Rabbimiz bu sorunun cevabını Kur’an-ı Kerim’de vermiştir. Bu nedenle Onu tanımak isteyen Kur’an okumalıdır.
Kur’an-ı Kerim’de ismi zünnûn olarak geçen zatın asıl adı Yunus’tur. Ninova’da doğmuş, otuz yaşına gelince de Rabbimiz O’nu orada peygamber olarak görevlendirilmiştir. Zünnûn Yunus (asm) ın balık sahibi anlamına gelen bir lakabıdır.
Kur’an-ı Kerim O’nun peygamber olduğunu şu ayetiyle ilan ediyor:
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
“Şüphesiz Yunus (asm) peygamber olarak gönderilenlerden biridir.” (63)
Ninova Dicle nehrinin batı kıyısında bulunan, o zamanki Asur devletinin başkenti idi. Ninova günümüzün Amerika’sı gibi büyük bir imparatorluktu.
Yunus’un (asm) Allah’tan aldığı emir ve yasakları halka tebliğ eder, fakat onca gayrete rağmen bir türlü kavmine laf anlatamaz. Küfürde ısrar eden kavmine öfkelenen Yunus peygamber, onların baskısına daha fazla dayanamayıp Ninova’yı terk eder. Yalnız, Yunus (asm) bu davranışının neye mal olacağını hesabını yapamaz.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim Yunus peygamberin yaptığı işin faturasının kaça tekabül edeceğini anlatacaktır:
: وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ
Yunus (asm) “Yaptığı bu içtihadından ötürü, bizim kendisini bir sıkıntıya uğratmayacağımızı sanmıştı.” (64)
Cenab-ı Hak’tan izin almadan Ninova’yı terk eden Yunus peygamber, kendisinin nasıl bir sürprizle karşılaşacağından habersizdi. Sonra işi anlayacak, ama iş işten çoktan geçmiş olacaktı. Anadolu da bir tabir vardır, öfkeyle kalkan zararla oturur derler. Yunus (asm) da öyle yapacak, öfkeyle kalkacak zararla oturacaktı.
Yunus (asm) zannetti ki şu anlayışsız insanların şerrinden kurtulacağım. Uzun bir yolculuktan sonra Dicle nehrinin kenarına varıp yükünü doldurmuş olan bir gemiye bindi. Kur’an-ı Kerim bu olayı şu ayetiyle haber veriyor:
إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
“Hani o, Rabbinden izinsiz olarak kaçıp yolcusunu doldurmuş gemiye kendini atmıştı.” (65)
Yolcularının arasına Yunusu da alan kaptan Rıhtımdan gemiyi hareket ettirir. Bir müddet sonra kaptan gemiyi durdurmak zorunda kalır. Çünkü öyle bir fırtına başlar ki dağ gibi dalgalar gemiyi batacak hâle getirir. Gemi personeli telaş ederler, ne kadar çabaladıysalar da bir türlü fırtına yüzünden gemiyi yürütemediler.
Yunus Peygamber kendisine tahsis edilen odasında, üç günlük yolculuğun verdiği yorgunluktan olacak ki derin bir uykuya dalar. Kaptan Yunus’un böyle derin bir uykuda olduğunu görünce, “Efendi ne uyuyorsun? Kalk da Rabbine dua et! Ola ki şu fırtına durur da yolumuza devam ederiz.” der.
İşin sonunda bu uğursuzluğun gemide, efendisinden kaçan günahkâr bir kölenin olabileceğini ve geminin yürümesine engel olan fırtınanın bu yüzden çıktığı kanaatine varırlar. Geminin sorumlu âmiri, kimse o ortaya çıksın diye seslenir. Fakat kimsede ses yok ve ortaya çıkan da olmaz.
Bu sefer aralarında kur’a çekmeye karar verirler. Bu kur’a işini yine Kur’an-ı Kerimden öğreniyoruz:
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ
“Kur’a çekmişlerdi, fakat kur’a da(yunus peygamber) kaybedenlerden olunca denize atılmıştı.” (66)
Kur’a Yunus peygambere çıkınca, kaptan Yunus’un simasına şöyle bir bakar ve der: “Bir yanlışlık olmalı, bu sima öyle yanlışı yapacak birisine benzemiyor” diye düşünür.
“Yeniden Kur’a çekilsin!” der. Tekrar çekilir, yine Yunus peygambere çıkar. Kur’a üçüncü defa da Yunus’a çıkınca, bu sima günahkâr bir adam simasını yansıtmıyor, acaba neden kur’a bu adama çıktı? Merak edip sorarlar: “Sen kimsin ne iş yaparsın?”. Sorgu sualden sonra, Yunus (asm) kendisinin peygamber olduğunu ve kavmi ile arasında geçenleri anlatır. Hayret edip onu denize atmak istemezler ve Yunus peygamberi karaya indirmek için, gemiyi sahile yanaştırmak isteseler de nafile buna muvaffak olamazlar. Yunus peygamber, şu felaketin dinmesi için, kendisinin denize atılmasını istemiş onlarda atmışlar.” (67)
Yunus peygamberin denize atılışıyla ilgili tarihçiler değişik rivayetler yazıyorlar. Yukarıda geçen ayetin الْمُدْحَضِينَ tabirinden anlaşıldığı üzere, gemi personeli tarafından kendi rızasıyla olay gerçekleşmiştir.
Yunus peygamber denize atılır atılmaz başına bir iş gelmesin diye, derhal deniz altı gemisi gönderilir ve deniz altı gemisine bindirilir. İşi organize eden Allah olunca, deniz altı gemisi de balıktan olur!
Balık, Hz. Yunus’u Allah’ın koruması ve himayesi altında karanlıklar içerisinde gezdirir.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de Yunus peygamberi balık tarafından yutuluşunu şöyle anlatır:
فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
“Yunus yaptığı yanlışlıktan ötürü, pişman bir vaziyette iken büyük bir balık onu yutuverdi.” (68)
Yani balık O’nu bir lokma ediverdi. Burada okuyucunun bir noktaya dikkatini çekeceğim!
Fizik kurallarına göre balığın midesi Yunus Peygamberi eritmesi gerekirdi. Midenin içine gireni, ne olursa olsun hazmeder ve eritir. Ama Hz. Kur’an’ın beyanıyla Yunus Peygambere bir şey olmamış, balığın karnından sapasağlam çıkmıştır. Cenab-ı Hak arıya vahiy edip balı yaptırdığı gibi, balığa da vahiy edip Yunus peygamberin vücuduna zarar vermemesini emir buyurmuştur.
Kur’an burada bizim dikkatimizi bu noktaya çekiyor. Yunus peygamber balığın karnına girmeden önce ne yapıyordu ise, balığın karnında da ara vermeden aynı şeyi yapıyor. Onun için Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
“Şayet Allah’ı çok zikreden, ibadetli kimselerden olmasaydı, tâ kıyamet sabahına kadar balığın karnında kalırdı.” (69)
Demek Yunus peygamberi Balığın karnından sahile çıkaran sebep O’nun duasıdır! O halde biz de sorunlarımızı çözmek için, sebebine yapışıp sonra ellerimizi açıp dua edeceğiz. Ta içine düştüğümüz sıkıntılardan kurtulalım. Burada başımıza bir kısım sıkıntılar geldiği gibi, elbette bir gün gideceğimiz öbür âlemde de aynı sıkıntılarla karşılaşmamak için şimdi den tedbir almalıyız!
Pekiyi O nasıl dua etmişti? Bunu da yine Kur’a-ı Kerim’den öğreneceğiz. Rabbimiz, Kur’a-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
Yunus (asm) Balığın karnında, karanlıklar içinde şöyle yakarmıştı: “Ya Rabbi! Yalnız İlah Sensin, Senden başka yoktur. Sübhansın Sen, bütün noksanlıklardan münezzehsin, yücesin! Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!” diye dua etmiştir. (70)
Cenab-ı Hak’ta O’nun bu hâlis ve safi, garazsız, yalnız Allah için olan münacatını, gayet harika bir surette kabul etmiş. Kemal-i merhametini ihsan edip enva-ı merhametine mazhar eylemiştir.
Cenab-ı Hak yunus peygamberin duasını kabul etmiş ve O’nu balığın karnından kurtarmış, bu olayı Kur’an-ı Kerim şu ayetiyle haber veriyor:
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنجِي الْمُؤْمِنِينَ
“Onun da duasını kabul buyurduk ve kendisini o sıkıntıdan kurtardık. İşte Biz müminleri böyle kurtarırız.” (71)
Yunus (asm) mı balığın karnından kurtaran sebep ne idi? O’nun yaptığı samimi duası idi. Âdem (asm)’ı aynı sıkıntıdan kurtaran O’nun samimi duasıydı. Eyyüp (asm)’ı hastalıktan kurtaran yine O’nun samimi duasıydı. Kur’an-ı Kerim’de çok misaller var. İnsanlar kusur işleyebilir, hatta peygamberler de işleyebilirler. Ancak âlimlerimizn, peygamberlerin yapası muhtemel bir yanlışa zelle demişler.
“Üç Işıktan Yansımalar İsimli” kitabımızın 194. sayfasında izah ettiğimiz gibi, peygamberler masumdurlar (günahsızdırlar.) Ancak bu masumluk onların Allah’ın katında, kınamayı gerektiren bir hâlin bulunmayacağı anlamına gelmez. Büyüklerden biri şöyle demiş: “Ariflerin günah diye işlemedikleri bizim sevap diye işlediklerimizdir.”
Yunus peygamberin yaptığı bu işi, sıradan bir mümin yapmış olsaydı, hicret sevabı alırdı. Çünkü inkârcı bir kavmin şerrinden kurtulmak ve imanının gereğini yerine getirmek için hicret ediyor. Madem peygamberlerin duaları bizim için bir örnek teşkil eder, öyleyse onların dualarıyla dua etmeliyiz. Çünkü tecrübe edilmiş dualardır. O halde biz de isteklerimizi Rabbimizden isterken onların duasıyla isteyelim. Allah bağışlar, fakat samimi tövbeyi unutmamak şartıyla.
Yunus (asm) duası çok makbul ve çok faziletli dualardandır. Her zaman okuna bilir, özellikle akşam ile yatsı ortasında otuz üçer defa okunması çok faziletlidir. Aynı zamanda Allah’tan bir şey isteyene bu duanın hürmetine Allah hem duasını kabul eder, hem de istediğini verir. Eğer hikmete uygun değilse duasını kabul eder, fakat isteğini sonraya bırakır.
Kaynaklar:
(63) Saffat Sûresi, 37/139)
(64) Enbiyâ Sûresi, 21/87
(65) Saffat Sûresi, 37/140)
(66) Saffat Sûresi, 37/141)
(67) Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Cilt 6, S. 451, Feza Gazetecilik Yeni Bosna İst.
(68) Saffat Sûresi, 37/142
(69) Saffat Sûresi, 37/143-144
(70) Enbiya Sûresi, 21/87
(71) Enbiya Sûresi, 21/88