Hükümetimiz hedefimiz 2023 ve daha da ileriye doğru yürümektir diyor ve yaptığı hizmetleriyle de bunu gösteriyor. Buna rağmen oylar neden %51 de kaldı, hükümetimiz bunu kendine sordu mu?
Hükümetimiz önüne konulan bütün engelleri bir bir aşıyor ve bu milletin cebini doldurmak için var gücüyle çalışıyor. Memleketimiz ekonomik olarak kalkınıyor. … Milli gelir artıyor… İnanan da, inanmayan da bundan nasibini alıyor, zenginleşiyoruz… O halde şu insanların yarısı neden bunu göremiyor?
Ben hemen ilave edeyim, bunun sebebi manevi erozyondur, cüzdanlar doldukça vicdanlar boşalıyor. Böylece kültürel zeminimiz kayıyor, “dindarlar dahi” varsa da, yoksa da dünya işlerini konuşuyorlar. Alamadım satamadım siyaset ve “ticaret” konuşmalar, şuandaki atmosfer böyle.
Hal böyle olunca aklıma şu geliyor, maddeten kalkınmış nice büyük devletler gümbür gümbür yıkılıp kaybolmuş ve tarih sahnesinden silinmişlerdir. En uzun ömürlü olan Osmanlı, bir taraftan milletin cüzdanlarını doldururken diğer taraftan vicdanları boş bırakmamıştır. Vicdanlar ihmal edilince oda tarihe karışmış kayıp olup gitmiştir. Hükümetimiz aynı akıbete uğramamak için vicdanları dolduracak adımlar atmalıdır. İktidar olalı bu kadar yıl geçti, acaba hayalimizdeki Türkiye’yi kurabildik mi?.. Acaba bu gidişle hedefe ne zaman varacağız? Göz göre göre insanları tankın altına yatıran güç gittikçe erozyona uğruyor. Hükümet ölesiye çalışıp Türkiye’yi ekonomik olarak geliştirirken, diğer taraftan da “dindar düşünürlerin” kültürel bir altyapı oluşturmasına yardımcı olmalıydı… Hükümet bunların önünü açacak kurumlar üretmeliydi. Hükümet bu işe önem vermedi anlamında demiyorum, ama gerekli ihtimamı vermedi diyorum. Hükümet insanlar bu duruma bu gün gelmedi, bu hale yaklaşık bir asırda getirildi. Kısa zamanda telafisi mümkün değildir diyebilir, fakat bu devlet maddeten de böyleydi. Nasıl kısa zamanda bu devlete çağ atlattıysa, aynı gayret mana yönüyle de gösterebilirdi.
Bu ortamda geleceğin Türkiye’sini her alanda ve her anlamda taşıyacak fikir, kültür adamları yetiştirmeye çalışabilirdi.
Hükümetimiz bu konuya yeterince özen göstermese de halkımız kendi arasında mevcudu korumaya çalışıyordu. Şimdi onların da önünü tıkayan bir Fetö belası çıktı, artık onlarda gerekli ihtimamı gösteremiyorlar. İki insan bir araya gelip bir yerde sohbet toplantısı yapmaya korkuyor. Biz fetöcüdür diye şikâyet edilirsek kendimizi kurtaramayız diyorlar. Amaçları halka hizmet olmayan televizyoncuların önünde rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi onlarda savrulup gidiyorlar!
Dindarlar tarafından “hizmet” mülâhazasıyla kurulan televizyonlar, gazeteler, radyolar günlük siyaset sarmalında tükeniyor. Özellikle televizyonlarımızda magazin programları onları da alıp götürüyor.
Kısacası gayri Müslim’in dünyasını dolduran ıvır-zıvırlar İslami kesimin de dünyasını doldurmuş durumda. İslami kesimin dışında ki neyi konuşuyorsa, onlarda onu konuşuyor. Ben laikim diyen nasıl düşünüyorsa, dindar kesimde de öyle düşünenler oluşmaya başladı… Tefekküre, tezekküre, şefkate, infaka, ihsana dünyalarında yer kalmama eylemi gösteriyor! Başkaları nasıl yaşıyorsa İslami kesimin de çoğu öyle yaşamaya başladı…
Kısacası sevgili dostlar, bu kez servetle, şöhretle, güçle, iktidarla sınandığımızı unutup, sınavı kaybetmekten, bir “eksen kaymasına” uğramaktan korkmalıyız!