Mekke’nin fethi, tarihi kaynaklara göre; (İbn Hişâm, Belâzûrî, Vâkıdî, İbn Kesir, İbn İshâk, Taberî gibi pek çok tarihçinin ittifakla haber vardığı tarih) Hicrî takvime göre Hicretin Sekizinci Yılı 20 Ramazan’da gerçekleşmiştir. Bu Hicri tarih Milâdî takvime uyarlanınca 11 Ocak 630 tarihi elde edilir. Fakat biz Avrupa’da yaşayan Türkler olarak neslimizi günün cazibeli fitnesinden kurtarmamak maksadıyla fetih gününü 31Aralığa çektik.
Fetihten ziyade fethi gerçekleştiren Allah Resulünün prensiplerini karınca kararınca anlatmaya çalıştık.
Suudi Arabistan vadileri içinde yaşamaya en elverişsiz vadi Mekke şehrinin bulunduğu vadidir. Ama Allah bir şeye değer verirse, o her şeyin üstünde bir değere sahip oluverir. Artık o şeyin değeri hiçbir değerle ölçülmez. İşte Allah Mekke’ye değer vermiş ve habibi Ekrem’ine orayı vatan yapmış! Demek ki şunun bunun bir şeye değer vermesi o kadar önemli değil, önemli olan Allah’ın verdiği değerdir.
Allah Resulü (sav) Allahtan aldığı emirleri Mekke halkına anlatmaya çalışırken birileri rahatsız oldu. Çünkü O âdil olun imkânlarınızı paylaşın diyordu. Daima bir verip beş alanların hoşuna gitmedi. Bu nedenle Allah Resulüne (sav) ve ona tabi olanlara Mekke’yi dar ettiler. Onlar da Medine-i Münevvere ’ye hicret ettiler.
ASHAP SORUYOR
Ashap zamanla Medine-i Münevvere de Mekke müşriklerinden hesap soracak hale gelince, Peygamberleriyle beraber iman eden ashap soruyor, “Allah’ın vaat ettiği gün ne zaman, fetih günü ne zaman ey Allah’ın Resulü?” diyorlardı.
Olayı Allah bize şöyle anlatıyor:
وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ
أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
“Peygamber ile yanındaki müminler Allah’ın vaat ettiği yardım ne zaman yetişecek?” diyecek duruma geldiler. Allah cevap veriyor. İyi bilin ki Rabbinizin yardımı yakındır.”
Allah Resulü de en az onlar kadar istekli. Lakin önün de engeller vardı, başta hudeybiye engelinin aşılması lazımdı. Allah’ın Resulü (sav) antlaşmaya sadık kalıyor, peygamber verdiği sözden cayamaz deyip bekliyordu ki; bu anlaşmayı onlar bozsunlar.
Böylece efendimizin önündeki engeli kendi elleriyle kaldırdılar. Asker hazır, lakin Efendimiz kan dökmesini istemiyordu. Bunun içinde alınması lazım gelen diğer tedbirler vardı. Allah Resulü (sav) bütün o tedbirleri aldı artık Kâbe putların istilasından kurtarılacaktı.
Allah Resulü (sav) Mekke seferine çıkmak için son hazırlıklarını da yapmış ancak bu kararını, daha doğrusu, Kureyiş müşriklerinin üzerine yürüme fikrini, son derece gizli tutuyordu.
Kimsenin bilmesini istemiyordu çünkü O müminlere karşı pek şefkatli ve merhametliydi. O şefkat peygamberi kan dökülmesini istemiyordu. Şayet birileri haber alıp olay Mekke müşriklerine duyurulursa onlarda hazırlık yapar çarpışma ve kan dökülme kaçınılmaz olur.
O nedenle bu işi son derece gizli tutarak düşmana hazırlanma fırsatı vermeden ani bir baskınla onları teslim olmaya mecbur edip fethi gerçekleştirmek istiyordu.
Onun işi insanları öldürüp cehenneme göndermek değil aksine insanlara ebedî saadeti kazandıracak olan hak ve hakikati tebliğ etmekti.
Teslime mecbur bırakıldıkları takdirde içlerinden birçoğunun gönlü İslam’a kayabilirdi. Böylece iman nimetini elde etmiş olabilirlerdi!
O halde, düşmanı tamamen imha etmek yerine düşmana karşı koyma fırsatı vermeden teslim almak onun ulvî gayesine daha uygundu.
Hatta Kureyş müşriklerinin üzerine değil de Necid tarafıyla meşgul olmak istiyormuş intibaını vermek için de Ebu Katâde Hazretlerini askerî bir birlikle İzam vadisi tarafına doğru gönderdi.
Böylece, Mekke tarafına değil de Necid tarafına gidecekmiş tarzında haberler yayılınca müşrikler herhangi bir endişe duymayacaklar ve bir hazırlığa da kalkışmayacaklardı.
Hatta bu işi Hz. Âişe Validemize bile açıkça belirtmemiş sadece “Yol hazırlığımı yap” demekle yetinmişti. Allah Resulü (sav) Efendimiz, bu seferde gizliliğe o derece ihtiyaç duymasının sebebi Mekke-i Mükerreme gibi mübarek bir beldeyi Kâbe-i Muazzama gibi yeryüzünün en şerefli ve faziletli binasını, kimseyi öldürmeden putlardan temizlemek istiyordu.
O’nun (asm) şu duası bu niyetinin açık bir ifadesiydi:
“Allah’ım! Yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez hale getir! Beni, birdenbire görüp işitsinler.”
İşte, bütün bu tedbirlere başvurduktan sonra, Resulü Ekrem Efendimiz, bir kısım ashabına Mekke üzerine sefere çıkılacağını haber verdi ve hazırlanmalarını emir buyurdu.