Şeytanın insanlara yaklaşım tarzı her zaman aynı olmaz. Bazen sağdan, soldan, bazen arkadan, bazen de önden sinsice yaklaşır. Dinde olmayan hareketleri dinde varmış gibi, gösterip ve onları Allah adına yapılmasını telkin eder. Söz konusu hareketleri hizmet adına, ibadet kisvesi altında yaptırır.
Mesela: Ramazan ayında bir gün önceden bayram edilmesini telkin eder. “Bak falan ülke bugün bayram etti, asıl bayram bu gündür” diye telkin eder. “Hem sen zaten oruç tutmaya Ramazan girmeden başlamıştın, senin orucun tamdır.” Adam Şeytanın bu telkinini kendinden sanarak bir gün önceden bayram eder. Sonra da oruçlu insanların karşısına geçer, onların gözü önünde bir karış sakalıyla başlar oruç yemeye hem de bunu hizmet adına yapar! Bu hareketinde velev isabetli de olsa bile, fitneye sebep olacağı için, Şeytan bu işi ona yapmasını ısrarla telkin eder. Hatta dinen yapılmasında bir sakıncası bulunmayan, fakat halk içinde yapıldığı takdirde dedikoduya sebep olan, insanları birbirine düşüren şeyleri, dine hizmet adına yaptırır.
Şeytanın oyununa gelen insanlar, Allah’ın kendisine verdiği imkânları Şeytanın hesabına kullanır, fakat o, Allah yolunda mücadele ettiğini sanır. Şeytanın diğer bir oyunu da dindar gençler için olur. O gençlere yaklaşır ve şöyle der:
“Bak sen dininin emir ve yasaklarını uygulamalısın, ama henüz gençsin şöyle biraz ihtiyarla, sonra da dört dörtlük Müslüman olursun. Görmüyor musun sokaktaki gençleri? Onlar da Müslüman!” daha bunun gibi bir sürü bahane uydurur ve gençleri yoldan çıkarır. Böylece o dindar gençleri kendi gençlerinin ordusuna üye etmeye çalışır.
DİNDAR İHTİYARLARA DA DER:
“Sen zaten gençliğinde de iyi bir Müslümandın, maşallah defterler hep iyiliklerle dolu, çok hayırlı işler yaptın, onlar seni kurtarır.” der.
Hâlbuki amele güvenmek yanlıştır, insanı dalalete atar. Ateşin odunu yakıp tükettiği gibi bütün ibadetlerini yok eder. İşin garibi bu tür insanlar Şeytanın bu telkinlerini kendilerinden sanırlar. Şeytanın özellikleri ve insan üzerinde ki oynadığı oyunları bilindiği takdirde Şeytan ona zarar veremez.
Mesela: Amele güvenmenin insanı dalalete götürdüğü bilinirse, kendisine gelen sesin şeytandan olduğunu bilir. Ama bu sağlıklı teşhisi yapabilmek için, gerçek yol gösterici Efendimizin sünnetlerini ifa etmekle mümkün olur.
İbadet ve taatinde çok hassas olan insan dahi, şunu bilmeli ki; yapmış olduğu iyilikler geçmişte aldıklarının karşılığı ve gelecekte alacakları fazlı ilahîdir. Bu konuda tek yol gösterici Kur’an-ı Kerim ve Efendimizin sünnetleridir!
Şeytanın günahkâr insanlara yaklaşımı da bir başka olur. Şeytan, nefsine mağlup olan günahkâr insanlara da der ki: “Baksana şu hâline, senin artık ahirette kurtuluşun imkânsız, günahların boyunu aşmış, işin bitmiş, Allah seni affetmez. Hiç olmazsa burada olsun biraz keyfini sürdür.”
Günahkâr insan da Şeytanın bu vesvesesine aldanır, nefsinin de yardımıyla ümitsizliğe düşüp günahlara devam eder. Hâlbuki ümitsizlik küfürdür, şeytanın aradığı da budur. Bu nedenle vicdanı dini ilimlerle aydınlatmak lazımdır. Çünkü Şeytanla savaşırken dini ilimler akla taktik öğretir, o insan şeytanın oyununa gelmez!
Şeytan, insana bu işleri yaptırırken çok fazla uğraş vermez. Konunun daha iyi anlaşılması için bununla ilgili bir hikâye nakledelim.
Günün birinde koçu çok seven bir paşa varmış. Koçu bir iple evin bahçesinde bulunan bir kazığa bağlayıp çarşıya çıkmış. Şeytan gelip kazığı gevşetip bir kenara çekilmiş. Koç sağa, sola hareket ederken kazık yerinden çıkmış. Güneşten sıkılan koç gölge ararken bakmış, evin kapısı açık, dalmış içeriye. Bir de ne görsün, içeride kendisi gibi bir koç daha var. Koç kendine rakip sandığı koçun ayna içinde kendisi olduğunu nereden bilecek. Koç kendine bir rakip bulunca, geriye çıkıp rakibine toslamış. Tabii ayna paramparça yere inmiş. Evin hanımının yanında antik değeri bulunan ayna kırılınca, hanım efendi kızmış ve koçu kestirmiş. Paşa eve gelmiş, bahçede koçu göremeyince koçun nerede olduğunu evin hanımına sormuş. Hanım, “koçun evin içine girdiğini ve aynayı kırdığını bu sebeple koçu kestirdiğini” söylemiş. Paşa, canı gibi sevdiği koçunun kesildiğini duyunca, beyninden vurulmuş gibi olur. Paşa hanımına “Sen benim koçumu kestirdin öyle mi? Derhal eşyalarını topla ve evi terk et” demiş. Ağlayarak babasının evine giden hanım, durumu babasına anlatmış. Hanımın babası adamlarını silahlandırmış paşanın evini basıp paşayı öldürtmüş. Paşanın akrabaları gelip hanımın babasının adamlarının birkaçını öldürmüş. Böylece çıkan çatışmada üç dört ölü beş on yaralı meydana gelmiş. Olayı evinin balkonundan seyreden bir ehli kalp şeytana: “Yaptığını beğendin mi diye sormuş”?
Şeytan demiş: “Ben masumum, bir şey yapmadım, sadece sıcaktan bunalan koça acıyıp kazığını gevşettim” demiş. Şeytan yaptığı işini böyle yapar, onun oyununa gelmeyelim.