Bundan önceki 15 temmuzun ikinci versiyonu başlıklı makalemde Allah Resulü (sav) Yahudilerin kalelerini kuşattı ve kaleden dışarı çıkmayan Yahudilerin canlarından çok sevdikleri hurma ağaçlarını da kestirmeye başladı diye yazmıştım. Yalnız akla gelen bir soru var, Allah Resulü (sav) yaş ağaç kestirdi mi? Okuyucuyu yormamak için bu sorunun cevabını ikinci makaleme bırakmıştım. Bu makalemde konuyu anlatmaya çalışacağım.
Beni Nadır Yahudilerinin kaleleri çok muhkem olduğu için, kaleyi kuşatmak Yahudiler için fazla bir anlam taşımıyordu. Yahudiler, bu kalenin kendilerine Allah tarafından takdir edilen azabı önleyeceğine inanıyorlardı. Bu yüzden kendilerini emniyette hissediyorlardı. Ashabı kiramın da sabrı azalıyordu, bırakıp gitseler Yahudiler bozgunculuklarını daha da artıracaklardı. O nedenle rahmet peygamberi buna bir çare bulmalıydı, neticede buldu da.
Allah Resulü (sav) Yahudilerin mallarını canlarından daha çok sevdiklerini biliyordu, bu sebeple onların hurma ağaçlarını kestirmeye başladı. Normalde Allah Resulü ashabına, “Sakın kadınlara, çocuklara dokunmayın, yaş ağaç kesmeyin diye sıkı sıkıya tembihte bulunurdu.” Şimdi ise söylediğinin tersini yapıyor bu nasıl çelişki, ashap tereddüde düşmüşlerdi!
Aslında Allah Resulü burada bir harp taktiği uyguladı, maksat Yahudileri kaleden dışarıya çıkartmaktı ve taktik tuttu. Allah da Yahudilerin kalplerine korku saldı, hiç ummadıkları yerden onları bastırdı. Yahudiler buna dayanamayıp kalelerinden dışarı çıktılar. Allah Resulü de yakaladıklarını kestirdi, kimisi de kesilmeyi göze alamadı kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle evlerini ateşe verip cehennem olup gittiler. Böylece Yahudilerin kaleleri Müslümanlara kaldı.
Ashabı kiramın tereddüdünü gidermek için, Rabbimiz aşağıda gelecek ayeti kerimeyi gönderdi. Peygamberimizin nasıl bir harp dâhisi olduğunu askerine gösterdi. Gerçi peygambere dahi denmez, çünkü O dehalar üstü bir deha sahiptir! Rabbimiz gönderdiği ayeti kerimesinde şöyle buyuruyordu:
“Hurma ağaçlarından herhangi bir şeyi kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyledir. Bu izin yoldan çıkan fasıkları rezil etmek içindir.” (1)
İslam orduları her gün bir adım daha ilerleyip şama kadar da dayanmışlardı. Bu durumu hazım edemeyen haçlı orduları akılları sıra Müslümanlara köklü bir ders vermek ve bir daha bellerini doğrultamayacaktı. Kendilerine o kadar güveniyorlardı ki; hemen bir çırpıda Müslümanların işinin bitireceklerdi. Ama iş bekledikleri gibi olmadı, Allah’ın yardımıyla Müslümanlar galip gelip Romalılara iyi bir ders verdiler.
Romalılar askerleri kaçmasınlar diye birbirine zincirlerle bağlayıp İslam ordularının karşısına 300-400 bin kişilik bir orduyla çıktılar. Buna mukabil İslam orduları 40 küsur bin kadar bir ordu idiler. Harp başlamış ve roma orduları bozguna uğramış, kaçabilenler kaçmış kaçamayanların canı cehenneme gönderilmiştir.
Roma orduları komutanlarından biri canını kurtarıp Roma’ya vasıl olup imparatorun huzuruna çıkmış durumu haber vermiş ve demiş: “Efendim çok fazla ölü ve yaralılar var onları nereye koyalım?” İmparator deli divane olmuş “Yıkıl karşımdan götürüp cehenneme koyun. Aman tanrım Mesih aşkına bu ne hal tarihe geçecek bir rezalet” demiş! Bunlar daha öncede böyle bir oyun oynadılar, ayaklarına dolaşmıştı.
Şimdide İslam düşmanları yeniden bir başka oyunun peşine düştüler. Fakat bizdeki sözüm ona güya aydınlar 95 senedir aşağılık duygusuyla yaşamaya alışmışlar: “Efendim Amerika’nın, Avrupa’nın gayri safi milli hasılası bizimkinden 8 kat daha fazla biz onlarla başa çıkamayız” diyorlar!
Yazıklar olsun tarih okumuyorlar ki; İslam tarihine baksalar görecekler, Müslümanların gayri safi milli hasılası beni Nadır Yahudilerine kıyasla 0 denecek kadar azdı. Roma ordularının sayısı Müslümanların sayısından 8 kat daha fazla idi ama Romalılar yeryüzünde Müslümanların karşısında kaçacak delik aradılar.
O zamanki Müslümanların taşıdığı birlik ve beraberlik ruhu düşmanları perişan etti. Biz de aynı ruhu yakaladık mı, Allah’ın izniyle olmaz dediğimiz şeylerin olduğunu göreceğiz.
Kaynak:
(1) Haşir Suresi 59/5