Bundan önceki yazımızda Amiral De Robert’in hesap etmediği bir şey vardı! O da Seyit Onbaşı ve kaldırdığı merminin ucundan tutan deyip kalmıştık. Ҫünkü: Regaip kandili araya girdi.
Bugün kaldığımız yerden devam edeceğiz. Amiral De Robert’in bütün hesaplarını altüst eden, Seyit Onbaşı’ eliyle Allah’ın yaptığı işleri görmezsek doğru bir bilgiyi gelece nesle aktarmamış oluruz.
İhtilaf devletlerinin yaptığı bombardımanlar sonucu tepeler yer değiştirmiş, tepeler dere dereler tepe olmuştu. Orada açılan çukurlardan kalkan taş ve topraklar, Seyit Onbaşıyı da beline kadar toprağa gömmüştü. Mecidiye Tabyasında bütün toplar demir yığını haline gelmiş, on dokuz askerden on yedisi şehit olmuş kala kala vinci kırık bir topla birlikte iki asker. Onlarda Seyit Onbaşı ile Niğdeli Ali’dir.
O gün tek hayatta kalan batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey, kahraman evlatlarını kaybetmenin hüznü içinde iken “Komutanım beni kurtarın!” diye bir ses kulağına geldi. O sese doğru giden komutan toprağı eşeler ve ilk kurtulan Er Niğdeli Ali olur.
Komutan ve Ali şehit ve yaralıları toplarken toprak üzerinde dikili duran bir ayağa rastlarlar. Hemen toprağı kazıp o askeri de çıkardılar. Toprak altından çıkarılan er de Seyit Onbaşıdır, o da oksijensizlikten bayılmış bir vaziyettedir. Yüzbaşı Hilmi Bey Niğdeli Ali’ye “Evladım bu kurtarma işleri ikimizle olmayacak sen Seyit’in yanından ayrılma. Boğaz komutanlığından yardım gelene kadar ben yakın birliklerden yardım almaya gidiyorum.” Seyit Onbaşı üzerindeki sersemliği atmış ve Niğdeli Ali’ye ilk önce arkadaşlarını sormuş. Niğdeli Ali: “Arkadaşlar şehit oldu demiyor onlar arzuladıkları makamlarına kavuştular.”
Daha sonra Seyit Onbaşı hemen tepenin başına koşar bakar ki Fransız zırhlılar gidiyor. “Ali durma düşman zırhlıları gidiyor” der. Niğdeli Ali ise “Bir sen bir de ben kaldık ne yapabiliriz ki.” Seyit Onbaşı “Öyle olur mu? Aha mermi aha da top der ve inanılmaz bir olayı gerçekleştirirler. Düşman kuvvetleri öyle zannettiler ki; Mecidiye Tabyasının işini bitirdik. Onlara göre Namazgâh Tabyası ve bir de İstanbul, bundan sonra her şey çantada keklikti.
Ama Mecidiye Tabyasında hayatta kalan Seyit Onbaşı ile Niğdeli Ali’nin onların bütün hesaplarını tersine döndüreceğinden haberleri yoktu. O gün hayatta kalan batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey kahraman evlatlarını kaybetmenin hüznü içinde kıvranırken derinden bir ses: “Komutanım beni kurtarın!” O sese doğru giden komutan toprağı eşeler ve ilk kurtulan Er Niğdeli Ali olur. Komutan ve Ali şehit ve yaralıları toparlarken toprak üzerinde dikili duran bir ayağa rast gelirler. Hemen toprağı kazıp o askeri de çıkarırlar. Toprak altından çıkarılan er de Seyit Onbaşıdır. O da oksijensizlikten bayılmış bir vaziyetteydi. Yüzbaşı Hilmi Bey Niğdeli Ali’ye “Evladım bu kurtarma işleri ikimizle olmayacak sen Seyit’in başından ayrılma. Boğaz Komutanlığı’ndan yardım gelene kadar ben yakın birliklerden yardım almaya gidiyorum” der.
Seyit onbaşı üzerindeki sersemliği atmış ve Niğdeli Ali’ye ilk önce arkadaşlarını sormuş. Niğdeli Ali: “Arkadaşlar şehit oldu demiyor, onlar arzuladığı makamlarına kavuştular.”
Sonra Seyit Onbaşı hemen tepenin başına koşar bakar ki Fransız zırhlıları gidiyor. “Ali, durma düşman zırhlıları gidiyor” der. Niğdeli Ali ise: “Bir sen bir de ben kaldık ne yapabiliriz ki.” Seyit Onbaşı “Öyle olur mu? Aha mermi aha da top” der ve inanılmaz bir olayı gerçekleştirirler. Aha mermi dediği merminin ağırlığı 215 okka, yani 276 kilo. Seyit Onbaşının kemiklerini çatırdatan o mermiyi kaldırır, topa kadar götürür ve namluya sürer. İyide ne Niğdeli Ali ve nede Seyit Onbaşı ikisi de okur, yazar değil, numaraları nasıl okuyup namluyu nasıl ayarlayacaklar? Bu sebepten mermiyi namluya sürmenin dışında nişan ayarı yapmak, namluya yükseliş vermek hareket halinde olan bir gemiyi hedef seçip topu ateşlemek bu şartlarda imkânsız. Yalnız Seyit onbaşı daha önce topu kullananlara mermi verirken nasıl ayar yaptıklarına bakmış, ona göre namluyu hedefe doğru çevirip mesafeyi tahminen ayarlayan Koca Seyit: “Bismillah” diyerek topu ateşlemiş. Hedefte ki Ocean Savaş Gemisi idi. İlk iki atışta maalesef başarısız olur, ama üçüncüsünde tam isabet Ocean Savaş gemisinin dümen tertibatının bulunduğu yerden vurur. Ocean savaş gemisinin mürettebatı gemiyi terk etmek zorunda kalmışlar. Bu sırada ölümden kıl payı kurtulan batarya Komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey, de sipere dönmüştü. Atılan merminin, hedefe isabet ettiğini görünce: “Hangi yiğit, topu ateşledi!” diye merak ederek topun yanına geldi ve: “Seyit sen misin topu ateşleyip gemiyi vuran?” dedi. “Seyit onbaşı evet, komutanım benim” dedi. Böylece Seyit Onbaşı 600 küsur askerle birlikte gemiyi denizin dibini boyladı.
İngiliz donanma kumandanı Amiral De Robert diyor ki; biz burada karınca bile kalmadı dedik, ama onlar üzerimize hâlâ top mermilerini yağıyorlar. Herhalde bu Türklerin ölmüşleri bile toprağın atından çıkıp üzerimize top mermisi yağdırıyorlar. Artık yapacak bir şeyleri kalmayan Amiral De Robert mecburen geriye kalan gemileri de kayıp etme korkusuyla 18 Mart saat 17.00’de geri dönmek zorunda kaldı ve geldikleri yere gittiler. Biz o denizde müthiş bir deniz zaferine imza attık.”
BEDİÜZZAMAN’IN BİR SÖZÜ VAR
Bediüzzaman’ın bir sözü var: “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.” İşte bir milletin yapacağı işi Seyit Onbaşı tek başına yapmıştır. Yani Allah Seyit Onbaşı’ya bir milletin yapacağı işi yaptırmıştır. Böylece Seyit Onbaşı tek başsına bir millet oldu
Çanakkale’yi geçilmez kılan ikinci bir kilit nokta ise Mecidiye Tabyasıdır.
Seyit Onbaşı üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştı. Eğer insan kendi üzerine düşeni yapar, sonra ellerini açar ve Allah’ına yalvarırsa Allah onu mahcup etmez. Allah ümmet-i Muhammed’in imdadına yetişti ve Bedir’de inenleri Çanakkale’de de yeniden indirdi. Yoksa (276) kiloluk mermiyi Seyit Onbaşı tek başına kaldıracak, götürüp beş basamaklı merdiveni çıkacak ve topun namlusuna mermiyi sürecek. Okuyup yazma bilmeyen adam, topun namlusunu ayarlayıp geminin dümenine tam isabet ettirip gemiyi denizin dibine gönderecek. Olaya neresinden bakarsanız bakınız meydana gelen işin olması imkânsızdır. Demek onbaşının mermisinin ucundan tutan ve geminin dümenine indiren vardı!
İşte düşman kuvvetleri merminin ucundan tutanları hesap etmedikleri için, onlara göre İstanbul’a kadar hiçbir engel kalmamıştı. İstanbul’a doğru ilerleyeceklerinden o kadar emindiler ki; oraya vardıklarında zaferi kutlarken içecekleri şarabı bulamayız diye bir gemi dolusu şarabı da beraberlerinde getirmişlerdi.