10 Nisan 2026, Cuma
07:47
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Bugünlerde Liselere geçişte uygulanması düşünülen yeni sistem, ülkemizin başlıca gündemmaddelerinden birini oluşturmayı sürdürüyor. Proje okulları ve mahalli yerleştirme sistemi tartışmaların odağında bulunuyor. Fakat aynı mahallelerde bulunan okullar arasındaki başarı farkının bile %50’lere ulaştığı bir ortamda “en iyi okulun öğrencinin evine en yakın okul” olduğuna veliyi kim nasıl ikna edebilecek? Buna bağlı olarak mahalli yerleştirme sistemi sağlıklı bir şekilde işleyebilecek mi?

Eğitim camiasının mahalli yerleştirme sistemini tartıştığı bugünlerde, HABERTÜRK gazetesinde OECD PISA Direktörlüğü görevini yürüten Andreas Schleicher’in Türkiye eğitim sistemine ilişkin değerlendirmeleri eğitim sistemimize ilişkin önemli tespitler içermektedir.

Andreas Schleicher’in eğitim sistemimize ilişkin en temel değerlendirmesini “Türk öğrencilerin iyi oldukları alanlar artık dünyada daha önemsiz. Değişen dünyada yeni yetenek çeşitlerine ihtiyacınız var. Türk Eğitim sistemi buna uyum sağlayamadı. Sisteminiz nasılsa öyle devam ediyor ama dünya dönüyor. Haliyle göreceli olarak değerlendirdiğimizde Türkiye'nin performansı düşüyor. şeklinde yaptı. Bu değerlendirmeyi yapmasının en temel gerekçesi, bizlerin öğrencilerimize hala ezber bilgileri öğretmek için ısrar etmemiz bunun yanında yurtdışında önemli bir trend haline gelen KODLAMA, STEM (FETEMM) yada ROBOTİK eğitimi gibi geleceğin dünyasında öğrencilerimizin ihtiyaç duyacakları becerileri içeren eğitim yaklaşımlarını uygulamakta yavaş davranmamızdır.

Elbette nicelik her şey değildir. Fakat şu andaki müfredatımızda bilgisayar bilimlerinin ve yazılım dilinin öğretilmesi için kullanılan Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersi 5. ve 6. sınıflarda yalnızca 2’şer saat olarak bulunmaktadır. 7. ve 8. sınıflarda ise seçmeli ders olarak 2 saat yer almaktadır. Yani bizler halâ 19. yüzyılın paradigmasıyla 21. yüzyılı şekillendirecek öğrencileri yetiştirmeye uğraşıyoruz. Almaya çalıştığımız tedbirler ise maalesef palyatif çözümlerden ileriye gidemiyor.

PISA, SCRATCH ve BİLGE KUNDUZ

Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Özgüven Sistem Koleji olarak Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersi içeriğinde kodlama eğitimine ağırlık veriyoruz. Bunun içinde kodlama becerilerinin öğretilmesinde dünyada yaygın olarak kullanılan SCRATCH yazılım platformundan yararlanıyoruz. Bu kapsamda öğrencilerimizin algoritmik düşünme becerilerinin diğer okullar ile kıyaslanabilmesi için Ankara Üniversitesinin Türkiye’de yürütülmesini üstlendiği Bilge Kunduzetkinliğine katıldık. Bu etkinlik uluslararası bir yapıya sahip ve öğrencilerin temel düşünme ve problem çözme becerilerini ölçmeyi amaçlayan PISA yapısına sahip bir sınavdır.Bilge Kunduz uluslararası enformatik etkinliği, ilk kez 2004 yılında Litvanya’da düzenlenmiş ve daha sonra hızla diğer ülkelere yayılmıştır. 2012 yılında 500.000’den fazla öğrenci etkinliğe katılmıştır. Başlangıcından bu yana, birçok Avrupa ülkesi etkinliğe katılmış ve hala da katılmaya devam etmektedir. Etkinliğe katılan üye ülkeler arasında Çek Cumhuriyeti, Ukrayna, Estonya, Almanya, Hollanda, Polonya, Avusturya, Letonya, Slovakya, İtalya, Finlandiya, İsviçre, Fransa, Macaristan, Slovenya, Japonya, Belçika, Kanada, Kıbrıs, İsrail, İspanya, Bulgaristan, İsveç, Tayvan ve Avustralya yer almaktadır. Etkinliğe katılmayı planlayan ülkeler arasında ise Türkiye, Azerbaycan, İran, Kazakistan, Malezya, Meksika, Singapur, Kuzey Kore ve Amerika Birleşik Devletleri yer almaktadır. Bu uygulamanın amacı bilgisayar bilimini ve bilgi işlemsel düşünmeyi her yaştan öğrenciye öğretmek amacı ile oluşturulmuş, bu konudaki farkındalıkları attırırken eğlendirmeyi de önemseyen uluslararası bir etkinliktir. Bu etkinlik kapsamında, birçok ülke aynı dönemde öğrencilerin enformatik ile ilgili yeteneklerini test eden çevrimiçi bir etkinlik düzenlenmektedir. Etkinlikteki, kısa sorulara Bilge Kunduz görevleri denmektedir. Bu görevler, enformatik konusunda hiçbir ön bilgisi olmayan kişiler tarafından yanıtlanabilir. Bu görevleri çözebilmek için öğrenciler bildiklerini gözden geçirmeli, hesaplama yapmalı, karar vermeli, neden-sonuç ilişkisi kurmalı, analitik düşünme ve problem çözme gibi üst düzey düşünme becerilerini kullanmalıdır. PISA Direktörü Andreas Schleicher’in vurguladığı da Bilge Kunduz etkinliği ile kazandırılması amaçlanan becerilerdir. Asıl önemli olan öğrencilerin hazır verilen bilgiyi ezberlemeleri değil, ellerinde ki verilerden yararlanarak problem çözebilmeleri ve farklı sonuçlar üretebilmeleridir.

Başarılı eğitimin anahtarı nedir?

Schleicher’ın Her çocuğun öğrenebileceğine güvenmenin başarının anahtarı olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda en iyi eğitim sisteminin, her öğrencisini başarıya götüren sistem olduğunun altını çiziyor.

Schleicher’ın belirttiği üzere öğretmen, eğitim sistemlerin temel ve vazgeçilemez öğesidir. Öğretmenleriniz ne kadar iyi olursa eğitim sistemimiz de o oranda iyi olacaktır. Elbette ki FATİH PROJESİ gibi teknoloji entegrasyonu projeleri önemlidir. Fakat bunların hiç biri iyi yetişmiş öğretmenlerin yerini tutamayacaktır. Aynı zamanda eğitimin genel başarısı da asla öğretmenlerin başarısından daha fazla olamayacaktır. Yani öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmekte yatmaktadır. Yani Öğretmenlik prestijli bir meslek haline getirilmelidir. Bunun en tabii yollarından biri sunulan imkânların daha iyi bir duruma getirilmesi yani maaşların benzer mesleklerden daha yüksek olmasıdır.

Schleicheraynı zamanda en yetenekli öğretmenlerin en zor koşuldaki okullara vermenin başarıyı olumlu olarak etkileyeceğini belirtmektedir. “Çin bunu çok iyi başarıyor. Dezavantajlı kesimden geliyorsanız hayatınızda tek bir şans var: İyi eğitim almak. Eğitimde temel mesele, en muhtaç olanın en iyi eğitimi almasıdır.” Bu noktada Türkiye’de ise tam tersi yapılmaktadır. Yeni mezun öğretmenler eğitime en çok ihtiyaç duyulan bölgelere gönderilmekte deneyimleri arttıkça eğitime daha az ihtiyaç duyulan bölgelere gitmektedirler. Yani biz Çin’in tam tersini yapıyoruz. Bu noktada önemli olan bir diğer husus ise öğretmenleri daha çok ihtiyaç duyulan bölgelere göndermek için sopa politikasından havuç politikasına dönülmesidir.

Bir diğer vurgulanan nokta ise tutarlılıktır. Dünya değişiyor, tabii ki eğitim sisteminde de her zaman değişiklikler yapılabilir. Ama devamlılık ve tutarlılık çok önemlidir. “Öğretmenlere her gün yeni bir şey anlatırsanız, bir gün hiçbir şeye inanmaz hale gelirler. Değişim stratejik ve tutarlı olmalıdır.”

Son olarakSchleicher’in bizim gibi okullar arasındaki standart farkının çok yüksek olduğu ülkelerde mahalli yerleştirmeye ilişkin görüşlerine yer vererek yazımı sonlandıracağım. “Aslında mahalle okulu sistemi prensipte çok iyi işleyebilir. Ama böyle bir sistem getiriyorsanız, en iyi öğretmenler için dezavantajlı okulları cazip kılma konusundaki çabanızı ikiye katlamanız gerek. Bu olmazsa eşitsizliği artırırsınız. Çünkü düşük gelirli öğrenciler, mahallelerindeki okullara sıkışır kalır. Bunun en kötü örneği ABD. Okulların eğitim kalitesi mahalleler arasında çok değişiyor. Şanghay’da, Japonya’da çocuğunuzu hangi okula gönderdiğinizin hiçbir önemi yok. Hükümetin taşıması gereken yük ebeveynlerin omzuna binmemeli. Eğer kaliteli okulu bulma görevini anne-babalara yüklerseniz; a) hep zengin ebeveynler daha iyi karar vereceklerdir çünkü daha fazla bilgi ve paraya sahipler, b) bazı aileler kolayca taşınamayabilir. Bunun tek çözümü bütün okulların iyi eğitim vermesini sağlamak ve bu gerçekten mümkün.”

Haftaya görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın…

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı