Bundan önceki yazımızın konusu vicdanların aydınlatılmasıydı, okuyucuyu yormamak için konumuzu kısa kesmiştik.
Bu yazımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz. Peygamber Efendimize (sav) peygamberlik görevi verilince, O’da karanlık vicdanları aydınlatmak ve insanlara doğru yolu göstermek ve onları eğri, büğrü yaşamaktan kurtarmak için çalışmaya başladı. Allah Resulü (sav) Mekke içinde İslam’ın nurunu yaymak için, ev, ev, sokak, sokak, kapı, kapı dolaşıyordu. Fakat nafile gayret kimseden yüz bulamıyor kimseye söz anlatamıyordu. İnsanlar Efendimizden uzaklaştıkça O’da gayretini biraz daha artırıyordu. Efendimizin (sav) bu hareketi birilerini rahatsız etti. Çünkü O tevhit inancını ve insanlar arasında eşitlik ilkesini getirip paylaşmayı emir buyurmuştu. Tabii Allah’ın dışında başka ilah edinenlerin, bir verip beş almak isteyenlerin hoşuna gitmedi. İnsanların bir kısmı Efendimizi kabul etseler de korkularından evet yanındayız diyemiyorlardı.
O gün Allah Gönüller Sultanı Efendimizin (sav) eline Kur’an gibi bir kitap vermiş, “Bununla insanları kötü yolun encamından sakındırmaya çalış ve ümmetine de söyle aynı şeyi onlarda yapsınlar” demiş. Biz de Gönüller Sultanı Efendimiz (sav) vasıtasıyla neler yapmamız gerektiğini öğrenmiş olduk. Cenab-ı Hak bizi imanla şereflendirmiş ve bir ihsanı ilâhi olarak omzumuza iman, Kur’an ve vatan millet için hizmet etmek gibi bir görev yüklemiş. Öyleyse her şeyimizi seferber edeceğiz. Allah Resulü(sav) neyi nasıl yapmış ise biz de onu yapacağız. Başka örnek aramaya gerek yoktur. Allah resulü (sav) gecesini gündüzüne katarak vadi vadi dolaşıyor kararmış vicdanları aydınlatmaya çalışıyordu.
O zamanlar, Mekke’nin kuzeyinde bulunan Akabe denilen bir yerde panayırlara kuruluyordu, insanlar hac mevsiminde o pazarlara geliyor, alış veriş yapıyorlardı. Bu arada Kâbe’yi ve putları da ziyaret ediyorlardı.
Yine böyle bir haç mevsimiydi Gönüller Sultanı Efendimiz (sav) sözlerimi dinleyecek aşına bir sima bulurum diye geceleyin akabe tepelerinde dolaşıyordu. O tepelerin birinde Medineli altı kişilik bir gurupla karşılaştı. Bunlar Medine’deki “Hazrec” kabilesine mensup idiler. Allah Resulü (sav) bu Medineli gençlerle tanıştığına çok sevindi. Mübarek ağzından dökülen inci tanesi gibi sözler yenice bir muhatap bulmuştu. Onlarla konuşurken kendisinin peygamber olduğunu söyledi. Cenab-ı Hak tarafından kendisine gelen Kur’an ayetlerini okudu. Gönüller Sultan’ının okuduğu bu ayetler, Esat ve arkadaşlarının dikkatini çekti. Allah Resulünün okuduklarını çok beğendiler ve sohbet koyulaştı. Onlar soruyor Allah Resulü (sav) cevaplıyordu. Esad bin Zürare içinden “Acaba Yahudilerin bekleyip durdukları, yaşlıların haber verdikleri Peygamber bu olmasın” diye düşünüyordu. Merakla efendimizi dinlemeye devam ettiler. Üslûp son derece akıcı, etkileyici, içeriği fevkalade güzel fikirlerle doluydu. Esat arkadaşlarını tek tek süzüyor ve şöyle düşünüyordu:
“Eğer Yahudilerin söyleyip durduğu gelecek olan büyük kurtarıcı bu ise, öteki Yesrip halkından önce biz iman edelim.” Allah Resulü (sav) tam bu sırada taşı gediğine koydu ve onları İslam dinine davet etti. Hal böyle olunca birbirlerine baka kaldılar ve ne diyeceklerini bilemediler. Esat bin Zürare, Yahudiler, bir kavgada yenildikleri zaman sık sık insanlığa galip gelecek ve inananları şerefli hâle getirecek bir kurtarıcının istikbalde geleceğinden söz ettiklerini bildiği için, düşünüyor. Eğer gerçekten müjdelenen kurtarıcı bu ise inanma konusunda Yahudilerden geri kalmamalıydılar. Kendileriyle tanışan ve güven veren orta yaşlı, etine dolgun, düzgün sakallı, güzel konuşan bu nurani adama bir de bu gözle baktılar. Esat bin Zürare Hazır bulmuşken birinci öncülüğü Yahudilere kaptırmamalıydılar, bu düşüncelerle İslam’ı kabul etmeye karar verdi. Sonra bu altı genç düşünüp taşındılar hep beraber Müslüman oldular.
Ertesi sene Evs kabilesinden de adamlar getirdiler, onlarda Müslüman olunca kabileler arasındaki kavga bitti. Bu iki kabileyi bir biriyle dövüştürüp bundan nemalanan Yahudilerin oyunu bozuldu. İyi de bu oyunu kim bozdu? Yahudiler baktılar ki oyunu bozan Mekke’deki akıllı adam. O halde bu adamı ortadan kaldırmak lazım. Derhal faaliyete geçtiler. Sonrası malum hem efendimizin hem de Müslümanların başına gelmedik kalmadı! Akla hayale gelmeyen işkenceleri Müslümanlara uygulamaya başladılar.
Oyun hep aynı oyun, asrımızda hele son bir asırdır ülkemizi sömürüp yetmiş cente muhtaç edenlerin karşısına Erdoğan çıkıp dünya beşten büyüktür deyince derhal içerdeki piyonlarını harekete geçirdiler. Onlar dışardan bunlar içerden adamın başının etini yediler. Muhterem Reisim senin yaptıklarını bu nankörler göremiyorlar!
Muhterem Reisim bunlara yaptıklarını gösterebilmenin yolu vicdanlarını aydınlatmaktan geçer. Allah Kur’an-ı kerimde yemin ederek söylüyor. “İnsan Rabbine karşı pek nankördür.”
KARANLIK VİCDANLAR AYDINLATILMALI
MANSET_ALTI
Reklam Alanı
ICERIK_ARASI
Reklam Alanı
Etiketler:
#yazilar