir Hadis-i Şerifte Allah Resulü şöyle buyurmuştur:

لِكُلِّ شَيْءٍ عَلَمٌ  وَعَلَمُ الاِيمَانِ اَلصَّلَوةُ

“Her şeyin bir alâmeti vardır, imanın alameti namazdır.” (62)

Kaynaklar:

(60) Bakara Suresi, 2/3.

(61) Buhârî, Hibe 35; Ebu Dâvud, Zekât 42, 1683;Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Prof. İbrahim          Canan Hadis No:185 cilt, 1, Sayfa No: 411, Akçağ Yayınları. Feza Gazetecilik AŞ, Yeni Bosna İst.

(62) Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 52, Sayfa No: No:12

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı