10 Nisan 2026, Cuma
01:10
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı
Bu dünyaya memur ve misafir olarak gönderilen şu insanın yol haritasını tövbe suresinde ki gelecek şu ayetle belirlemiştir:

“Allah, müminlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır.” O (müminler ki;) Allah yolunda mücadele ederler, öldürürler ve öldürülürler. Bu Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da da üstlendiği gerçek bir vaadidir. Verdiği sözde Allah’tan daha sadık kim olabilir ki? O halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin ey müminler Müjdeler olsun size, işte en büyük mutluluk, işte en büyük başarı!” 

 

Bu ayeti kerimenin yorumunu bir hikâye ile anlatmaya çalışacağız!

      Nefis ve malını Cenab-ı Hakk’a satmak, ona kul olmak ne kadar kârlı bir ticaret ve ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciği dinle:

Bir zaman bir padişah, tebaasından iki adamdan her birisine emaneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi her şey var. Fakat fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan, hiçbir şey kararında kalmaz. Ya mahvolur veya tebeddül eder gider. Padişah, o iki adamına kemali merhametinden bir vezirini gönderir. Gayet merhamet kâr bir ferman ile onlara söyletir:

      “Elinizde olan emanetimi bana satınız.

Ta, sizin için muhafaza edeyim, beyhude zayi olmasın hem büyük bir kâr size vereceğim.

Birinci kâr:

Hem muharebe bittikten sonra size daha güzel bir surette iade edeceğim. 

İkinci kâr: Hem güya o emanet malınızdır, pek büyük bir fiyat size vereceğim.

Üçüncü kâr:

 Hem o makine ve fabrikadaki âletler, benim adıma ve benim tezgâhımda işlettirilecek.

Dördüncü kâr:

 Hem fiyatı hem ücretleri, birden bine yükselecek. Bütün o kârı size vereceğim.

Beşinci kâr:

 Hem de siz, âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masraflarını tedarik edemezsiniz. Bütün masrafları ve levazımatı, ben deruhte edeceğim.  Elde edilen bütün kârları ve menfaattarı size vereceğim. Hem de terhisat zamanına kadar elinizde bırakacağım.

İşte beş mertebe kâr içinde kâr...

Eğer elinizde ki emaneti satın almak isteyen padişaha satmazsanız beş derece zarar içinde zarar edeceksiniz!

Birinci zarar:

Zaten hiç kimse elindekini muhafaza edemiyor, herkes gibi elinizden çıkacaktır.

İkinci zarar:

 Hem beyhude gidecek hem o yüksek fiyattan mahrum kalacaksınız.

Üçüncü zarar:

 Hem o nazik, kıymettar âletler, mizanlar, istimal edilecek şahane madenler ve işler bulmadığından; bütün bütün kıymetten düşecekler.

Dördüncü zarar:

Hem idare ve muhafaza zahmeti ve külfeti başınıza kalacak.

Beşinci zarar:

Hem emanette hıyanet cezasını göreceksiniz.

İşte beş derece zarar içinde zarar...

 

Hem de bana satmak ise, bana asker olup benim namımla tasarruf etmek demektir. Âdi bir esir ve başı bozuğa bedel, âlî bir padişahın has, serbest bir yaver-i askeri olursunuz.”

 

O iki adamdan biri, şu iltifatı ve fermanı dinledikten sonra, onlardan aklı başında olanı dedi:

      “Baş üstüne, ben iftiharla satarım, hem de bin teşekkür ederim dedi.”

      Diğeri mağrur, nefsi firavunlaşmış, kendinde başka kimseyi düşünmeyen serseri adam güya ebedî o çiftlikte kalacakmış gibi, dünya zelzelelerinden faydasız işlerinden haberi yok dedi:

      “Hayır! Padişah kimdir? Ben mülkümü satıp, keyfimi bozmam” dedi.

      Biraz zaman sonra birinci adam öyle bir mertebeye çıktı ki, herkes haline gıbta ediyordu, padişahın lütuf ve ihsanına mazhar olmuş, has sarayında saadetle yaşıyor. Diğeri, aklını belden aşağıya kullanan serseri adam öyle bir hale giriftar olmuş ki; hem herkes ona acıyor hem de “müstahak!” diyor.

Çünkü hatasının neticesi olarak bütün mülkü ve serveti gitmiş hem bedeni hem ruhu azap içinde azap görüyordu.

Şimdi temsil burada bitti, aslına dönüyoruz!

 

      İşte ey nefsi peşinde koşan insan! Şu misalin dürbün ile hakikatin yüzüne bak. Amma o padişah ise, ezel-ebed Sultanı olan Rabbin, Halikımızdır. Ve o çiftlikler, makineler, âletler, mizanlar ise, senin daire-i hayatın içindeki benim dediğin şeyler cisim, ruh ve kalbin ve onlar içindeki göz ve dil, akıl ve hayal gibi zahirî ve bâtıni hasselerindir. Ve o yaver-i Ekrem ise, Resul-i Kerim'dir. Ve o ferman-ı ahkâm ise, Kur'an-ı Hakim’dir ki, bahsinde bulunduğumuz o büyük ticareti Rabbimiz şu ayetle ilân ediyor:

“Allah, müminlerden cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır.”

 

Not: Bu hikâyenin aslı Bediüzzamanın Sözler mecmuasındadır.

Kaynaklar:

 ( 1) Tövbe Suresi 9/111

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı